Siyasiler söylediklerini iyice düşünmeden günü kurtarmak
adına laf olsun diye konuşurlarsa, çelişkiler birbirini izler ve bunun sonucu
olarak toplumun siyasilere güveni yok olur. Siyasete ve siyasilere toplumun
güveninin kaybolması ise siyaset dışı güçlerin iştahını kabartır. Bu bakımdan
“Dün dündür, bugün bugündür” mantığının siyasete geri dönmesine izin
verilmemelidir.
Ne demek istediğimi açıklamadan önce, bu değerlendirmelerim
tüm siyasiler için geçerli olmakla birlikte özellikle iktidar mensupları için
çok daha geçerlidir. Konuşmuş olmak için konuşmak siyasetçinin itibarını
kaybettirmekle kalsa, yani zararı sadece kendisine olsa pek fazla
önemsenmeyebilir. Bu noktada iki olaya dikkat çekmek istiyorum. İlki Mavi
Marmara olayının ardından İsrail’e karşı takınılan ve toplumun büyük bölümünün
desteğini alan tavır ile bugün gelinen nokta arasındaki farktır. Mavi Marmara
olayının ardından İsrail ile diplomatik ilişkiler en alt düzeye indirilmiş, iki
ülke arasındaki ilişkilerin yeniden kurulabilmesi için bazı şartlar ileri
sürülmüştü. Bunlar, İsrail’in Mavi Marmara şehitlerinin ailelerine tazminat ödemesi,
ikinci özür dilenmesi, üçüncüsü ise Gazze’ye uygulanan ablukanın
kaldırılmasıydı. Bu şartların hiç biri yerine getirilmediği halde İsrail ile
görüşmelerin başladığı medyaya yansıyan haberler arasında. Bu haberlerle ilgili
bir yalanlama gelmediği gibi, Hamas ile İsrail arasında ateşkes sağlanması için
Türkiye’nin Mısır ile birlikte arabuluculuk yaptığı bizzat Başbakan tarafından
dile getirildi. Bu arada İsrail ile görüşmelerin sadece ateşkes sağlanması ile
ilgili olmadığı da görülüyor.
Dikkat çekeceğim ikinci tutarsızlık ve çelişki ise
Patriotlar konusunda yaşandı. Türkiye’nin ABD’den Patriot füzesi istediği
haberleri medyaya yansıdığında böyle bir talebin olmadığı iktidar kanadından
yalanlandı. Haberler daha sonra düzeltilerek bu defa Patriot füzelerinin
NATO’dan istendiği şekline dönüştü. Bu haberler üzerinde NATO’ya resmi bir
müracaat olmadığı açıklaması yapıldı. Ne var ki çok geçmeden NATO ile
görüşmelerin başladığı netlik kazandı ve sonunda NATO’nun Patriot füzesi
talebimize müsbet cevap verdiği açıklandı. NATO’dan füze istemek gerekir mi
Ülkemizi savunmak için NATO füzelerine mi ihtiyacımız var Gazetemizin manşete
taşıdığı “Türkiye toprakları bir NATO toprağı mı ” sorularının cevabı ayrı bir
yazı konusu.
Netice itibariyle yapılan çakılmalara göre Suriye’nin elinde
bir takım toplu imha silahları vardır, buna karşı savunma sisteminin
güçlendirilmesi gerekiyor. Bunun yolu da üyesi olduğumuz NATO’dan savunmaya
yönelik füze sistemi istenmiştir. Ne var ki çelişkiler bu noktadan sonrada
bitmedi.
Hemen iktidar kanadından yapılan açıklamada NATO’dan
alınacak füze sistemlerinin kontrolünün bizde olacağı açıklandı. Hem de bu konu
daha tartışmadığı halde. Bu açıklamanın üzerinden çok geçmedi bu defa füzelerin
kullanımının NATO’da olacağı belirtildi. İşin doğrusu da buydu, çünkü,
füzelerle birlikte NATO askerleri gelecekti. Bu askerler turistik gezi
yapmayacak, bu füzelerin kullanımında görev alacaklardı. İşlerin tam çıkmaza
girdiği, çelişkinin gizlenebilir bir yanı kalmadığı noktada Milli Savuma
Bakanı, füzelerin kullanımının NATO’da olacağını ancak, söz konusu ekip içinde
NATO üyesi olmamız sebebiyle bizden de askerlerin bulunacağını açıkladı. İşin
doğrusu buydu ama bu noktaya gelene kadar yapılan açıklamaların hep birbirini
yalanması çelişkiler yumağı oluşturuyordu. Bu çelişkiler ister istemez
siyasilere duyulan güveni kaybediyor. Ondan sonrada siyasete siyaset dışı bir
takım güçlerin müdahalesi söz konusu oluyor. Herne sebeple olursa olsun bu tür
müdahaleleri doğru bulmuyorum ama, özellikle iktidar mensuplarının ayak üstü
konuşmaktan vazgeçmeli, bir süre sonra yalanlanacak açıklamalardan kaçınmaları
gerekiyor.