Radikal‘daki yazısında"Dünyada da, Türkiye‘de de askeri darbeler dönemi kapandı" ifadesini kullanan Türker Alkan, içinden "o beee!.." diyenlere yeni bir tehlikenin sinyallerini veriyor; "askeri darbe olasılığının azalması, demokrasilerin tehlikede olmadığı anlamına gelmiyor. Gelecekte demokratik yönetimlere yönelmiş pek çok tehlikeyle karşılaşmamız olası: Sivil diktatörlükler!"Askeri darbe yapmak isteyenler yok mudur? Elbette vardır, olmaya da devam edecek. Fakat (çok anormal şeyler olmazsa) Türkiye‘de askeri bir darbe olacağını sanmıyorum. Dünyada da, Türkiye‘de de askeri darbeler dönemi kapandı. Son 20 yıldır yapılan ve başarılı olan askeri darbe sayısı giderek azalıyor. Başarılı olanlar da belirli bir ekonomik gelişme düzeyinin altındaki ülkelerde gerçekleşiyor.
Fakat askeri darbe olasılığının azalması, demokrasilerin tehlikede olmadığı anlamına gelmiyor. Gelecekte demokratik yönetimlere yönelmiş pek çok tehlikeyle karşılaşmamız olası: Sivil diktatörlükler!
Bir insanın asker olmaması mutlaka demokrat olduğu anlamına gelmeyeceği gibi, asker olması da mutlaka otoriter olduğu anlamına gelmez. Geçen yüzyılın en eli kanlı diktatörlerine bakın: Hitler, Mussolini, Lenin, Mao, Salazar... Hepsi de sivil yaşamdan gelmeydi.
Geleceğe bakınca demokrasi için üç büyük tehlikeden söz edebiliriz sanırım. Birincisi, küreselleşmenin dayatacağı ortamdır. Küreselleşme, en önemli kararların gittikçe sıradan insanın etki alanının dışına çıkması anlamına gelmektedir. IMF, Dünya Ticaret Örgütü, AB, NATO, ekonomik bunalım, alınacak önlemler, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi... Ve daha nice örgütler, kurumlar ve düzenlemeler vardır ki insanların vereceği oydan etkilenmez, denetlenemez. Verilen oyların en önemli konularda hiçbir değerinin olmadığı bir düzen ne kadar demokratik olabilir ki?
Küreselleşmenin etkisi ve baskısı gittikçe kendisini daha fazla hissettirecek, bundan emin olabilirsiniz.
Demokratikleşme sürecini tıkayan ikinci engel hızla gelişen teknolojiden kaynaklanabilir: Bilgisayarlarla bir ülkede yaşayan herkes hakkında bilgi sahibi olabilirsiniz. Dünyadaki telefon konuşmalarının veya normal konuşmaların hepsi dinlenebiliyor. Uydudan insanlar izlenebiliyor. Bilgi güç demektir. Bu güç arttıkça ve yoğunlaştıkça demokrasiden uzaklaşma ihtimali de o oranda artacaktır. Bunun ne kadar etkili ve belirleyici olduğunu son yıllarda hep beraber gördük.
Üçüncü tehlike ‘apati‘ veya ‘duyumsuzluk‘ denen olgudur. Çağdaş toplumlarda insanlar gittikçe siyasetten uzaklaşıyorlar: Kendini karar alma sürecinin dışında hissetmek, ‘ne yapsam fark etmiyor, elimden bir şey gelmiyor‘ diye düşünmeye başlamak, bürokratik engellerden yılmak, ‘büyüklerimiz nasıl olsa bu sorunları çözer‘ diye yükümlülükten kaçınmak, ‘bu sorunlar çok teknik, ben doğru bir karar veremem‘ diye yılgınlaşmak... Uzaydan okyanus diplerine, eriyen buzullara, çapraşık ekonomik sorunlara kadar yüzlerce konuda fikri sorulan günümüz (ve geleceğin) insanı ‘Bu sorunlara çözüm üretmek ve üretilen çözümleri değerlendirmek beni aşar‘ demek zorunda kalabilir.
Bu üç gelişme de askeri olmayan otoriter düzen tehlikesinin sinyallerini vermektedir. Tanklarla değil, bilişim ve iletişimle gerçekleştirilecek diktatörlükler...
‘Soft‘ dikta rejimleri. Çoğu zaman geldiğini farkında bile olmazsınız.