Emrolunduğun gibi dosdoğru ol. Konjonktüre göre konum belirleme. Zamana zemine göre şekil alma. Sana imkân sağlayanların, dünyanı abat edenlerin ahiretini berbat etmeleri muhtemeldir.

Hz. Peygamber «beni Hud suresi ihtiyarlattı» buyuruyor. Surede bir ayet sebebiyle: Emrolunduğun gibi dosdoğru ol. Emir Azim yerden.

Doğruluk adına karşına çıkanların gücünden korkma, Hakkın yanında ol. Hakkın yanında olmanın tehdit, gücün yanında olmanın güvenlik olduğu algısına kanma.

Dünyada doğruluk emrine uyanları bekleyen zorluklar var. Samimiyet sınavıdır bu. Dine bağlılık pazar alışverişi gibi değildir. Bedeni ihtiyarlatırken ruh gençleşir. Zorluk bir bedeldir ve sonunda müjdeye gebedir.

Din samimiyettir. Samimi olmak,  gücün çirkin yüzüne hak seda ile haykırmaktır.

Bir vesileyle yoldan çıkmış olabilirsin. Doğru olmak bazen ricattır. Dönmek, yeniden yola koyulma erdemidir.

Nereden baksanız aynı aynanın karşısındasınız: Nebinin (s.a.v.), «aldatan bizden değildir» uyarısıyla bir kez daha sarsılıyoruz. Aldatmaya kurgulanmış bir düzenin içinde olarak…

Küresel değerler; varolmak için aldat diyor. İmitasyonu gerçek olarak satmayı salık veriyor. İki yüzyıldan beri çalınmış bir ruh modeli var önümüzde. Ruhu bedenden soyan, sonrada ortada bırakan.

Ruhu köleleştiren bedendir bazen. Küresel benlik beden üzerinden ilerler. Beden nefsin emrindedir.

Faydacı zihniyet yeniden hortladı. Hem de din kisvesi altında. Aydınlanmacılarda öyle demişti. “insanların bütün kabiliyetlerinin en yüksek faydayı sağlayacak şekilde geliştirilmelidir.”

Her şey gözlenebilir olana, elle tutulur gözle görülür olana tahvil ediliyor. Yüzyılın fitnesi.

Ne ki Deccal’in özelliği de böyle değil mi.  Cenneti gösterdiği yere koşanlar ateşe, cehennem tehdidine karşı meydan okuyanlar kurtuluşa erecekler. Yani gücünden, hegomanyasından, küresel sisteminden korkmayanlar selamete erecekler.  Hak yolda sebat edenler, göğsünü tankların önüne siper edenleri bekleyen müjdeler var.

İki hayat takdir edilmiştir insana. Dünya ve ukba. İkisinde de sırat var. Belirlenmiş yollar.

Henüz birinci hayattayız.  Burası için belirlenmiş bir yol var. İlk insan Hz. Adem›den beri belirlenmiş bu yolun adı: Sırat-ı müstakim. Dosdoğru yol. Her doğruluğun bir bedeli var. Dünya sıratının bedeli yakıcıdır bazen. 

Bir kere öleceksin.  Orada da seni bekleyen bir sırat var. Kıldan ince olmasına dikkat et; zerre ölçüsünde haksızlığın hesabı var.

İki sırat var. İki yolu bağlama biçimi.  Dünya sıratını ahirete bağlamaya çalışanlarla, ahiret sıratını dünyaya bağlayanlar arasında kavga var. Sizin tarafınız hangisi.

ZEHİRLENMİŞ İYİMSERLİK 

Ahireti dünyaya indiren, sayılır bir nesne kılan bir anlayış var. Bir oldubittiye geliyoruz, kun fe yekun hilafına. Hitap eden bir adem değil, Ruhulkudüs taklidinde. Her hakikatin üzerinde bir yorum ambalajı var.

Ahiretin sıratı dünyanın sıratına ekleniyor. Beklenen mukadder yol, seyrettiğiniz karayoluna bağlanıyor. Güven verici, tartışmasız bir eminlik içinde sakin bir hitap. Muhipleri bir habbe olup tespihinde dizilmek istiyor. Sıradan sözler bile sırra kadem basmış bilgenin dilinden dökülüyor. Dinleyicisinin keramet atfettiği bir hipnoz hali. Gözyaşı en sahici bir mührün mürekkebi gibi. Dünyanın geri kalanının ne dediği anlamını yitiriyor.

Her sorun için paket çözümler sıralanıyor. Her alanda uzmanlık var. Eğitim, sağlık, siyaset, medya…  En nihayet ahiret endişesini izale eden mülahazalar. Bağlı olmak yetiyor ahiret için; zira tescil edilmiş fırkay-ı naciye hükmü var!

Bedduası da var sinelere dokunan... «Bu insana yapılanlar ahh…» diyor modern şakirtler. Çevresinde traşlı, maaşlı, çocuklarının geleceği teminatlı ve küresel iktidarın güvencesinde bir itaat zinciri. Çelikten mihver içinde pleksiglass fonların önünde, çatısının üstünde kuş uçurulmayan, tahtını kralların kıskandığı bir makamda oturur zat. Tane tane inci gibi dökülen her kelamda hikmet arayışında muhibban. Söz dönüyor dolaşıyor: «Evlerini ateş salsın» nidasıyla hükme bağlanıyor. Ateş, mevzi değiştirip muhibbanın ocağına düşüyor. Va esafa.

ÖLDÜRESİYE KURTARICILIK

Küresel deccaliyetin dayattığı bir hayat tarzı var. Bir yanında haz odaklı bir hayat öte yan da küresel gücün güdümüne bağlanma çağrısı.

Mesele kurtarmak. Dünyayı ahiretten kurtarma. Dünyayı daha yaşanabilir kılmak. Çünkü iki yüz elli yıl önce batıda «dünyadan ötesi yok» hükmü verildi.

«Bastığın yerleri toprak diyerek geçme, tanı.» Zemin ayağının altında koşu bandı gibi. Dökülen onca tere rağmen Amerikan menşeli bir bandın üstündesin işte.

Dökülen kanlarla zemin dürülüyor hakperestler önünde. Hipnoz edilmemiş gözlere hitabı var şehitlerin; «hesapçı kafayı bırak, bir namlunun önüne hiçbir hesap yapmadan kariyerlerin en ulaşılmazına erdim.»

Herşey ben yaşarken oldu demelisin. Hayali varlığından kurgusal benliğinden rücu et. «Ne zamanın içinde ne de büsbütün dışında.» Manevi beklentiler giderek uzaklaşırken, yaklaşan dünya nimeti değil mi?

Gelecek bizim deniliyor. Ağabeyler öyle diyor. Ama «kaderin üstünde bir kader var.» Orada ki levhada bir başka şey yazılı:

‹El akibetu lil muttakin.› Gelecek sakınanlarındır. Gelecek sadece Allah›tan korkanlarındır.    Gelecek yorumla elde edilmez.

Her cürmü iyi gösteren ayna karşısında, günü kurtarırsın. O kadar.