Türkiye, son derece önemli bir seçim sürecine girdi. Bu seçimler, özellikle Kürt Sorununa bir çözüm bulunup bulunamama konusunda, belki de en önemli testten geçecek.
Anayasa değişikliği Türkiye Cumhuriyeti Devletinin gerçek niyetini veya nereye kadar gidebileceğini gösterecek. Sokaklardaki kargaşanın temelinde, PKK‘nın açıkça bir şantajının yattığını görüyoruz.
Başbakan ne kadar "Kürt sorunu kalmamıştır... Kürt vatandaşlarımızın sorunları vardır" dese de bir sorun olduğu açık. Dikkat edecek olursanız, Kürt militanlar sokaklardan çekilmiyor. Bunun başlıca nedeni de, KCK (Kürdistan Topluluklar Birliği Türkiye Meclisi) yapılanmasına karşı Devlet‘ in giriştiği mücadele.
KCK yapılanması ne demek? Açıkçası, PKK kendi seçtiği sivil kadrolardan, kendine özgü bir bürokrasi kuruyor. İlerde bu bölgeyi yönetecek olan yönetici kadrosu oluşturuyor. Devlet de, bunu engelleyebilmek için, önüne geleni "PKK militanı" diye tutukluyor, mahkemelere sürüklüyor. Şimdiye kadar yaklaşık 110 kişi tutuklandı ve mahkemeye sevkedildi. 20 kişi firarda. Koskoca bir teşkilatın eli kolu kesildi, ancak sonu gelmiyor. PKK, boşalan kadrolara hemen yenilerini atıyor. Devlet üzerindeki baskı sadece bu kadarla da kalmıyor.
Sivil İtaatsizlik Eylemleri giderek yaygınlaşıyor. Tutukluların, mahkemelerde Kürtçe konuşma ısrarı, yargının direnciyle karşılaştığı için bu defa yargılama yapılamıyor ve açılan yara sürekli kanıyor. 25 kentte kurulan, ardından her defasında polis tarafından sert şekilde kaldırılan çadırlar da buna eklenince, sokaklar ateş topuna dönüyor. Sonu alınamayan bir gerilim çıkmazı yaşanıyor. Bu şekilde devam edilmesi çok zor bir durumla karşı karşıyayız. Zira, bu yaklaşıma bizler "terör" diyoruz, başkaları "Sivil İtaatsizlik-Demokratik hak" diye algılıyor. Kısır döngüden kurtulunamıyor. Artık yavaş yavaş, şu temel soruyu kendi kendimize sormak zorundayız. Acaba, seçim sonrasında bir çözüm sürecine ciddi biçimde gidilecekse, şimdi böylesine bir sert tutum devam etmeli mi ? Yoksa, şimdiden seçim sonrası atılacak adımları hazırlama adına , biraz frene basılmalı mı? Bu yaklaşımı PKK‘yı kabullenmek veya faaliyetlerine göz yummak şeklinde almamalıyız. Yeni bir sürecin hazırlığı şimdiden mi başlanmalı, yoksa seçim sonrasına kadar kan revan kavgaya girişip, Devletin ne kadar güçlü olduğunu gösterip, sonra mı kollar sıvanmalı. Sonra, açılan yaraları kapatmak daha güç olmaz mı?
Çuvaldızı, biraz da BDP‘ye batırmamız gerekiyor. Türkiye, son derece önemli bir seçim sürecine girdi. Bu seçimler, özellikle Kürt Sorununa bir çözüm bulunup bulunamama konusunda, belki de en önemli testten geçecek. Anayasa değişikliği Türkiye Cumhuriyeti Devletinin gerçek niyetini veya nereye kadar gidebileceğini gösterecek. Sokaklardaki kargaşanın temelinde, PKK‘nın açıkça bir şantajının yattığını görüyoruz. "...Eğer çözüm yolunda adım atılmaz ve biz rahat bırakılmazsak, Türkiye‘yi böylesine ateş topuna döndürürüz ..." mesajını veriyorlar. Sopa gösteriyorlar. BDP artık bu oyuna bir dur demeli. Parti mesajını verdi . İçimize sinmese dahi , hepimiz de anladık. Artık yeter. BDP, önümüzdeki dönemde, PKK üzerinde ne kadar etkisi varsa kullanmalı ve sokakları hiç değilse seçim sonrasına kadar rahat bırakmalı. Böylesine kavgayla yaşamak çok zor. Sonrasında, nasıl Devlet yaraları sarmakta zorlanacaksa, BDP‘de Türk kamuoyunu bu kadar gerdikten sonra, istediği çözümlerde esneklik istemekte zorlanacaktır. Gerçekten de yetti artık... Karşılıklı olarak, tırmanmayı durdurmalı, bir süre frene basmalıyız.
Mehmet Ali Brand POSTA