BDP‘nin örgüt üzerindeki etkisinin ‘sıfır‘ olduğu bir konjonktürden geçiyoruz.
BDP örgüte teslim olmakla kendi kurumsal kimliğini ve kişiliğini korumak ikilemiyle karşı karşıya bugün. Ahmet Türk‘ün iki polisin şehit edilmesinden sonra "failleri kim olursa olsun kınıyorum" demesi yetmez. Saldırının kimden geldiğini bilmiyor mu? PKK‘nın iki polis memurunu neden şehit ettiğini Ahmet Türk bilmiyor mu? Örgütün ne yapmaya çalıştığını görmüyor mu? Ahmet Türk ve öteki BDP‘liler seslerini asıl şimdi yükseltebilmelidirler. Bunu yapabilecekler mi? "Failleri kim olursa olsun kınıyorum" ne demek? Bu sözünüzle kime ne mesaj vermiş oluyorsunuz ki? BDP, PKK ile aynı şey ise sözümüz yoktur. Masum insanları katleden silahlı bir terör örgütünün arkasına saklanıp sûret-i haktan görünemezsiniz. Kürt sorununun çözümünde BDP‘nin bir katkısı olacaksa, bu PKK‘nın kuyrukçuluğunu yaparak olamaz. Halktan aldığı oylarla Meclis‘e gelmiş meşrû bir siyasi hareketin misyonu ‘terör örgütünün vitrin yüzü‘ olmak değildir. Samsun‘daki eylemin ortaya çıkardığı üçüncü gerçek şudur: İçinden geçtiğimiz şu günlerde dolduruşa gelmek kadar tehlikeli bir şey yoktur. Zira, bugünlerde Türkiye‘nin PKK ile ovadaki mücadelesi dağdaki mücadelesinden daha önemlidir. Bunu herkes iyi anlamalı. Umarız, Samsun‘da Ahmet Türk‘e; Kayseri‘de Enerji Bakanı Taner Yıldız‘a saldıran ‘asabi vatandaşlar‘ kimlerin ekmeğine yağ sürdüklerini anlamışlardır. Bazen vatanı ‘vatanseverler‘den de korumak gerekebiliyor. Öyle günlerden geçiriyoruz.