Türkiye Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi ile yönetiliyor…
Sisteme yönelik eleştiriler ve tepkiler zaman zaman gündeme geliyor.
Peki, bu sistem hangi yönleriyle eleştirilmekte?
Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'ne yönelik temel eleştiriler, kuvvetler ayrılığının zayıflaması, Meclis yetkilerinin azalması ve denge-denetim mekanizmalarının yetersiz kalması üzerinde yoğunlaşıyor…
Yürütme yetkisinin tamamının tek bir kişide (Cumhurbaşkanında) toplanması, geleneksel kuvvetler ayrılığı ilkesiyle çeliştiği gerekçesiyle eleştirilmekte…
Cumhurbaşkanının aynı zamanda bir siyasi partinin genel başkanı olması, tarafsızlık ilkesini zedelediği ve parti disiplini nedeniyle yasama organının yürütmeyi denetlemesini zorlaştırdığı yönünde değerlendirilmekte…
Cumhurbaşkanına kararname çıkarma yetkisinin verilmesi, yasama organının alanına müdahale edildiği ve kanunların etkisinin zayıfladığı şeklinde eleştiriliyor.
Eski parlamenter sistemdeki gensoru gibi hükümeti düşürme ve denetleme araçlarının kalkması, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin yürütme üzerindeki denetim gücünü azalttığı ifade edilmekte…
Tasarıların doğrudan milletvekilleri aracılığıyla teklif edilmesi ve bürokratik süreçlerin değişmesi, Meclis'in yasa yapma merkezli rolünü yitirdiği eleştirilerine yol açmakta…
Yüksek yargı organlarının üyelerinin belirlenmesinde yürütmenin etkisinin yüksek olduğu iddiaları, yargının tarafsızlığı ve bağımsızlığı tartışmalarını tetiklemekte…
Geleneksel devlet kurumlarının ve denetleyici kurulların yapısının değiştirilmesi, idari denetimin ve kurumsal hafızanın zayıfladığına dair eleştirilere neden olmakta…
Bunlar Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi ile ilgili belli başlı eleştiriler…
ABDULHAMİT GÜL BAŞKANLIĞINDA KOMİSYON KURULDU İDDİASI!
Turktime sitesinde gazeteci yazar Talat Atilla, “Erdoğan, parlamenter sisteme dönüş için komisyon kurdurdu!” başlıklı bir kulis yazısı kaleme aldı.
Kulis yazısına göre, Cumhurbaşkanı Erdoğan Parlamenter Sisteme dönüş için bir komisyon kurdurdu ve komisyonun başına da önceki Adalet Bakanı, AK Parti Meclis Gurup Başkanvekili Abdulhamit Gül’ü görevlendirdi.
Talat Atilla yazısında şu bilgileri verdi;
“Türkiye'de siyaset, uzun yıllardır "başkanlık sistemi mi, parlamenter sistem mi?" tartışmasının iki keskin kutbu arasında sıkışıp kaldı.
Aldığım bilgilere göre, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın talimatıyla eski Adalet Bakanı Abdülhamid Gül'ün öncülüğünde oluşturulan bir çalışma komisyonu kuruldu. Komisyon dikkat çekici bir arayış içinde. Öğrendiğim kadarıyla amaç, mevcut Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'ni yıpratacak bir tartışma yürütmek değil, sistemin güçlü yönlerini koruyarak parlamenter sistemin denge ve denetim mekanizmalarını nasıl yeniden devreye sokabileceğini araştırmak.
Bu yaklaşım, "ya o, ya bu" anlayışının ötesine geçen yeni bir siyaset dili arıyor gibi...
Siyasetin matematiği yok ama bana kalsa yüzde 80 parlamenter, yüzde 20 de yarı başkanlık modelinin dinamik unsurlarını hayata geçirirdim.
Aslında dünya siyaset tarihine kısa bir gezinti yaparsak örnekleri oldukça fazla.
Fransa mesela… 1958'de Beşinci Cumhuriyet'e geçerken ne klasik parlamenter sistemi tamamen korudu ne de katı bir başkanlık modeli benimsedi. Charles de Gaulle, iki sistemin güçlü taraflarını bir araya getiren yarı başkanlık modelini inşa etti. Bugün Fransa'nın siyasi istikrarının temelinde de bu sentez bulunuyor.
Finlandiya da benzer bir dönüşüm yaşadı. Güçlü cumhurbaşkanlığı yetkileri zaman içinde parlamentonun ağırlığını artıracak şekilde yeniden düzenlendi. Sistem değişti ama devlet geleneği kırılmadı.
Türkiye'nin kendi tarihine bakıldığında da benzer örnekler görmek mümkün. 1982 Anayasası sonrasında cumhurbaşkanının yetkileri genişletildi. 2007'de cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesi kabul edildi.
2017 referandumu ile Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'ne geçildi. Yani Türkiye'nin anayasal tarihi, keskin kopuşlardan çok, kademeli dönüşümlerin tarihidir diyebiliriz.
Belki de bugün sorulması gereken soru şudur:
Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'nin hızlı karar alma kabiliyeti korunurken, Meclis'in denetim gücü artırılabilir mi? Bakanların parlamentoya karşı daha fazla hesap vermesi sağlanabilir mi? Yasama ile yürütme arasındaki denge yeniden güçlendirilebilir mi?
Eğer Abdülhamid Gül'ün başlattığı çalışma bu sorulara cevap arıyorsa, bu yalnızca bir sistem tartışması değil; devlet yönetiminin geleceğine ilişkin ciddi bir zihinsel hazırlık anlamına geliyor olabilir.”




