Şalom, Türk Yahudi toplumuna yönelik yayın yapan, İstanbul'da yayınlanan haftalık gazete.

Peki, Şalom, İsrail ve ABD'nin İran'a saldırısını nasıl gördü?

Şalom’da yayınlanan bir köşe yazısında ABD’ye ilişkin çarpıcı ifadeler yer almakta…

Selin Barlas, Şalom'da yayınlanan “ABD'nin İran çıkmazı: Güç her zaman yetmiyor” başlıklı köşe yazısında dikkat çeken ifadeler kullanıyor;

“Aslında mesele sadece İran değil. Mesele, Amerika Birleşik Devletleri’nin dünyaya nasıl baktığıyla ilgili. Çünkü ABD, İran konusunda yaklaşık yarım asırdır aynı çelişkiyi yaşıyor: İran’ın politikalarını mı değiştirmek istiyor, yoksa doğrudan rejimin kendisini mi?

Başkan Donald Trump döneminde bu çelişki daha görünür hale geldi. Trump bir gün İran’ı tamamen yok etmekten söz ediyor, ertesi gün müzakere masasına dönüş sinyali veriyor. Bir paylaşımında rejimi tehdit ediyor, diğerinde “İran’ın parlak bir geleceği olabilir” diyor.

Çünkü ortada klasik bir ‘tavuk oyunu’ var. Hani iki sürücünün arabalarını birbirlerinin üzerine sürdüğü ve ilk direksiyonu kıranın kaybettiği o meşhur psikolojik savaş…

Böyle durumlarda genellikle kaybedecek daha fazla şeyi olan taraf geri adım atmıyor. İran rejimi için mesele yalnızca diplomasi değil; doğrudan hayatta kalma meselesi. Kaybederlerse iktidarı, hatta belki hayatlarını kaybedeceklerini düşünüyorlar. Trump içinse bu, siyasi bir prestij savaşı.

İşte bu yüzden Tahran direksiyonu kırmamak konusunda Washington’dan daha kararlı görünüyor.

Aslında tarihte bunun benzerlerini defalarca gördük. Vietnam Savaşı sırasında Amerika Birleşik Devletleri askeri olarak çok üstün olmasına rağmen, Kuzey Vietnam geri adım atmadı. Çünkü onlar için mesele yalnızca savaş değil, rejimin ve ülkenin geleceğiydi.

Benzer bir durum Sovyetler Birliği-Afganistan Savaşı sırasında da yaşandı. Sovyetler Birliği çok daha güçlüydü ama Afgan gruplar ‘zamanı’ silah olarak kullandı. Sonunda askeri üstünlük, siyasi sonuç üretmeye yetmedi.

Bugün İran’ın yaptığı da biraz buna benziyor: Rakibin ekonomik, siyasi ve psikolojik yorgunluğunu beklemek…

Fakat belki de en dikkat çekici benzerlik Küba Füze Krizi döneminde yaşandı.

1962’de dünya nükleer bir felaketin eşiğine geldiğinde, ABD ile Sovyetler Birliği kamuoyu önünde birbirlerine sert tehditler savuruyordu. Liderler geri adım atmayacaklarını söylüyor, savaş ihtimali giderek büyüyordu. Ama perde arkasında çok farklı bir trafik yürüyordu.

Bir tarafta sert söylemler vardı, diğer tarafta gizli diplomasi…

Sonunda Küba Füze Krizi; karşılıklı tavizler, dikkatli mesajlar ve kontrollü geri çekilmelerle çözüldü. Çünkü her iki taraf da şunu biliyordu: Bazı krizlerde mutlak zafer diye bir şey yoktur.

Bugün Washington-Tahran hattında gördüğümüz tablo da buna oldukça benziyor. Kamuoyu önünde tehditler yükselirken, perde arkasında hâlâ anlaşma ihtimali konuşuluyor.

Fakat Amerika Birleşik Devletleri’nin İran’la yaşadığı sorun yalnızca Trump’ın politikalarıyla açıklanamaz. Çünkü Washington uzun yıllardır İran’a karşı aynı anda iki farklı politika yürütmeye çalışıyor.

Bir yandan nükleer programı sınırlandırmak, bölgesel gerilimi azaltmak, rehineler veya güvenlik meseleleri konusunda İran’la anlaşmak istiyor. Ama diğer yandan da İran İslam Cumhuriyeti’nin meşru bir rejim olmadığına inanıyor.

Oysa müzakere etmek demek, karşı tarafı fiilen tanımak demektir.

Masaya oturduğunuz anda onu uluslararası sistemin bir parçası olarak kabul etmiş olursunuz. İşte tam da bu nokta Amerikan siyasetindeki şahin kanadı rahatsız ediyor.

Ama tarihe baktığımızda Amerika’nın bunu ilk kez yaşamadığını görüyoruz. Sovyetler Birliği döneminde de benzer bir çelişki vardı. Washington Sovyet sistemine ideolojik olarak karşıydı ama nükleer dengeyi koruyabilmek için Moskova’yla görüşmek zorundaydı.

Henry Kissinger bunu ‘gerçekçilik’ olarak tanımlıyordu. Yani sevmeseniz bile, çıkarlarınız gerektiriyorsa masaya oturursunuz.

İran konusunda bu yaklaşımın en net örneğini ise Barack Obama döneminde gördük. Obama yönetimi, İran rejimini değiştirmeye çalışmak yerine, önceliği nükleer tehdidi kontrol altına almaya verdi.

2015 yılında imzalanan ‘Kapsamlı Ortak Eylem Planı’ yani İran Nükleer Anlaşması da bu anlayışın ürünüydü. Anlaşmanın temel mantığı şuydu:

İran nükleer faaliyetlerini sınırlandıracak, buna karşılık Batı da ekonomik yaptırımları hafifletecekti.

Obama yönetimi bunu büyük bir diplomatik başarı olarak görüyordu. Ancak Amerikan sağının önemli bir bölümü için bu anlaşma kabul edilemezdi. Çünkü onların gözünde İran’la yapılan her anlaşma, rejime meşruiyet kazandırıyordu.

Trump anlaşmadan çekildi, İran’daki sertlik yanlıları güç kazandı ve bugün dünya yeniden aynı sorunun etrafında dönüyor: Amerika Birleşik Devletleri İran’la anlaşmak mı istiyor, yoksa İran’ı teslim almak mı?

Ve belki de asıl kritik soru şu: Bir süper güç, gerçekten her istediğini yaptırabilir mi?

Çünkü bazen savaşların kaderini silahların büyüklüğü değil, tarafların neyi kaybetmekten korktuğu belirler.

Bugün Tahran’ın verdiği mesaj çok net: “Bizim için bu bir varoluş meselesi.”

Washington’ın hâlâ netleştiremediği konu ise şu:

Bu mücadele Amerika için gerçekten ne kadar hayati?”

SELİN BARLAS KİMDİR?

Selin Barlas haber spikeri, sunucu, ve köşe yazarı’dır.

Haber Global ekranlarında yayınlanan Sınır Dışı isimli programı sunmaktadır.

1981 İstanbul doğumlu olan Barlas, İstanbul Maslak Ayazağa Işık Lisesi’ni bitirmiştir.

Resmi instagram ve twitter hesaplarındaki açıklamaları şu şekildedir. “Anne. Tarih öğrencisi. Köşe yazarı. TV sunucusu. Yapımcı. İtalyan-Amerikalı. Türk. İnci tutkunu. Hayvansever. İstanbullu. Kalabreli. Antepli.”

İstanbul Maslak Ayazağa Işık Lisesi’ni bitirmiş ardından Boğaziçi Üniversitesi Tarih Bölümünden mezun olmuştur. İstanbul Üniversitesi İspanyol Dili ve Edebiyatı bölümünde eğitimini sürdürmektedir.

Çok iyi derecede İngilizce diline hakim olan Barlas tam 7 dil bilmektedir.

Haber Türk ekranlarında Erhan Afyoncu ve Murat Bardakçı ile beraber sunduğu Tarihin Arka Odası isimli program ile gündeme gelmiştir.

Selin Barlas baba tarafından aslen Gaziantep‘lidir.

Babası İş Adamı Selim Barlas, amcası ise usta gazeteci Mehmet Barlas’tır.

Dedesi ise Heidelberg Üniversitesinde Doktora yapmış eski bakan ve gazeteci Sait Barlas’tır.

Dedesi Cemil Sait Barlas, (24 Haziran 1905-10 Ekim 1964) Eski Bakan ve Milletvekili, gazeteci, yazar, hukukçu, Pazar Postası ve Son Havadis gazetelerinin sahibi’dir.

Annesi İtalyan ve bir tarafı İsveç asıllı Nancy Milano Barlas’tır.

New York’un tanınmış ailelerinden olan annesi, Selim Barlas ile Amerika’da tanışmış ve Türkiye’de evlenmişlerdir.

Evli olan bir kız kardeşi vardır.

Bir röportajında tek yaşadığını belirtmiştir.

Selin Barlas 2026 yılı itibariyle 45 yaşındadır. Doğum tarihi 1981.

2025 yılında Sınır Dışı programına Elmas Ödülü verilmiştir.

5. uluslararası Elmas Ödülleri 2025, Sınır Dışı Yılın Dış Haberler Programı seçilmiştir. 2024 yılında ayrıca her pazar saat 00:00’da Renkli Sorular ile Haber Global ekranlarında yer almıştır.

Kaynak: Haber Merkezi