Bir kurum düşünün... 1.3 milyon üyesi, 3 milyar $‘ı olsun, 58 yıldır tedavülde bulunsun ve dişe dokunur hiçbir şey üretemesin!.. Düşünmesi zor ama böyle bir kurum var ve adına TOBB diyoruz. Türk özel sektörünün mesleki en üst kurumu ve yasal temsilcisi. Ülkenin en büyük sivil toplum örgütü TOBB...
Ekonomi gazeteciliğine başladığımdan bu yana izlediğim bir kurum. Mehmet Yazar, Ersin Faralyalı, Ali Coşkun, Rona Yırcalı, Yalım Erez, Fuat Miras ve şimdi de Rifat Hisarcıklıoğlu... Başkanlıklarından yola çıktığımda zihnimde; "üst siyasetin bir alt basamağı" algısı haritalanıyor. Yapısı her ne kadar adına uygun biçimde olsa bile, oda, borsa, birlik gibi kavramları ben "özel sektör" ve "ekonomi" ile ilişkilendirdiğimden vardığım sonuç şu oluyor; Denizli‘de deniz yok. TOBB‘da da oda, borsa yok; siyaset var... Olanı da "ticaret noteri" sıfatıyla var zira limon tezgahlı seyyar satıcıdan daha büyük bir iş yapıyorsan, bir şekilde TOBB şemsiyesi altına girmek zorundasın.
Şemsiye deyince kriz yağmurundan koruma filan anlamayın; tepe yöneticisini siyasete hazırlama senaryosu anlayın.. Çünkü, hayatın gerçeğine uyan tablo bu... "O da bizim üyemiz" diye küçümsedikleri TÜSİAD, hiç değilse arada bir doğru ya da yanlış rapor üretir. Diğer SİAD veya GİAD‘lar, çoğu nitelikli olmasa bile ekonominin sıcak konularını gündemde tutan adımlar atar... Ancak TOBB, "alt yapıdan gelen siyasetçi" üretme dışında ne üretir?..
İç ve dış kriz sürecinde söz verdikleri "fazladan 1 istihdam" sözü dahil, toplumun hiçbir beklentisini karşılayamayan TOBB‘un son referandum tartışmalarıyla kulaklara gelen "çatırdama sesleri" tek bir akibetin göstergesi; Hiçbir değer üretmez isen, TOBB kadar büyük dahi olsan, bir gün gelir toplum, seni "işe yaramaz kurumlar galerisi"ne kaldırır.
Şeref Oğuz SABAH





