İlk şiir kitabı Kesik Dil ismiyle (Kasım 2011-Profil Yayınları) yayımlanan İbrahim Gökburun ile Seyid Çolak söyleşti. "Şair herkesten daha çok insan olmak zorunda" diyen İbrahim Gökburun, şiir hakkındaki düşüncelerini anlattı. İşte, Seyid Çolak‘ın İbrahim Gökburun ile yaptığı söyleşi.
Kesik Dil sizin ilk şiir kitabınız. İlk şiir kitapları şairler için ‘şiir kanonu‘na ilk adımdır. Siz bundan sonra nasıl bir yol izleyeceksiniz?
İlk olan her şey insan ruhunda derin izler bırakıyor. Özellikle insanın emek verdiği, çaba harcadığı, düşünce iklimini oluşturan bir konuysa bu ilk olan; omuzlarınızdaki yük biraz daha ağırlaştığını hissediyorsunuz. Yazmak, başlı başına bir sorumluluk. Kesik Dil, bu sorumluluğun ifadesidir. İnsan yaratıldım... İnsan kalmak için şiir yazıyorum ben. Kesik Dil, benim ilk kitabım; ama artık söz hakkı okurun, eleştirmenin. Okura sunulmuş her kitap bir iddiadır. Bir yaşam biçiminin, hayat felsefesinin, insanın şahsiyetinin fotoğrafıdır. Nasıl bir insan olduğumuzun, hayatı, edebiyatı ve şiiri nasıl algıladığımızın ifadesidir. Şairin ilan-ı aşkıdır, sınavıdır. Şair herkesten daha çok insan olmak zorunda.
Şiiri hayatınızın neresinde tutuyorsunuz. Bir şiir kitabı çıkarmaya ne zaman karar verdiniz ve bunda çevrenizdeki insanların etkisi nasıl oldu?
Türk edebiyatına önemli şairler yetiştirmiş bir şehirde yani Kahramanmaraş‘ta rahmetli dedemin masallarını dinleyerek büyüdüm. Çocukluğumda edebiyatın çok önemli bir türü olan ‘masal‘ dünyasıyla tanıştım. Dedeme öykünüp kendim masallar uydurmaya çalıştım; ama hiçbiri dedemin masalları gibi güzel olmadı ve hiç kimse benim anlattığım masalları dinlemedi. Dedemin, o bilge insanın anlattığı masalları pür dikkat dinleyenlerin masal sonunda alay edip gülmeleri içime dert olmuştu. Bu sebeple farklı bir şey yapmak, içimden geçenleri paylaşmak istiyordum. Bundan sonra yaşadığım şehirleri bile şiir belirledi. Lise yıllarımdan bugüne onlarca insanla oturup konuştuk; fakat yıllardır arkadaşlık ettiğim görüştüğüm kişiler ya şairdir ya da hikâyeci. Elbette ki dostluk kurduğunuz bu insanlar arasında karşılıklı ve olumlu bir etkileşim oluyor.
Hangi şairler şiiriyle sizi etkiledi? Onlarla olan iletişiminiz nasıl?
Ben hep kendime özgü bir şiir dünyası kurmak için çalıştım. Bu amaç uğruna çaba sarf ettim. Vermiş olduğum emeğin karşılığını bulduğuna inanıyorum. Karacaoğlan benim ilk göz ağrım ve Yunus Emre çocukken okuduğum büyük şair. Annemden öğrendiğim o enfes ilahilerin Yunus Emre şiirleri olduğunu çok sonradan öğrendim. Lise yıllarımda Mehmet Akif Ersoy, Yahya Kemal, Necip Fazıl, Sezai Karakoç, Cahit Sıtkı Tarancı, Atilla İlhan ve Erdem Beyazıt okudum. Üniversite Cemal Süreyya, Edip Cansever, İlhan Berk, Cahit Zarifoğlu ve İsmet Özel...
Şair toplumun neresinde durmalı? Sosyal anlamdaki meselelere nereden bakıyorsunuz?
Mesela; Yoğun Bakım Ünitesi isimli şiirinizde 17 yaşında molotof kokteyliyle katledilen
Serap Eser‘i konu etmişsiniz. Bu tür olayların sizdeki etkisini ve bunu şiire yansıtırken neler hissettiğinizi bizimle paylaşır mısınız?
Önceliğimiz iyi şiir. Kötü bir şiir ne kadar toplumsal konuları işlerse işlesin, şiirin unsurlarını ne kadar kullanmaya çalışırsa çalışsın bize sunulan metin iyi bir şiirin niteliklerini taşımıyorsa o metin şiir değildir. Şiirin imkânlarını zorlasa da şiiriyeti kuşkuludur. Şiirsel niteliği yüksek olan şiir, bir de toplumsal konuları kendi içyapısında eritip verebilmelidir. Ben hiçbir şiirimi masa başında yazmadım. Şiir bana kendini yazdırdı. Yoğun Bakım Ünitesi bu şiirlerden sadece biri; fakat konunun hassasiyeti nedeniyle biraz daha dikkat çekiyor bunun farkındayım.
Şiirlerinizde tedirginlik, cesaret, üzüntü, öfke ve sevgi gibi karmaşık duygulara rastlıyoruz. Siz hayatınızda bu duygulardan hangisini daha fazla kullanıyorsunuz?
Daha çok üzüntü ve tedirginlik var üzerimde; ama bir o kadar da umutluyum. Bugün ülke olarak yıllardır uğraştığımız meselelerin yüz yıl önce de aynı şekilde bu toplumun gücünü ve zamanını çalıp tükettiğini görüyoruz. İnsan ister istemez öfkeleniyor, üzülüyor.
Günümüz şiir ortamını nasıl buluyorsunuz?
Günümüz dünyasının yaşam koşulları şiiri kılıçtan keskin kıldan ince bir yolda bırakıp gitse de şiir gündelik yaşamın içinde modernitenin dayatmalarına karşı direniyor. İki binli yılların şiiri kuşkusuz kendi çağının tanığıdır. Sanal dünyanın kontrolsüz, denetimsiz, ortamında kirlilik oluşturan metinlerine rağmen dergilerde sahih şiirin sesi ve etkisi her geçen gün yükseliyor. Altyapısı sağlam, dile hâkim, kararlı ve istikrarlı bir şekilde şiiri belli bir zihinsel arka plana dayandırıp şiire fikir yükleyen şairlerin ürünlerini her ay dergilerde okuyoruz.
Hangi ülke ya da şehirde yaşamak istersiniz?
İstanbul, İstanbul, İstanbul...
İstanbul‘da vakit geçirmekten keyif aldığınız mekânlar neresi?
Cağaloğlu, Gülhane Parkı, Emirgan Korusu ve Fatih‘te Mesih Ali Paşa Camii‘nin şadırvanı...
En beğendiğiniz şair ve şiiri?
Fuzuli, Su Kasidesi.
En beğendiğiniz film?
Nuri Bilge Ceylan‘ın Uzak filmi.
En beğendiğiniz yazar ve kitabı?
Sezai Karakoç, Diriliş Neslinin Amentüsü.
Size ait olmayan en beğendiğiniz dize?
Necip Fazıl Kısakürek‘in "Bir şey koptu benden bir şey her şeyi tutan bir şey" dizesi.
Sizi en çok ne üzer?
Bir insanın üzülmesine sebep olmak.
Nelerden mutlu olursunuz?
Gücümün yettiği kadar bir insanın sıkıntısını gidermek ve bir şiiri yazıp bitirdikten sonra ilk okuma.
Kitabınızı okuyacak olanlara ne söylemek istersiniz?
Kitap benden çıktı artık. Bir kuş olup uçup gitti. Kimlerin bahçesine, penceresine, kimlerin dalına konar bunu bilmiyorum. Bu sebeple ben ne söylesem eksik kalır.