Kültür-Sanat

Öcalan ayarı

Öcalan ayarı

Abone Ol

İmralı‘da avukatlarıyla görüşen Öcalan‘ın "Demokratik Özerklik"le ilgili sözleri yansıdı medyaya.

Fırat Haber Ajansı‘na göre PKK lideri, "Kongrede, partide demokratik özerkliği çok dar ve basit ele almışlar. Onlardan beklenen bir taslak veya kırmızı kitap ortaya koymaları değildir. Bu projeyi daha iyi sunabilirlerdi. Demokratik özerklikte kasıt, Kürtlerin bir statüye kavuşturulmasıdır. Kürtlerin bir demokratik, politik güç olarak kabul edilmesidir. Yoksa bizim bayrakla, sınırlarla, resmi dille bir sorunumuz yok. Biz devleti bölmek istemiyoruz, Türkiye ile bütünleşmek istiyoruz" diye konuşmuş.

Öcalan‘ın "iyi anlatamadılar" dediği taslak, Diyarbakır‘daki Demokratik Toplum Kongresi‘nde tartışmaya açılmıştı. Ancak internet sitelerine birden çok metin yansıdığı ve BDP tarafından "özerklik" başta Kürtçe "resmi dil" teklifi üstlenilmediği için model Türkiye‘nin bütününde ağır eleştiriye uğramıştı. Bölgesel bir çözüm olarak "özerklik" ayrılığa giden yolun başlangıcı olarak görülüyordu. PKK gibi "ayrılıkçı" bir örgüt, otuz yıl sürdürdüğü silahlı mücadeleden sonra bu defa "barışçı" yöntemlerle kendi çözümünü dayatamazdı. Kaldı ki, henüz silahlar bırakılmadan, "öz savunma" gibi önermelerle PKK‘nın Güneydoğu‘da "milis" gücüne dönüştürülmesi elbette kabul edilemezdi.

Nitekim taslak, "ana dil" dışında Kürtler arasında da gerçekçi bulunmadı.

Bu tepkiler İmralı‘ya da ulaştırılmış olmalı ki, Öcalan‘ın avukatlarıyla görüşmesi ardından "özeleştiri" niteliğinde değerlendirmeler yayımlandı.

Öcalan tarafından AİHM‘ye 792 sayfalık bir "savunma" gönderilmiş.

MGK‘nın son bildirisindeki sertliği de 22 Aralık‘ta cezaevi yönetimine teslim ettiği, "Kürt Sorunu ve Demokratik Ulus Çözümü" adlı metne bağlayan Öcalan‘ın cezaevi süreciyle ve gelecekle ilgili de çarpıcı değerlendirmeleri var. Şöyle konuşmuş: "Benim burada ölümüm sonsuz bir savaş nedeni olur, sonsuz bir savaşı başlatır. Sonuçta nasıl ölürsem öleyim öldürülmüş olurum, çünkü burası cezaevi. Dolayısıyla yarın ne gelişeceği belli değil, hatta Başbakan‘a da yönelebilirler. Çünkü ben kendi tecrübelerimden biliyorum. Öylesi bir süreçte Özal öldürüldü, yarın Erdoğan da öldürülebilir, yarın darbe de olabilir ülkede her an her şey olabilir. Bu nedenle mart diyorum. Çözüm için acele edilmelidir."

Öcalan‘ın İmralı‘da avukatlarına verdiği mesajlar çelişkilerle dolu. Son defa, "çözümü devlet ve asker istiyor, hükümet istemiyor" demişti. Bu kez "Acele edilsin, burası Türkiye" retoriğiyle Özal‘ı hatırlatıyor. "Darbe"den söz ediyor!

Oysa Türkiye‘de 2011 seçim yılı. Ve 2007‘deki Cumhurbaşkanlığı seçim krizi ve "22 Nisan e-muhtırası"ndan farklı olarak belki de 28 Şubat‘tan bu yana ilk kez normalleşme ortamında seçime gidilecek. Yeni anayasa şekillenecek.

Asıl darbe "olmayacak" modellerle demokratikleşmeyi kesintiye uğratmaya çalışmak değil midir?!

Derya Sazak MİLLİYET