Devletin halkı adam etme girişimleri her zaman iki erkin bilek güreşiyle meydana gelmiştir. Devlet iki erkle ayakta durmaktadır; birisi ordu yani asker diğeri ise siyasal iktidar. İki erkin kendi aralarındaki bilek güreşi halka panayır havasında sunulduğu için her dönemde her iki tarafı da destekleyen birer halk kitlesi vardır. Yargı hangi erk iktidarsa ondan taraf olduğu gibi medya da aynen yargı misali hangi erk iktidarsa ondan taraf olarak iktidar karşıtları üzerinde bir baskı aracına dönüşmüştür. İktidar olan erk tarafından suçlu ilan edilen kişiler medya davulu tarafından yargı düğününe sunularak hapisle geçici bir nikâha tabi tutulmuştur. Panayırda başı dönen sözde suçlunun adı da hazır; siyasi tutuklu

Türkiye de toplumsal olaylar -ki Batı daki gibi büyük toplumsal olay yoktur Türkiye de- genelde dayatmalar sonucu meydana gelmiştir. Çok fazla geriye gitmeden özet olarak hatırlayalım; Osmanlı İmparatorluğu nun Batı karşısında güçsüzleştiği dönemde (II. Mahmut dönemi) Batı nın sosyal, kültürel ve siyasal olarak dayatması sonucunda ilk defa Batılılaşma anlamında reformlar yapılmıştır. Bu reformlar sadece Batı nın dayatması şeklinde değil içinde bulunulan dünyaya ayak uydurma anlamında yönetim erkinin istekleri sonucu uygulanmıştır. Osmanlı Batılılaşması II Mahmut la başlamış Birinci Dünya Savaşı na kadar sürmüştür. Osmanlı nın yıkılmasıyla birlikte yerine kurulan Türkiye Cumhuriyeti, inkılâplarla Batılılaşmayı sürdürmüştür. Cumhuriyet in ilk yıllarında sert bir şekilde uygulanan inkılâplar halka zorla dayatılmıştır. Halkın yaşam biçimini kökünden değiştiren inkılâplara verilen tepkiler inkılâpları uygulama sertliği karşısında devede kulak mesabesindedir. Bu durum halkın Müslüman olması ve İslam da din uğruna ölümün kutsiyetinden dolayı öyle Batı daki gibi cafcaflı olaylara sebep olmamıştır. Örneğin, İstiklal Mahkemeleri kararlarıyla idam edilen din âlimleri idam edileceklerini bildikleri halde halkı galeyana getirecek davranışlar sergilememiştir.

Cumhuriyet siyaseti Türkiye de büyük ve ciddi toplumsal bir olaydır. Batı nın kurguladığı devlet, işe İstiklal Mahkemeleri ile başlamıştır. Ordu ve siyasal iktidar erki bir elde toplanınca halkı adam etme siyaseti bütün şiddetiyle sürmüştür. Daha sonra Türkiye de ilki 27 Mayıs 1960 ve sonuncusu 28 Şubat 1997 tarihlerinde olmak üzere darbe dönemleri yaşanmıştır. Bu darbeler, halkın bireysel ve toplumsal yaşam biçimine etkisi açısından, Cumhuriyet siyaseti kadar büyük olmasa da, ciddi toplumsal olaylardır. Çünkü Batı destekli Cumhuriyet siyaseti erkiyle, 1920 den 1940 a kadar Türk milletinin değerler bütününde yer alan her değer tek tek değiştirilmiştir. Örneğin, harf inkılâbı milletimize yapılmış en büyük kötülüktür.

Tek parti döneminin diktatör uygulamalarından bunalan halk (ya da kurgunun asıl sahibi), İslami hassasiyeti olmamasına rağmen Adnan Menderes i iktidar yapmıştır. 1950 yılında iktidara gelen Menderes, dini hassasiyeti olmamasına rağmen karşısında yer alan kitlelere karşı adam etme politikası başlatmıştır. Bunun sonucunda gücü ele geçiren asker (ya da kurgucu), 1960 da darbe yaparak Menderes iktidarına son vermiştir. Nasıl ki 1920 den 1950 ye kadar olan yıllarda iktidarın iktidar gücüyle iktidar karşıtları tutuklanmışsa; Menderes döneminde bu tutuklular salıverilip yerlerini iktidar karşıtı tutuklular almış. 1960 darbesiyle birlikte darbe iktidarına karşı gelenler tutuklanmış, darbeyi destekleyenler ise çeşitli makamlara getirilmiştir.

Askerin yetmişli yıllarda ufak tefek diklenmelerini saymazsak halkı adam etme uygulamaları bir nebze duraklamış ama sonunda 1980 darbesiyle birlikte hapishaneler tekrar dolmuştur. İdam sehpalarında halk çocukları bir sağdan bir soldan yöntemiyle idam edilmiştir. Yine 1980 darbesiyle birlikte darbe iktidarına karşı gelenler tutuklanmış, darbeyi destekleyenler çeşitli makamlara getirilmiştir. Halkımızın o çok sevdiği Turgut Özal da askeri yönetim tarafından seçilen ilk sivil iktidardır. Ötesini siz düşünün

28 Şubat 1997 darbesi, Cumhuriyet tarihinde ilk defa Müslümanların devlet yönetimine geçmesi sebebiyle, Müslümanlara karşı yapılmıştır. 28 Şubat la birlikte iktidarı ele geçiren asker, 2002 yılına kadar apaçık kendi güdümünde olan hükümetlerle ve o hükümetlerin darbeye karşı gelenleri hapislere yollamasıyla iktidarını sürdürmüştür.

2002 de tekrar erk siyasal iktidara geçmiştir. AKP hükümetleri önce askerin iktidarını zayıflatmış arkasından da kendi iktidarına karşı gelen kesimleri Ergenekon, Balyoz vb. davalarla tutuklanmalarını sağlamıştır. Gelinen son noktada ise hapishanelerde ne Ergenekoncu ne de Balyozcu kalmış; halka karşı yapılan 1980 ve 1997 darbelerini yapanlar bile salıverilmiştir. 28 Şubat davasından içerde komik sayıda tutuklu kalmış, dönemin genelkurmay başkanı bile tutuklanmamıştır. Kaldı ki içerde dört yıl kalıp milletvekili olarak çıktıktan sonra tutuklansa ne olur tutuklanmasa ne olur!

Görüldüğü üzere son zamanlarda ne yargı ne de medya bu davalardan hiç söz etmiyor. Çünkü onların salıverilme zamanları geldiği için bir merkezden (ya da kurgucu tarafından) bu konuların konuşulmaması istenmiştir. Elbette hiçbir insan hapiste yatmasın; kimsenin hapiste yatmasını istemiyoruz. Diyeceğim o ki dün ak olan bugün kara, bugün beyaz olan yarın siyah olacaktır. Bu yarışmanın halka hiçbir faydası olmayacak; aksine üstte filler tepişirken altta çimenler ezilmiş/ezilecektir.

Hâlihazırdaki hükümet köklü değişiklikler yapmadığı ve böyle bir düşüncesi olmadığı halde değişiklik yaptı diye eleştiriliyor. Tersine köklü değişiklikler yapmadığı ya da yapamadığı için eleştirilmelidir. Değişen bir durum yok.

İki yüz yıldır bu topraklarda yarıştırma yaptırılıyor. Türkiye Cumhuriyeti, halkı tarafından kurulmamış bir devlettir. Yarışmanın adı mı; miss of Turkey!