Kültür-Sanat

Menderesler hakkında söylenmesi gereken

Menderesler hakkında söylenmesi gereken

Abone Ol

Ahmet Hakan bazı konularda öyle "hassasiyetler"e dokunuyor ki, hırpalayıp incitiyor muhataplarını. Dört koldan saldırıyor, yoruluyor ve en başta ifade etmesi gereken ifadeyi en sona bırakıyor. Sonra da kümese saldıran tilki edasıyla,  olanları kenardan izliyor... İşte sergilediği son örnek...

Tamam, başlarına trajik olaylar geldi...  Tamam, zulme maruz kaldılar...  Tamam, büyük haksızlıklara uğradılar... Hepsine tamam... Ama "durum böyledir" diye eğri oturup doğru konuşmayacak mıyız? Tabii ki konuşacağız. İşte konuşuyorum: Hem "Baba Menderes"in, hem de "Oğul Menderes"in direniş gücü sıfırdır. "Baba Menderes", zalimin zulmüyle karşılaştığında ne yazık ki bir Celal Bayar tavrı bile koyamamıştır. Kendisini yargılayan sözde yargıca, "Sen kimsin ki beni yargılıyorsun?" demek yerine "Arzı hürmet ederim Reis Beyefendi Hazretleri..." falan diyerek selam çakmıştır. Bir "zeybek tavrı" geliştirememiştir... Hep alttan almış, hep ezik davranmıştır. Asılırken bile "Zalimler için yaşasın cehennem" demek yerine "Kimseye küskün değilim" demiştir. Oğul Menderes‘e gelince... "Asker korkusu" öyle iliklerine kadar işlemiştir ki Aydın Bey‘in, 28 Şubat‘ta askerin Milli Görüşçülerin üzerinden silindir gibi geçmeye kararlı olduğunu görünce anında Milli Görüş‘ü terk etmiştir. "Pazara kadar değil mezara kadar" dediği halde en kritik zamanda Fazilet Partisi‘ni terk etmiş ve Vural Savaş‘ın hışmından paçayı kurtarmıştır. Kısacası... Hem Adnan Bey‘de, hem de Aydın Bey‘de... Direniş yoktur, yılgınlık vardır.