TBMM'de düzenlenen haftalık Grup Toplantısı'nda konuşan Saadet Partisi Genel Başkanı Mahmut Arıkan, gündeme dair önemli açıklamalarda bulundu.
ARIKAN'DAN KRİTİK AÇIKLAMALAR
Arıkan, Türkiye'nin ekonomi, adalet, liyakat, dış politika ve toplumsal yozlaşma gibi temel meselelerine dair iktidara yönelik eleştirilerini dile getirdi ve partinin çözüm odaklı duruşunu vurguladı.
Geçim derdi, demokrasi, hukuk ve yeni anayasa üzerinden mesajlar verildi:
-
Geçim Derdi ve Krizler: Bayram sonrası Türkiye'nin ekonomik sıkıntılar, hukuk ve demokrasi sınavlarıyla yüzleşmeye devam ettiği belirtildi.
-
Anormal Siyaset Süreci: Siyasette normalleşmenin farklı fikirlerin demokratik ortamda tartışılabilmesi olduğu, ancak günümüzde muhalefeti ve farklı düşüneni tehdit gören anormal bir sürecin yaşandığı vurgulandı.
-
Ekonomik ve Hukuki Tıkanmışlık: Yaşanan krizlerin yalnızca hukuki değil, büyüme modelinin tıkanmasıyla oluşan yapısal bir krizin yansıması olduğu ifade edildi.
-
Topyekûn Arınma İhtiyacı: Yalnızca bir kesimin veya belediyelerin değil; siyasetin, bürokrasinin, medyanın ve özellikle yargının menfaat ilişkilerinden ve liyakatsizlikten tamamen arınması gerektiği savunuldu.
-
İktidarın Muhalefet Arayışı: Türkiye'de bir muhalefet sorunu değil, hesap sormayan "dekor" bir muhalefet isteyen iktidar sorunu olduğu dile getirildi.
-
Yeni Anayasa ve Dış Politika Gündemi: Yeni anayasa tartışmalarının ve iç siyasi krizlerin, İsrail'in bölgedeki yayılmacı politikalarını ve Türkiye'nin sürüklendiği yeni jeopolitik zemini perdelemek için kullanıldığı iddia edildi.
-
Lübnan ve Bölgesel Tehditler: İsrail'in sınır tanımayan saldırganlığına dikkat çekilerek, iktidarın bu yıkım karşısındaki eylemsizliği eleştirildi.
-
NATO Zirvesi İçin Eylem Çağrısı: Ankara'da düzenlenecek NATO Zirvesi'nde Türkiye'nin, İsrail'in sahip olduğu tüm imtiyazlara itiraz etmesi ve zirve bildirisine karşı net bir şerh koyması gerektiği belirtildi.
-
Hak ve Adaletten Yana Taraf Olmak: Kriz anlarında kişilere değil; hakikate, adalete ve ilkelere taraf olmanın hayati önemi vurgulandı.
-
Saadet Partisi'nin Yol Haritası: Partinin liyakat, adalet ve yetim hakkından yana olduğu; ülkenin refahı için tüm kesimlerle haksızlıklara karşı omuz omuza mücadele edeceği açıklandı.
-
Umutsuzluğa Karşı Alternatif: Türkiye'nin alternatifsiz ve çaresiz olmadığı; adil, güçlü ve müreffeh bir ülkenin toplumun tüm kesimleriyle birlikte inşa edileceği mesajı verildi.
ARIKAN'IN KONUŞMASININ TAM METNİ
"Bayram dönüşü yaptığımız ilk grup toplantımızın
Hayırlara vesile olmasını temenni ediyorum.
Bayramlar;
kırgınlıkların giderildiği,
gönüllerin yumuşadığı,
milletçe birbirimize daha fazla yaklaştığımız zamanlardır.
Fakat bayramı geride bırakırken görüyoruz ki
Türkiye’nin önünde hâlâ ağır meseleler durmaktadır.
Vatandaşımız geçim derdiyle boğuşuyor.
Gençlerimiz geleceğinden endişe ediyor.
Emekliler hayatını sürdürebilmenin hesabını yapıyor.
Esnaf çalışıyor ama kazanamıyor.
Çiftçi üretiyor ama emeğinin karşılığını alamıyor.
Bütün bu sorunların yanında
Türkiye, hukuk ve demokrasi bakımından da ciddi bir sınavdan geçiyor.
2. NORMALLEŞME
Değerli arkadaşlar,
Hepimizin malumu siyaset;
bir milletin ortak meselelerini konuşabilme ve çözme sanatıdır.
Ancak siyaset;
· rakibini düşman,
· farklı düşüneni tehdit,
· eleştiriyi ihanet olarak görmeye başlarsa;
çözüm üreten bir mekanizma olmaktan çıkar,
toplumun enerjisini tüketen bir çatışma alanına dönüşür.
Evet, bugün Türkiye'de en çok ihtiyaç duyduğu şeylerden biri, siyasetin normalleşmesidir.
· Normalleşme;
tarafların aynı düşünmesi değildir.
· Normalleşme;
iktidarın ve muhalefetin birbirine benzemesi de değildir.
· Normalleşme;
farklı fikirlerin,
farklı projelerin,
farklı dünya görüşlerinin
demokratik zeminde konuşulabilmesidir.
Ama bugün maalesef ülkemizde “ANORMAL” bir süreç yaşanıyor.
3. “NE YAŞIYORUZ?” DEĞİL “NİÇİN YAŞIYORUZ?”
Anormal süreci, uzun uzun konuşabiliriz.
Detaylı analizler yapabiliriz.
Birçok durum tespiti de yapabiliriz.
Ancak biz bugün bu kürsüden,
NE YAŞIYORUZ sorusuna değil,
NİÇİN YAŞIYORUZ sorusuna cevap arayacağız.
Bütün bu süreçleri niçin yaşadık ve yaşamaya devam ediyoruz?
Bu mesele, yalnızca hukuk ya da siyaset meselesi değildir.
Türkiye,
büyük döviz krizleri ve tıkanmalar sonrasında
üç kez yapısal dönüşüm geçirdi.
1950'lerin sonunda,
1980'lerin başında ve
2000’lerin başında bu dönüşümler yaşandı.
Her seferinde
ekonomik düzen yeniden kuruldu.
Hem toplumsal ilişkiler hem
siyasal alan yeniden şekillendirildi.
Bugün yaşadığımız yüksek enflasyon,
Yüksek faiz ve
dış finansman ihtiyacı
mevcut büyüme modelinin tıkanmışlığını işaret etmektedir.
Hukukun bu kadar aşınması,
yargının siyasallaşması,
demokratik alanın daralması
aynı tıkanmışlığın sonucudur.
Bugün "mutlak butlan" tartışmasını
izlenilen ekonomik politikalardan azade
yalnızca bir hukuk meselesi olarak görmemiz
mümkün değildir.
Ekonomideki tıkanma ile
siyasetteki ANORMAL, aynı yapısal krizin farklı görünümleridir.
4. ARINMA
Değerli arkadaşlar;
Bugünlerde ekranlarda, manşetlerde, siyaset koridorlarında
sürekli aynı kelimeyi duyuyoruz:
“ARINMA”
Herkes bir diğerine parmak sallıyor,
herkes bir diğerinin temizlenmesi gerektiğinden bahsediyor.
Mesele gerçekten arınmaysa,
Sadece belli bir kesimin arınması yetmez!
Topyekûn siyasetin,
Topyekûn bu sistemin
ARINMASI GEREKİR!
· Siyasetin üzerine çöken kirli gölgeyi,
· Menfaat ilişkilerini,
· Liyakatsiz kadrolaşmaları kökünden kazımadan bu ülkeye huzur getiremezsiniz.
Mesele arınmaysa, sadece belediyelerin arınması yetmez!
Bakanlıkların da arınması şarttır!
Devletin en mahrem, en kritik makamlarının
ihale baronlarından, akraba kayırmacılığından temizlenmesi şarttır!
Bürokrasinin arınması şarttır!
· Vatandaşa tepeden bakan,
· Devleti kendi mülkü sanan,
· Liyakati değil sadakati ölçü alan o hantal ve kirli anlayışın bürokrasiden sökülüp atılması şarttır!
Ve en önemlisi, yargının arınması şarttır!
Adaletin mülkün temeli olmaktan çıkarılıp,
güçlünün kalkanı haline getirildiği bir düzende arınmadan bahsedilemez.
Cübbesine düğme dikenlerin,
talimatla karar verenlerin o yüce mahkemelerden arınması,
bu ülkenin geleceğinin en büyük teminatıdır.
Yetmez!
Medyanın, iş dünyasının, gazeteciden siyasetçiye tüm kamunun arınması şarttır.
Biz “benden olan temiz, benden olmayan kirli” diyen o ikiyüzlü siyaseti reddediyoruz.
Eğer bu ülkede bir temizlik başlayacaksa;
Samimi bir arınma olacaksa bu tepeden tırnağa olmalıdır.
5. TÜRKİYE’DE İKTİDAR SORUNU VARDIR
Değerli arkadaşlar bugün,
Türkiye’de muhalefet sorunu yok,
Türkiye’de iktidar sorunu var.
Mevcut iktidar risksiz, tehlikesiz, emir kulu bir muhalefet arıyor.
İtiraz etmeyen, sorgulamayan, hesap sormayan bir muhalefet istiyor;
Yani Dekor vazifesi yapan bir muhalefet!
Neden?
Çünkü iktidarda kalabilmek için;
daha yapacak çok işleri var!
Ortalığın toz duman olmasının sebebi bu!
Şunu unutmayalım;
Siyasette hiçbir büyük gürültü, sebepsiz yere çıkmaz!
Burada sorulması gereken asıl soru;
gündemi neyin belirlediği değil,
hangi konuların gündemden düşürüldüğüdür.
Bütün bunlar art arda yaşanırken ABD ve AB’den çıt çıkmıyor!
Normal zamanlarda Türkiye’deki en ufak mesele hakkında görüş bildirenler,
en küçük tartışmada açıklama yapanlar,
bugün 3 Maymunu oynuyor.
Değerli arkadaşlar,
Geçmiş tecrübeler gösteriyor ki;
bazen gündemin en sıcak başlığı, asıl gündemi perdeleyen en kullanışlı araçtır.
· Meşhur Tom Barrack’ın yetkileri genişletiliyor, BOP’ne son şeklini verme görevi veriliyor,
Türkiye’ye parmak sallayarak küstah açıklamalar yapıyor,
İktidardan çıt yok!
· Bartholomeos;
Atina’da Ruhban Okulu’nun açılacağını ilan ediyor, kendisini Yeni Roma Başpiskoposu olarak tanımlıyor,
İktidardan çıt yok!
· Netanyahu;
Tam 3076 kez ateşkesi ihlal ediyor,
Gazze’nin yüzde yetmişini işgal edeceğini söylüyor.
İktidardan çıt yok.
· İsrail;
Lübnan’da her gün yeni bir katliama imza atıyor;
İktidardan çıt yok.
· Trump;
Abraham Antlaşmalarına imza atması şart olan ülkeleri sıralıyor,
Listenin başında Türkiye var;
İktidardan çıt yok.
· Siyonistler;
Bayram günü ilk kıblemiz Mescid-i Aksa’ya giriyor, bayrak açıp İsrail’in milli marşını okuyor, kutsallarımıza hakaret ediyor;
İktidardan çıt yok.
6. YENİ ANAYASA’YI BU KADAR ACİL KILAN NE?
Değerli arkadaşlar;
Eylül 2025’te Barrack'ın yapmış olduğu açıklamalar da, muhalefetin sürekli tartışmaların merkezine çekilmesi de;
Türkiye’nin önüne olağanüstü bir hızla getirileceği anlaşılan yeni anayasa sürecinden bağımsız okunamaz!
Türkiye adım adım yeni bir siyasi zemine hazırlanırken,
toplumun dikkati;
siyasi operasyon iddiaları, yargı süreçleri ve peş peşe gelen kriz başlıkları ile başka alanlara yönlendiriliyor.
Peki, Yeni Anayasa’yı bu kadar acil kılan ne?
Öncelikle şunu ifade edeyim:
Biz yeni anayasa karşı değiliz.
Ancak Anayasa sıradan bir metin değildir.
Anayasa bir milletin geleceğini belirleyen ana iradedir.
Millet adına yazılacak hiçbir gelecek metni;
Bu siyasi fırtınaların arasında,
Bu toz bulutlarının içinde,
cevapsız soruların gölgesinde hazırlanamaz.
Değerli kardeşlerim,
Mesele keşke sadece iç siyaset meselesi olsa!
Dünyanın bu yeni döneminde artık hiçbir siyasi dönüşüm, sadece bir ülkenin iç meselesi olarak okunmuyor.
Bugün yaşanan tartışmalar;
sadece bir parti meselesi, sadece bir anayasa meselesi veya sadece bir iktidar-muhalefet çekişmesi değildir.
Mesele Dünyanın yeniden şekillendiği,
güç merkezlerinin yeni dengeler kurduğu,
sınırların ve nüfuz alanlarının yeniden tartışıldığı bir dönemde;
Türkiye'nin hangi siyasi, hukuki ve jeopolitik hatta konumlandırılacağıdır.
Yani mesele,
Türkiye'nin hangi istikamete yöneleceğidir.
Hangi medeniyet tasavvuruyla geleceğe yürüyeceğidir.
Eylem planlarının kimler tarafından, hangi amaçlarla hazırlandığıdır.
Çünkü bugün devletlerin kaderi, artık yalnızca sandıklarla,
seçimlerle veya anayasa metinleriyle belirlenmiyor.
Yazılan her siyasi metnin,
çizilen her yeni yol haritasının,
kurulan her yeni denklemin arkasında daha büyük bir güç mücadelesi var.
Bu nedenle Türkiye'nin geleceğine dair tartışmaları sadece iç siyasetin dar penceresinden okumak, büyük resmi kaçırmak anlamına gelir.
Değerli kardeşlerim,
Bugünün dünyasında;
yaşanan mücadeleler daha açık bir sekilde söylemek gerekirse haritaların, aidiyetlerin ve gelecek tasavvurlarının mücadelesidir.
Kimileri geleceği güç ve çıkar ekseninde kurgularken,
kimileri tarihi ve coğrafyayı kendi yayılmacı hedeflerinin aracı hâline getirirken;
bizim de bu coğrafyaya, bu ümmete ve bu medeniyete hangi gözle baktığımızı açıkça ortaya koymamız gerekir.
Bugün İslam dünyası, vadedilmiş topraklar safsatasının kıskaçları arasında adım adım parçalanırken,
coğrafyamız siyonist emellere eşlik eden askeri operasyonlarla yeniden şekillendirilmeye çalışılırken,
durumu kınamalarla, yumuşak güçle, diploması ile geçiştirmek: iç siyaseti sütre yaparak Türkiye'yi bu yeni konjonktüre uyumlu hale getirmekten başka bir şey değildir!
Hiç kimse olmasa da Milli Görüş, Saadet Partimiz buna sonuna kadar direnecek sonuna kadar bu zihniyetle mücadele edecektir!
İşte buradan bir kez daha söylüyorum !
İsrail vaat edilmiş topraklar şeriatıyla geliyorsa biz de çevresi mübarek kılınan vaat edilmiş Mescid-i Aksa haritası ile geliyoruz.
7. LÜBNAN
İşte Lübnan’da yaşananlar;
Katil İsrail;
Sur, Sayda hatta Beyrut’un kalbindeki sivil yerleşim alanlarını hedef almaya devam ediyor.
Güya anlaşma yapılmıştı:
Hizbullah İsrail’e saldırmayacak,
İsrail de Beyrut’u vurmayacaktı.
Fakat daha mürekkeb kurumadan,
Netanyahu çıktı:
“Operasyonlarımızı derinleştiriyoruz.” Dedi
Katil Netanyahu açık açık tehdit ediyor:
“Kuzey’de barış yoksa, Beyrut’ta da barış olmaz” diyor.
Yani ne diyor?
“Ben sınır tanımam” diyor.
“Ben hukuk tanımam” diyor.
Değerli arkadaşlar,
Lübnan tam üç aydır yanıyor.
· Mart başından bu yana binlerce insan hayatını kaybetti.
· On binlerce insan yaralandı.
· Bir milyondan fazla insan evini terk etmek zorunda kaldı.
Bu rakamlar
Lübnan’ın nüfusuna oranlandığında, yıkımın büyüklüğü daha iyi anlaşılacaktır.
Şimdi en büyük soru şu: Bu “yarım ateşkes” nereye varacak?
İsrail’in olduğu yerde iyi niyetle, iyimserlikle, saf temennilerle siyaset yapılmaz.
Çünkü İsrail’in sicili bellidir.
İsrail’i;
Gazze’den, Batı Şeriadan, Lübnan kovmanın tek yolu “GÜÇTÜR”
Şu gerçeği bir kez daha hatırlatmak isterim:
Hatay’ın Reyhanlı ilçesi ile Beyrut arası 371 kilometredir.
Reyhanlı ile Ankara arası ise 697 kilometredir.
Ankara ile Beyrut arası 1000 kilometredir.
Ankara ile Van arası ise 1200 kilometredir.
Yani bize “uzak” diye anlatılan coğrafya,
aslında bizim kalbimizin, tarihimizin, sorumluluğumuzun tam merkezindedir.
Tüm bunlara rağmen,
İktidar bu konuda da halaaa sessizliğini ve eylemsizliğini sürdürüyor.
8. ANKARA ZİRVESİ
Konu iç politika olunca;
Mangalda kül bırakmayan, en sert sözleri söyleyen bir iktidarla karşılaşıyoruz.
İçeride aslan kesilenler, ne hikmetse dış politikada süt dökmüş kediye dönüyor.
Oysa dış politika; susarak değil,
Ses yükselterek, mazlumun hakkını koruyarak, şahsiyetli bir duruş ortaya konularak yürütülür.
Bakınız,
önünüzde çok büyük önem atfettiğiniz
Uğruna tatiller ilan edip, yol ve havalimanı yaptığınız NATO ZİRVESİ var.
Bu zirve, Türkiye için bir imtihandır.
Hepimizin malumu;
Bugün İsrail, NATO üyesi değildir.
Üye yapılmamıştır
ama ortak yapılmıştır.
Masa verilmemiştirama kapı açılmıştır.
Ve yıllar içinde
adım adım İsrail, NATO’nun güvenlik mimarisine yerleştirilmiştir.
İşte bizim itirazımız tam da bunadır.
Bir tarafta bombalanan Gazze, İran, Lübnan, Yemen, Suriye;
Yani ortak geçmişimiz, ortak inancımız,
Ortak coğrafyamız var.
Bir tarafta müttefikimiz NATO bildirileri var.Bir tarafta yıkılmış hastaneler var.
Bir tarafta güvenlik ve iş birliği cümleleri var.Bir tarafta kefene sarılmış bebekler var.
Bir tarafta “bölgesel istikrar” ifadeleri var.Buradan soruyoruz:
Hangi güvenlik?
Kimin güvenliği?
Kimin istikrarı?
Kimin sınırı?
Kimin hayatı?Eğer NATO, dünyaya güvenlikten bahsedecekse önce bu sorulara cevap vermelidir.
Dış politikada sessizliği, eylemsizliği yol tutmuş iktidara sesleniyorum:
· Ankara Zirvesi sıradan bir zirve olmamalıdır.
Ankara Zirvesi, İsrail açısından sonun başlangıcı olmalıdır.İsrail dışlanmalıdır.
Türkiye,
NATO içinde İsrail’e tanınan bütün imtiyazların reddedilmesini sağlamalıdır.Türkiye,
NATO’nun İsrail’le askeri eğitim,
istihbarat paylaşımı,
savunma teknolojisi,
siber güvenlik ve operasyonel iş birliği alanlarında yürütülen bütün süreçlere itiraz etmelidir.
Türkiye,
zirve bildirisine, İsrail’in Gazze’deki ve Lübnan’daki suçlarını açıkça mahkûm eden bir ifade girmesini sağlamalıdır.
Bu olmazsa,
Türkiye zirve bildirisine kendi şerhini koymalıdır.
9. TARAF OLMAK
Değerli arkadaşlar;
Her kriz,
yalnızca kurumları değil, insanları da test eder.
Siyasi krizler,
hukuki tartışmalar,
toplumsal gerilimler
kutuplaşma dönemleri;
insanların karakterlerinin, ilkelerinin ve vicdanlarının ortaya çıktığı zamanlardır.
Çünkü normal zamanlarda,
herkes doğrulardan söz edebilir.
ESAS MESELE,
FIRTINA ÇIKTIĞINDA NEREDE DURDUĞUNDUR.
Esas mesele,
HAKİKATİN, ADALETİN VE HAKKANİYETİN yanında durabilmektir.
Tarih boyunca en büyük yanlışlar
insanların ilkelere değil, kişilere taraf olmasından doğmuştur…
10. SAADET PARTİSİ NE YAPACAK?
Şimdi bize soruyorlar: “Ne yapacaksınız?”
Bizim rotamız belli, tarafımız net.
Biz zulüm ve haksızlıklar karşısında
HAKTAN VE ADALETTEN YANAYIZ.
Keyfiliğe ve kayırmacılığa karşı
EHLİYET VE LİYAKATTAN YANAYIZ.
Kamu malıyla şatafat sürülmesinden,
yolsuzlukların üzerinin örtülmesinden değil
YETİMİN HAKKININ GÖZETİLMESİNDEN YANAYIZ.
Adalet arayışında olan,
geçim sıkıntısı çeken,
gelecek kaygısı taşıyan insanların
BİRLİKTE YOL YÜRÜMESİNDEN YANAYIZ.
Saadet Partisi,
sadece bir siyasi parti olmanın ötesinde,
bu coğrafyanın aklı, vicdanı ve çimentosu olan bir anlayıştadır.
İçinde bulunduğumuz koşullardan rahatsız olan,
gidişata itiraz eden,
bu bozuk düzeni değiştirmek isteyen herkese teklifimizi söylüyorum,
Tüm farklılıklarımıza rağmen;
· Gelir dağılımında,
vergilendirmede,
ücretlendirmede
ADALET İÇİN,
· Yargı mekanizmasının
siyasetin aparatı olarak kullanılmasına
MÜSAADE ETMEMEK İÇİN,
· Çocuklarımızın hayallerini,
gençlerimizin ve kadınlarımızın umutlarını
BÜYÜTMEK İÇİN,
· Bu ülkeyi toplumun her kesimi açısından
yaşanabilir kılmak için, mücadele eden herkese teklifimiz
birlikte yol yürümektir.
Milletimizin bizden beklentisi
haksızlıklara ve hukuksuzluklara karşı,
kimseyi dışarıda bırakmadan,
hep birlikte
bu coğrafyanın ihtiyacı olan en büyük ittifakı kurmak
ve en etkin şekilde çalışmamızdır.
Saadet Partisi, bugüne kadar olduğu gibi, bundan sonra da
dünyada ve bölgemizde yaşanan gelişmelerin farkında olarak ve
tarihi sorumluluğumuzun bir gereği olarak
toplumun farklı kesimlerini
barıştırmak,
kucaklaştırmak ve
birleştirmek için gayret edecektir.
Biz parti olarak hiçbir zaman
gündem akışına göre tavır belirlemedik,
bizim tavrımız da tarafımız da hakkı üstün tutmak ve
bu bozuk düzene karşı
adil bir düzen inşa etmektir.
Biz, insanımızın umudunun büyümesi ve yüzünün gülmesi için,
yıkıcı söylemlerle siyaset yapmak yerine
her kesimle
hak ve adalet zemininde
geleceği inşa etmek üzere hareket edeceğiz.
Hukukta, ekonomide ve toplumda
adaleti tesis etme kararlılığında olan,
ahlakı önceleyen,
ilkeli bir duruş sergileyen herkesle
birlikte hareket edeceğiz.
Buradan bir kez daha 86 milyon vatandaşımıza sesleniyoruz.
Bizim yolumuz
ülkeler ve insanlar arasında
savaş ve çatışmayı değil
barış ve diyalogu büyütmektir.
Bizim yolumuz
hak ve özgürlüklerin teminatı olan
bir yönetim anlayışının tesis esilmesidir.
Derinleşen yoksulluğu,
artan eşitsizlikleri,
keyfilikleri,
Ve hukuksuzlukları,
Ortadan kaldıran politikaları
destekleyen
herkese bizimle yol yürüme çağrısında bulunuyoruz.
Saadet Partisi
ister milliyetçi olsun ister sosyalist,
ister mütedeyyin olsun ister seküler,
bu coğrafyanın tüm insanlarıyla
Birbirini ötekileştirmeden,
haktan ve adaletten taviz vermeden
Beraber yol yürüyebilmenin gereğini yapacaktır.
Bizim tercihimiz;
TARİHİN DOĞRU TARAFINDA DURMAK DEĞİL;
TARİHİN DOĞRU TARAFINI İNŞA ETMEKTİR.
11. TÜRKİYE’Yİ UMUTSUZLUĞU TERK ETMEYECEĞİZ
O yüzden bir kez daha ilan ediyoruz:
Türkiye’yi oluşturulmak istenen umutsuzluğa terk etmeyeceğiz!
İçiniz müsterih olsun!
Kimse umudunu kaybetmesin!
Kimse kötülüğü kalıcı, adaletsizliği kader, yoksulluğu mecburiyet sanmasın.
Bu ülke alternatifsiz değildir!
Biz;
bu ülkenin
hangi derdi varsa,
hangi yarası kanıyorsa,
hangi meselesi çözüm bekliyorsa
hepsi için çalışıyoruz.
Yanlışları saymak için değil,
doğruyu inşa etmek için çalışıyoruz.
Bugünün krizlerini konuşmak için değil,
yarının güçlü, adil ve müreffeh Türkiye’sini kurmak için çalışıyoruz.
Allah’ın izniyle başaracağız.
Milletimizle birlikte başaracağız.
Türkiye için başaracağız.
Hepinizi saygı ve muhabbetle selamlıyorum."




