Büyük çoğunluk kardeş kavgasının son bulmasını istiyor. Kürtlerin ezici çoğunluğu, sorunun demokratikleşmeyle çözülebileceğine inanıyor.
AB, ABD ve onlardan çok daha önemli olarak, Ankara ile siyasi ve iktisadi ilişkileri gelişen Irak Özerk Kürdistan Bölge Yönetimi sorunun barışçı çözümünü, PKK‘nın silah bırakıp siyasi mücadeleye geçmesini destekliyor. İmralı‘da tutuklu PKK lideri Abdullah Öcalan ve Kandil‘deki PKK liderliği uzun zamandan beri, barışçı bir çözüm için konuşarak anlaşma tercihini dile getiriyor. PKK bu niyetle Kasım 2010‘dan beri tek taraflı ateşkes uyguluyor. AKP hükümetinin Öcalan ile gayri-resmi görüştüğünü geçen ay bizzat Başbakan Erdoğan teyid etti. Kılıçdaroğlu liderliğindeki ‘Yeni CHP‘, Kürt sorununun çözümüne ilişkin reformlara destek olacağına dair işaretler veriyor; Öcalan‘la yapılan görüşmeleri de destekliyor.
Sorunun çözümü için Kürtlerin ezici çoğunluğunun esas olarak şu ortak talepleri var: Yapılacak yeni anayasadaki vatandaşlık tanımının Türkiye‘nin etnik ve dinsel çoğulculuğuna saygı göstermesi; Kürt dil ve kültürünün yaşanması, bu bağlamda anadilde eğitim üzerindeki engellerin kalkması; Kürt çoğunluklu bölge ve bütün ülkede yerinden yönetimin güçlendirilmesi ve elbette ki siyasi bir af ile PKK militanlarına normal siyaset yapma yolunun açılması. Bu yönde reformlar Türkiye‘nin birlik ve dirliğine katkı yapacağı için Türklerin çoğunun da desteğini görecektir.
Ne var ki 12 Haziran seçimlerine gidilirken, kaygı verici gelişmeler yaşanıyor. Bunların başta geleni, tek taraflı ateşkese rağmen güvenlik güçlerinin PKK militanlarını bulup öldürmeye devam etmeleri. Son olarak geçen hafta Tunceli/Dersim‘de 7 militan öldürüldü; sonra PKK militanları Kastamonu-Çankırı yolundaki AKP konvoyuna ateş açarak bir polisi öldürdü. Bu ölümlerin iki tarafta da ideolojileri ya da çıkarları gereği barışa düşman çevrelerin eseri olduğuna inanmak için nedenler var.
Kaygı veren başka bir gelişme Başbakan Erdoğan‘ın, MHP‘nin temsil ettiği Türk milliyetçi oylarının bir bölümünü kazanmak amacına yönelik olduğuna inanılan bir taktikle, "Kürt sorunu yoktur, Kürt yurttaşların sorunları vardır" şeklinde konuşarak sanki yeniden sorunun özü olan inkâra yönelmesi. Kaygı veren yine başka bir gelişme ise BDP‘nin Kürtleri vesayeti altına alma çabası. Oysa, şurası muhakkak ki Kürtlerin büyük çoğunluğu, BDP‘nin ne etnik milliyetçi ideolojisini, ne kendilerinin sözcüsü olma iddiasını, ne de barış talebini PKK şiddetiyle destekleme politikasını tasvip ediyor. BDP, Kürtleri vesayet altına alma çabasıyla Kürtler arasında bölünmeye ve çatışmaya çanak tutuyor. Nitekim son aylarda yaşanan BDP-PKK yandaşlarıyla muhafazakâr Kürtler arasındaki kavgalar ölümlere yol açtı.
Öcalan‘ın BDP‘li politikacıları "demokratik siyaset kanallarını değerlendirememek", Kandil‘i de "gerillacılık oynamak"la eleştirmesi çok dikkate değer. Hükümete yönelttiği uyarı da: "Görüşmelere başlarken ölümler tutuklanmalar olmayacak diye anlaşmıştık... 15 Haziran‘dan sonra ya anlamlı müzakere dönemi ya da büyük savaş başlar."
Türkiye‘nin aklı başında Türk ve Kürt çoğunluğu, AKP hükümetinin daha fazla gecikmeden, gerek Öcalan gerekse Kürtlerin öteki bütün temsilcileriyle görüşerek kardeş kavgasına son vermesini bekliyor.
Şahin Alpay ZAMAN