Kur’ân-ı Kur’ân-ı Kerim’in nâzil olduğu ay olan Ramazan’da en üst düzeyde yaşadığımız mânevî atmosfer, bu yüce kitabı müslümanlar nazarında daha görünür kılmaktadır. Televizyonlarda, radyo, cami ve özel mekânlarda okunan mukabele ve hatimler Kur’an’ı günlük hayatın içine çekmektedir. Bu ayda yapılan vaazlar ve Kur’an merkezli nasihatler de, müslümanların ilâhî kelâma yönelmesinde önemli işleve sahiptir.
Müslümanların önemli bir çoğunluğu Kur’an’ı aslından okuyabiliyor. Okumasını bilmeyenler de Latince basılmış kitaplardan mukabeleyi takip ediyor veya ibadet niyetiyle kendi kendilerine okuyorlar! Ramazan ayı, Kur’an ziyafetinin doruk noktasını oluşturuyor ve mânevî duygular zirve yapıyor. Kalbi iyice yumuşayan bir müslüman için artık maddî ve mânevî anlamda “vermek”, yerine getirilmesi hiç de zor olmayan bir görev haline geliyor! Muhasebe anlamında ramazan ayı bir blanço ayıdır!
Son yıllarda “anlama ve anlaşılma” açısından Kur’an sorgulanır hale geldi. “Mezarlıklarda okunmak için inmediği” vurgusu haklı olarak yüksek sesle dillendiriliyor. Kur’an, her ne maksatla okunursa okunsun insan için şifadır. Kur’an, yüz yüze ve göz göze geldiğimizde, ruh dünyamız için de, gözlerimiz için de bir şifadır. Elbette bunu bizzat deneyen ve yaşayan daha iyi bilir.
Her şeyden önce Kur’an’ın, bir müslüman için “hayat kılavuzu” olduğunun bilinmesi gerekir. Kur’an’ın muhatabı, “akıl ve irade sahibi insan”lardır. Akıl ve irade sahibi insan, Kur’an’ı bizzat kendisine gönderilmiş özel bir “kitap” olarak bilir; onun buyrukları doğrultusunda amel etmesi gerektiğine inanır. Çünkü kitap, hayatı anlama ve anlamlandırmada insana yol gösteren bir kılavuzdur.
Bu yüce kitabın, bir “ticarî meta” haline getirilmesinin büyük bir yanlış olduğunu söylemek istiyorum. Bunun için Kur’ân-ı Kerim mutlaka ticarî bir metâ olmaktan çıkarılmalıdır. Bu meseleye imkân ve zihniyet açısından bakmak gerekir. Bugün müslümanlar, geniş imkânlara sahiptir. Zihniyet meselesini aşmanın da yolu da iyi niyettir. Bu meselenin çözümü konusunda, Diyanet İşler Bakanlığı ve Türkiye Diyanet Vakfı, iki yetkili ve etkili kurum olarak karşımıza çıkmaktadır.
Bu iki kurumun önderliğinde, “zengin müslüman”ların Kur’an’a hizmet konusunda hiçbir fedakârlıktan kaçınmayacaklarını düşünüyorum. Yeter ki hedef doğru belirlensin! Bilgisayarın sunduğu imkânlardan âzami ölçüde faydalanılarak hem okunması kolay hem de estetik açıdan zarafet numunesi bir hat seçilerek, değişik ihtiyaç ve zevklere hitap edecek nitelikte birkaç boy Kur’ân-ı Kerim basılıp isteyen herkese ücretsiz olarak ulaştırılabilir.
Sosyal devlet olmanın yüklediği sorumlulukla bugün on beş milyon civarındaki öğrencimize nasıl her yıl bütün ders kitapları ücretsiz olarak dağıtılabiliyorsa, Kur’ân-ı Kerim de ibadet niyetiyle kaliteden ve estetikten tâviz verilmeden çoğaltılıp dağıtılabilir. Milletin itimat ettiği kurumların buna öncülük etmeleri halinde, gönüllülerinden bu projeyi destekleyecek pek çok hayırseverin çıkacağı konusunda hiçbir kimsenin tereddüdü olmamalıdır.
Böyle bir uygulamaya geçilip başarıldığında sadece Kur’ân-ı Kerim, “Kur’an tüccarları”nın “sermayesiz ticaret malı” olmaktan kurtarılmakla kalmayacak, aynı zamanda para kazanmamın dayanılmaz cazibesine kapılarak ne yaptığını pek de hesap etmeyen veya etmek istemeyen “Kur’an tüccarları” da böyle bir vebali işlemekten kurtarılmış olacaklardır.
Kitap fuarlarında ya da sahaflarda müşteri bekleyen herhangi bir meta gibi boy boy, sayfa sayfa açılmış Kur’ân-ı Kerim nüshalarını gördükçe içim burkuluyor. Kur’an’a yakıştıramadığım bu hali, aynı zamanda ona karşı bir saygısızlık olarak görüyorum.
Bu konuda kendini sorumlu hissedenlerin veya onların organizasyonunda bazı kurumların Kur’ân-ı Kerim’i böyle bir durumdan kurtarabileceklerini düşünüyorum. Bugün “Kur’an’a hizmet” adıyla veya böyle bir amaçla yola çıkmış birçok oluşum vardır. Kur’an’a yapılacak en önemli hizmet, onu paraya tahvil edilir bir malzeme olmaktan çıkarmaktır. Maddî imkânların kısıtlı olduğu zamanlarda bile kitabın üzerinde “hediyesi” diye yazılırdı. Edep ne güzel bir şey/di!
Bugün ise fiyatı veya direkt rakam yazıyorlar. Oysa fiyatı veya “hediyesi” yerine artık “hediye” yazmak hiç de zor değildir. Böyle bir davranışın zor olmadığını bildiğim ve inandığım için bu düşünceleri ve öneriyi herkesle paylaşmak istiyorum.
“Kur’an” para ile satılmamalıdır. Hiç kimse Kur’an üzerinden ticaret yapmamalıdır. Paraya ihtiyaç duyabilecek insanlardan bazılarının yazdığı kitaplar bile “Para ile satılmaz, hediyedir!” kaydıyla çoğaltılıp dağıtılırken, niçin Allah’ın kelâmı Kur’an için sürekli geçerliliği olan bir kaide hüviyeti kazanmasın
Bugün Millî Eğitim Bakanlığı tarafından ortaöğretim okullarının birinci (orta) ve ikinci (lise) kademesinde seçmeli ders olarak kabul edilen ve öğrencilerin önemli bir çoğunluğu tarafından benimsenip tercih edilen Kur’ân-ı Kerim dersi için özellikle Diyanet gibi resmî kurum ve/veya vakıfların meseleye âcilen bir çözüm üretmesi şarttır. Kur’an öğretiminin birinci basamağını oluşturan “elifbâlar”ın da böyle bir anlayışla tanzim edilerek ücretsiz dağıtılması gerekir.
Bu şekilde okullarda erken yaşlarda öğrencinin eline geçen Kur’ân-ı Kerim’in, ayrıca ticaretine de ihtiyaç kalmayacak veya iyice azalacaktır. Çünkü artık her evde bir veya birden fazla Kur’ân-ı Kerim olacaktır.
Yüzünden okumanın öğrenilmesi ve Kur’ân-ı Kerim temini safhalarından sonraki süreçte ise artık “Kur’an’ın anlaşılması” için nelerin yapılması gerektiği meselesi öncelik kazanacaktır. İşte burada her bir müslüman, ciddi araştırmalar yaptıktan ve güvenilir ilim adamlarıyla istişarelerde bulunduktan sonra kendi tercihini yaparak, “ilâhî kelâmın anlaşılması” için tefekkürü öne çıkarıp zihnî emek verenlerin gayretlerini takdir ve teşvik edecektir.