Gündem

Köy eski köy değil

Köy eski köy değil

Abone Ol

Çoktandır değişti köyümün renkleri... Her ne kadar çoğunun suları hâlâ içiliyor, havası tertemiz içimizi rahatlatıyor olsa da bir şeyler oldu köyümüze...Televizyon hiç kapanmıyor, babaannem kadın programlarının başından kalkmıyor, küçüklüğümün eğlencesi inek sarıkız artık ahırda değil... Büyükannem sütü bakkaldan alıyor... Eskiden köy odası vardı, şimdi yerinde kuru bir ağaç bile yok... Köyümde uzun kış geceleri sohbetle geçerdi şimdi büyük annem ve komşuları geç vakte kadar dizilerin başında kalıyorlar...Sohbetin kökünü kuruttu televizyon... Köyümde de yaptı bunu... Ağlıyorum içten içten ama duyan yok... Köyüm eski köyüm değil artık...

Bu hafta yine köydeydim... İnsanlar evlerine kapanmışlar bir ekran aracılığıyla şehirden gelecek o müreffeh hayatları izliyorlardı. Köyde bazı kurallar hâlâ yaşıyor olsa da, köylüm şu kara kutunun esaretinden kurtulamıyor..

Eskiden toprak her şeyiydi köylünün. Yaşlı genç kadın erkek toprağı, büyük bir itina ile işler, buradan çeşit çeşit ürün elde ederlerdi. Toprak hayatı öğretiyordu köylüme... Toprağa emek vermedikçe ürün alamazdı insanlar. O yüzden alacakları ürünün verdikleri emeğe bağlı olduğunu bilirler ve topraktan bir şeyler öğrenirlerdi. Toprak emeklerinin karşılığını fazla fazla verirdi onlara. Her mevsim toprağa bırakılan ürünler büyük bir keyifle toplanır ve hasad mevsimi gülerdi insanların yüzü.... Yakınlarına bağlı olduğu gibi toprağa da bağlıydı köylü... Ama şimdilerde tarlada çalışan o gençler topraklarını ve ailelerini bırakarak şehirlerde iş aramaya gitmişler. Büyükannemin komşusu iki oğlunun da şehrin değirmeninde öğütüldüğünü söylüyor. Oğullardan biri sokakta öldürülmüş diğeri ise kayıp. Zaten, meslek sahibi olmadan şehirde para kazanmaya çalışan gençlerin kaderi ya sokakta simit satmakla geçiyor ya hamallık yapmakla, ya da bu kimseler sessizce göçüp gidiyorlar... Gençler bir şekilde terk etmişler köyü. Yaşlılar ise ay başı şehirden gönderilecek üç beş kuruş parayı bekliyorlar. Toprak ise artık mahzun ve yetim...

Köyler modern insanın kaderini yaşıyor artık. Onlar kadar yalnız onlar kadar ilgisiz... Yaz mevsiminde köye tatile giden çocuklar, ise vaktin tamamını televizyonun önünde geçiriyorlar. Benimle birlikte köye ziyarete giden kuzenlerimi dizilerin başından alamadım. Büyükannem de bu durumdan hiç şikayetçi değil. O da dizileri takip ettiğinden konularla ilgili yorum yapıyor. Oysa dışarıda bizi bekleyen ve düşünce ufkumuzu geliştirecek yaradılış gayemizi hatırlatacak zengin bir tabiat var... Kuzenlerimi evde bırakıp köy çeşmesine gittim. Artık evlerde su var, çeşmeler bakımsız bir vaziyette akıyor... Eğildim su içtim, bu şehirde içtiğimiz klorlu sulardan çok farklıydı. Toprak kokuyordu, hayat kokuyordu ve yaratıcıyı düşünmeye teşvik ediyordu.

Dedem öldükten sonra büyükannem bahçeyi tamamen bırakmıştı. Bahçeye gittim. Ağaçların dalları toprağı okşuyordu. Birkaç elma kopardım, mis gibi kokuyordu elmalar, ilaç yok, hormon yok, bozulmamış temiz ve tazeydi. Uzun zamandır, yiyecekleri dalından koparmamıştım. Bu farklı bir duyguydu. Elmayı dalından koparmak, yumurtayı tavuğun altından almak, soğanı toprağın bağrından söküp almak, ekmeği tandırdan çıkarmak... Ne kadar da yabancı bir hayat değil mi? Bütün bunlar şimdi sadece hatıra defterlerimizde yer alıyor... Bizler değişiyoruz, modernleşiyoruz... Sütü kağıt kutulardan içiyoruz, suyu pet şişelerle alıyoruz, hormonlu yiyeceklerle besleniyoruz. Toprağa hasretiz, topraktan uzak bir hayat sürüyoruz...