Gündem

Köklü çözüm

Köklü çözüm

Abone Ol

Saadet Partisi olarak başından itibaren Türkiye‘deki siyasal sistemin esas yapısının teşhis edilmediği halde atılacak adımların yanlış ve eksik olacağı kanaatinde olduklarını dile getiren Kurtulmuş, Türkiye‘de bir anayasal değişikliğe, sadece Anayasa‘nın belli maddelerini değil, bütününü değiştirecek bir iradeye ihtiyaç olduğunu söyledi. Kurtulmuş, "Türkiye‘deki siyasal sistemin adı demokrasi olsa da niteliği itibarıyla bir bürokratik oligarşidir. Bu bürokratik oligarşinin değiştirilmesi ise sadece Anayasa‘nın belli maddelerinde değişiklikler yaparak asla mümkün olmayacaktır" diye konuştu.

Türkiye‘de 2000 yılından bu yana bir ekonomi modelinin yanlışlığına dikkat çeken Kurtulmuş, "Türkiye‘nin ekonomisi büyüyor gibi görünse de bu istihdam üretmeyen bir büyümedir ve bu dönemde işsizlik ciddi bir şekilde artmıştır. Ekonomi büyüse de, küçülse de işsizlik artıyor. İkinci önemli husus ise gelir dağılımı adaletsizliğidir. Bu yıl içerisinde 56.8 milyar dolar arkasını devlete yaslanarak büyüyen elitler var. Biz yıl boyunca çalışacağız verdiğimiz paralar 16 bin aileye gidecek, ancak ülkenin 72 milyon fakir fukaraya da bunun yüzde 13,5‘unu vereceğiz. Bu adalet değildir" dedi.

Saadet Lideri Prof. Dr. Numan Kurtulmuş, İstanbul Haliç Kongre Merkezi‘nde müstakil Sanayiciler ve İşadamları Derneği (MÜSİAD) 19. Olağan Genel Kurul Toplantısı‘nda konuştu. MÜSİAD‘ın Türkiye‘nin güzide kuruluşlarından biri olduğunu belirten ve emeği geçenlere teşekkür ederek konuşmasına başlayan Kurtulmuş,  Anayasa değişikliği sürecini değerlendirdi.  Kurtulmuş, Türkiye‘nin bugün en temel meselesinin yeni Anayasa değişikliği ile ilgili gelişme olduğunu belirterek, Türkiye‘nin gündemini uzunca bir süredir meşgul eden Anayasa değişikliğinin Türkiye‘nin bundan sonra alacağı demokratik yol bakımından fevkalade önemli olduğunu kaydetti.

Saadet Partisi olarak başından itibaren Türkiye‘deki siyasal sistemin esas yapısının teşhis edilmediği halde atılacak adımların yanlış ve eksik olacağı kanaatinde olduklarını dile getiren Kurtulmuş, Türkiye‘de bir anayasal değişikliğe, sadece Anayasa‘nın belli maddelerini değil, bütününü değiştirecek bir iradeye ihtiyaç olduğunu anlattı.

Egemenlik milletin olmalıdır

Kurtulmuş, şöyle konuştu: ‘‘Bu çerçevede Türkiye‘deki siyasal sistemi tanımlamak ve özellikle 1960 ihtilali sonrası gelişen süreçte, 1961 Anayasası ve 1983 Anayasası‘yla millet egemenliğinin nasıl kısıtlandığı ve millet egemenliğinin önüne ne tür engellerin çıkarıldığını iyi görmek zorundayız. Lafı hiç dolaştırmadan söylemek gerekirse, bugün Türkiye‘deki siyasal sistemin adı demokrasi olsa da niteliği itibarıyla bir bürokratik oligarşidir. Bu bürokratik oligarşinin değiştirilmesi ise sadece Anayasa‘nın belli maddelerinde değişiklikler yaparak asla mümkün olmayacaktır.‘‘

Yeniden millet egemenliğini esas alan bir yapılanmaya ihtiyaç olduğunu ifade eden Kurtulmuş, bürokratik oligarşi denilen şeyin millete egemenliği verir gibi göründüğünü ama hep amalarla bu egemenliği kıstığını anlattı. Kurtulmuş, ‘‘Türkiye‘de egemenlik kayıtsız şartsız milletindir ve millet bu egemenliği, seçilmiş kurum ve kuruluşları eliyle kullanacaktır‘‘ şeklinde bir Anayasa değişikliğinin zorunlu olduğunu söyledi.

‘‘Anayasa değişikliği yetersiz‘‘

Saadet Partisi olarak başından itibaren söylediklerinin köklü, kapsamlı ve topyekun bir Anayasa değişikliği yapmak olduğunu vurgulayan Kurtulmuş, onun için diğer muhalefet partileri gibi iktidarın ortaya koyduğu yeni Anayasa yapma niyetini en baştan itibaren ‘‘istemeyiz‘‘ diyerek engellemek yerine, neyi, nasıl istediklerini, Türkiye‘nin hukuk sistemi ve kendi demokratik anlayışları çerçevesinde ortaya koyduklarını anlattı. Kurtulmuş, şu anda yapılan değişikliklerin kendilerine göre müspet ve olumlu yönde atılmış adımlar olduğuna değinerek, ‘‘Ancak yetersizidir. Gerçekten bürokratik oligarşiden, vesayetçi sistemden, tamamıyla millet egemenliğine geçişi sağlayacak bir muhtevaya sahip değildir‘‘ dedi.

Türkiye‘nin bu Anayasa değişikliklerini yapabileceğini ve Meclisten geçirebileceğini belirten Kurtulmuş, ne olursa olsun çok kısa bir süre içerisinde Türkiye‘nin, Saadet Partisi‘nin geldiği yere geleceğini ve yeni bir Anayasa yapma mecburiyetinde kalacağını söyledi. Kurtulmuş, bütün bunlara rağmen parlamentodan 29 maddelik bu Anayasa teklifinin geçmesini ümit ettiklerini, ancak gelen 29 maddenin bütününe bakıldığında bürokratik oligarşinin tamamıyla geride kalmadığının görüldüğüne işaret etti.

Referanduma destek verdi

Parti olarak ortaya konulan bu demokratikleşme iradesini desteklediklerini bir kez daha tekrarlayan Kurtulmuş, ‘‘Eğer parlamentoda bu iş çözülemezse, referanduma gitmesi halinde Saadet Partisi‘nin tercihi, oyu, atılan bu olumlu adımı ve ilave demokratikleşme adımını desteklemek yönünde olacaktır‘‘ diye konuştu.

Kurtulmuş, hazırlanan 29 maddenin tamamının bir bütün halinde değil, tek tek, madde madde, halkın onayına sunulması gerektiğini vurgulayarak, referandum ve demokrasi mantığına uygun olanın bu olduğunu dile getirdi.

Kurtulmuş, sözlerini şöyle sürdürdü:

‘‘Denilebilir ki ‘bu millet ne anlar böyle madde madde, alt alta yazdığınız Anayasa‘yı nasıl değiştirsin.‘ Tam da meselenin bam teli burasıdır. Türkiye‘nin bürokratik elitleri, Türkiye‘nin iktisadi ve siyasi elitlerinin temel sözü, argümanı bu milletin doğru dürüst oy vermeyi başaramayacağı şeklindedir. Onun için de Tanzimat‘tan bu yana biz habire anayasalar yapıyoruz. Bu yaptığımız anayasaların ortak iki özelliği vardır; ya bu anayasalar asker namlusu ucunda yapılmıştır ya da Avrupa Birliği ve batı bize böyle anayasal değişiklikleri ön gördüğü için yapılmıştır. Türkiye‘de anayasal değişikliklerin sadece siyasi ve iktisadi elitler eliyle yapılacağından bahseden Türkiye‘nin seçkinci siyaset zümreleri millete dönüp diyorlar ki ‘Ey millet sizin gücünüz anayasa yapmaya yetmez. Aklınız anayasal değişiklikleri almaz‘. İyi de bu millet oy zamanı size oy vermeyi biliyor da anayasa değişikliği yapmak gerektiğinde mi bilmiyor? Tam da soru buradadır. Herkesin gerçekten demokrat olması ve herkesin sadece kendine demokrat olması değil, millete demokrat olması mecburiyeti var. Sanki baştan beri esas kavga, esas tartışma şuradadır. Türkiye‘de, bu topraklarda yaşayan bu millet bu toprakların kiracısı mıdır ev sahibi midir? Siyasi ve iktisadi elitler diyor ki ey millet siz kiracısınız buyurun bu da sizin kira kontratınız. Nedir bu kira kontratı? Bu kira kontratı anayasalardır. Şimdi biz de diyoruz ki, Türkiye de bu noktaya gelecek, bu millet anayasasını kendisi yapacak ve böyle artık kiracı değil bu topraklarda ev sahibi olacak. Milletin yaptığı yeni anayasa milletin yeni tapusu olarak Türkiye‘nin önüne gelsin. Türkiye‘nin en temel meselesi budur. Şimdilik hükümetin düşündüğü bazı değişiklikler müspet yönde atılmış adımlardır. Bize göre eksik olmasına ve gerçek bir çözüm sunma gücüne sahip olamamasına rağmen eğer referanduma gidecekse Saadet Partisi‘nin oyu ‘evet‘ oyu olacaktır. Bunu da açıkça söylemek isterim" Hükümete ‘Her söylenen sözü aleyhinize zannetmeyin‘ uyarısı

Bir ülkenin siyasi yapısını, siyasi topografyasını 4 temel hukuk metninin belirlediğini dile getiren Kurtulmuş, "Anayasa bunlardan sadece bir tanesidir. Anayasa, Meclis İçtüzüğü, Seçim Yasası ve Siyasi Partiler Yasası. Bir ülkede gerçekten halkın sözü geçerli midir, gerçekten bir ülkede demokrasi var mıdır, gerçekten sosyal demokrasi siyasi partilere yansımakta mıdır, gerçekten demokrasi meclis çalışmalarına yansımakta mıdır? İşte bunların hepsine bu 4 tane temel metne bakarak karar vermek mümkündür.  Bu 4 tane temel metin bir ülkenin siyasi topografyasını ortaya koyan metinlerdir. Ne yazık ki sadece anayasamız değil, anayasada olduğu gibi mMeclis İçtüzüğü de, Seçim Yasası da, Siyasi Partiler Yasası da aynı derecede bürokratik oligarşinin, 1961 ve 82 Anayasası zihniyetinin yansıması şeklinde devam ediyor. Şu sözü bir kere daha dostça, kardeşçe söylemek istiyorum. Her söylenen sözü aleyhinize zannetmeyin. Biz burada daha iyisi olsun diye söylüyoruz. Ve bizim tavrımız bu memlekette milletin hayrına kim bir iş yaparsa Allah ondan razı olsun der ve destekleriz. Bütün yaptığınız iyi işlerde arkanızda oluruz. Bütün yanlışlarınızda da karşınıza dikiliriz" ifadelerini kullandı.

Doğru yapanın yanında, yanlışın ise karşısındayız

‘Kategorik olarak muhalefet bir tarafa iktidar bir tarafa diye düşünmeyin‘ diyen Kurtulmuş, "İster muhalefet, ister iktidar olsun kim milletin hayrına bir şey söylerse iş yapma sırası iktidarda olduğu için iktidar partisi de hangi olumlu işi yaparsa destek olmaya devam ederiz. Ancak yanlışların da karşısında dikiliriz. Burada bazı eksikleri söylemek istiyorum. CHP ve MHP ekseninin baştan itibaren bir blok oluşturup hükümetin karşısına çıkacağız demeleri yanlıştır. Türkiye gibi ülkelerde halkı siyasete çekmeden olumlu adımların atılması mümkün değildir. Dolayısıyla CHP ve MHP gibi kamplaşma yapmak değil atılacak olumlu adımların ne kadar doğru olduğunun göstergesi cumhurbaşkanını halk tarafından seçilmesi referandumudur. Öyle görünüyor ki bu iş referanduma gidiyor. Sakın ola bu işte de bir kamplaşma ortaya çıkarmayın. Bunu hükümete söylüyorum. Karşı tarafın bir kamplaşma yapacağı aşikârdır. Böyle bir çalışmanın içine girebilirler. Ama biz bir siyasi kamplaşmanın içerisinde değiliz. Bu anayasa tek tek gelirse ne ala, fakat toplu halde gelse de bunun için asla siyasi kamplaşma yapılmamalıdır. Eğer olursa milletin aleyhine olur. Bu anlamda bütün siyasilere büyük görevler düşüyor" ifadelerini kullandı.

Türkiye‘de 2000 yılından bu yana bir ekonomi modelinin yanlışlığına dikkat çeken Kurtulmuş, "Bu ekonomi modelinin bazı iyi yanları olmakla birlikte Türkiye‘nin milli yapısıyla ve Türkiye‘nin gerçekleriyle bağdaşmadığını görüyoruz. Bunlar için iki şey söyleyeceğim. Bunlardan bir tanesi ekonomiyle uğraşan herkes biliyor ki Türkiye bu dönemde büyüdü. Rakamları istediğiniz şekilde konuşturabilirsiniz. Ancak ekonomi matematiksel bir problem çözer gibi ele alınacak bir iş değildir. Türkiye‘nin ekonomisi büyüyor gibi görünse de istihdam üretmeyen bir büyümedir. Bunun akabinde işsizlik ciddi bir şekilde artmış. Türkiye‘de büyüse de işsizlik artıyor, küçülse de işsizlik artıyor. Türkiye ekonomisinde ikinci husus ise gelir dağılımı adaletsizliğidir. Türkiye‘nin en iyi gelir elde eden kısmı milli gelirin yüzde 25‘ini alırken, en fakir beşinci dilimi ise 0.28‘ini alabiliyor. Bu tam manasıyla adaletsizliğin yansımasıdır. Ekonomiyi sadece rakamlarla geliştirmek değil, esas olan sosyal anlamda olumlu adımlar atılmalıdır. AKP‘nin yaptığı olumlu işlerden biri de sosyal yardımlar artmıştır. Bunun için teşekkür ederiz. 2010 yılı içerisinde 56.8 milyar dolar arkasını devlete yansıyarak büyüyen bir takım ekonomik elitler var. Hükümet bu yıl 56.8 milyar TL iç faiz borcu ödeyecek. Türkiye‘nin tüm özelleştirmelerden elde ettiği gelirlerin tamamına denk geliyor. Yani 2010 yılında biz yıl boyunca çalışacağız verdiğimiz paralar 16 bin aileye gidecek, ancak ülkenin 72 milyon fakir fukarasına da bunun yüzde13,5‘unu vereceğiz. Bu adalet değildir. Dolayısıyla bu ekonominin genel dengesini milletten yana değiştirme gereksinimi var" şeklinde konuştu.

Önümüzde büyük imkanlar var

Osmanlı Devleti‘nin birinci sanayi devrimini kaçırdığı için çöktüğünü dile getiren Saadet Lideri Prof. Dr. Numan Kurtulmuş, "1945-1980 arasındaki dönemde hem doğu bloku hem batı bloku ülkeleri hem gelişmekte olan bütün ülkeler hızla sanayileşirken Türkiye‘nin sanayileşmesinin engellendiğine dikkat çekti. O dönemin egemenlerinin Türkiye‘yi dünyanın tahıl ambarlarından biri olmasını öğütlediklerini anlatan Kurtulmuş, Türkiye‘nin bu dönemde de ikinci sanayi devrimini atladığını dile getirdi. Kurtulmuş, "1980 yılında ise dünya ekonomisinin yeniden yapılanması başlandı bir taraftan küreselleşme süreçleri bir taraftan ise neo-liberal tezlerle özellikle finans kapitalizmin bütün dünya ekonomisini etkisi altına almasından sonraki süreçte aynı beyler bize ‘siz tarımla da uğraşmayın‘ diyorlar. Şimdi önümüzde tarihin bize vermediği kadar çok önemli fırsatlar var. Belki üç asırda bir bu milletin önüne gelmeyecek bir imkân ile karşı karşıyayız. Bütün bunlar imkân olduğu kadar aynı zamanda da risktir. Bu riskleri azaltabilmek için gelin Anayasa meselesinde olduğu gibi, bütün kararlarımızda milleti sürecin bir parçası yapalım. Türkiye tamamlayamamış olduğu ikinci sanayi devriminin gereklerine bir taraftan yerine getirirken diğer taraftan da, dünyadaki üçüncü post endüstriyel devrimin gereklerini yerine getireceğiz. Bütün bunları yaparken de, tekraren söylüyorum, dünyanın genel geçer şartlarına göre değil, bu milletin birikimlerine, bu milletin ihtiyaçlarına göre hareket edeceğiz. Böyle hareket edersek, geçmişin gücünü geleceğin fırsatına dönüştürmemiz gerekiyor. Şu anda bize verilen rolleri oynamak değil, bu ülkenin hak ettiği rollerle geleceğe doğru emin adımlarla koşmaktır" dedi.

Türkiye sanayinin temel sorunları

1- Türkiye‘nin hâlâ herkes tarafından anlaşılmış, paylaşılmış bir sanayileşme perspektifi yoktur. 2020-2050 yılında Türkiye sanayi ne olacaktır bu anlamda kabul görmüş bir perspektifin olmaması kabul edilemez.

2- Türkiye‘de bir sanayi envanteri yoktur. Bu sanayi envanteri olmadan verilen teşvikler ise maalesef Türkiye‘de teşviklerin bilim ve akıl dışı uygulanası gibi sonuçları ortaya çıkarmaktadır.

3- Türkiye sanayinin en önemli problemlerinden birisi net bir ekonomi bakanlığının kurulmamış olmasıdır. Ekonominin koordinasyonunun sağlanması için 5 bakanlık arasında bölüştürülmüş olan ekonomik faaliyetlerin ‘Ekonomi Bakanlığı‘ adı altında toplanması fevkalade elzem bir durumdur.

4- KOBİ‘lerin hukuki bir tanımı ne yazık ki, tam manasıyla yapılmadığı için bir kanuna göre bir şirket KOBİ niteliğinde, başka bir kanuna göre ise esnaf niteliğindedir. Bu durumun düzeltilmesi gerekmektedir.

5- 17. IMF protokolünden bu yana eksiksiz bir şekilde yürütülen ‘düşük kur, yüksek faiz‘ politikası sanayisizleştirme politikası haline gelmiştir. Bu anlamda kapasite eksikliği önemli problemlerden biridir. Sanayicinin yüzde 70‘i kapasite kullanımının azalmasını dış talebin azalmasına bağlamaktadır.

6-Türkiye sanayinin temel probleminden birisi sanayicinin kamusal sorumluklarının aşırı yüksekliğidir. Bunlardan birisi istihdam alanındaki yüksek maliyetlerdir diğeri ise vergi yükü konusundaki yüksekliklerdir. Bu konuda sanayicinin işinin kolaylaştırılması gerekmektedir.

7-Yeni bir Sermaye Piyasası reformu yapılmalıdır. İstanbul borsasının yükseliyor olması borsadaki faaliyetler açısından sevindirici bir gelişmedir. Ama sanayileşen bir ülkenin kalıcı kalkınması bakımından bu rakamların övünülecek bir tarafı yoktur.

8-Küresel bir alternatif üretebilmek için çok ortaklı şirketlerin üzerinde özel bir çalışmanın yapılması için DESİAB ve Eximbank‘ın fonksiyonları güçlendirilmelidir.

9-Enerji maliyetleri diğer maliyetlerle kıyaslandığından ciddi bir şekilde yukarıdadır. Bu nedenle de, enerji maliyetlerinin aşağıya çekilebilmesi için gayret sarf edilmesi gerekmektedir. Türkiye‘nin enerjide doğalgaza bağlılığının azaltılması enerji maliyetlerinin düşürülmesi anlamında önemli bir çözümdür.

10- En önemli sorunlardan biri de yetenekli, nitelikli insan gücü açığıdır. Bu da Türkiye‘ye 28 Şubat post modern darbesinin bir aramağınıdır. İmam Hatip Liselerinin önünü keseceğiz diyerek meslek liselerinin önünün kesilmesi bunda önemli etkendir. Eğer bu katsayı sorunu yaşanmamış olsaydı, Türkiye nitelikli ara eleman açığını bu kadar hissetmeyecekti.