“Şu anda biliyorsunuz koalisyon güçlerine ait İncirlik’te konuşlanmış olan uçaklar var. Koalisyon güçlerine ait bu uçaklar gerektiğinde başka bölgelerimizdeki üslerimizi de kullanacaklar.”
Devletimizin hükmi şahsiyetini temsil eden Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın birkaç gün önce sarf ettiği sözler bunlar.
Görünen o ki Irak Savaşı günlerinden çok daha yakıcı zamanlar bizleri bekliyor.
Suriye’nin ardından ülkemiz de adım adım bir felâkete doğru sürüklenmek isteniyor.
Hâlbuki 1 Kasım seçimlerinden önce ağızlarından Amerikan karşıtı sloganlar eksik olmuyordu.
1 Kasım seçimlerinden önce Erdoğan’a göre Batılılar bizim sadece ölümüzü seviyordu.
Yüz yıl evvel Çanakkale’de, Gazze’de ya da Bingazi’de çarpıştığımız şer güçler, bugün de bizim için en büyük tehditti.
Bu tehditten kurtulabilmek için de iktidar partisini en güçlü şekilde desteklemek hepimizin boynunun borcuydu(!)
Türkiye’nin büyümesini ve güçlenmesini istemeyen üst akıl, sözüm ona içerideki ve dışarıdaki işbirlikçilerini kullanarak iktidar partisine tuzak kurmak istiyordu(!)
1 Kasım seçimlerinde AKP’ye oy vermek sıradan bir tercih değil, tam aksine vatan savunması anlamına geliyordu(!)
Hatta AKP’yi desteklemek demek, Gazze’yi desteklemek demekti(!)
AKP’yi desteklemek demek, Kudüs’ü kurtarmak demekti(!)
AKP’yi desteklemek demek, Mursî’yi zindandan çıkarmak demekti(!)
Ve fakat Gazze’ye on üç yıldır bisküvi göndermekten başka hiçbir şey yapılamamıştı.
Şeyh Yasin gibi tekerlekli sandalyedeki direniş komutanları şehit edildiğinde bile, İsrail’e orantısız güç kullanılmaması yönünde çağrılar yapılmıştı.
Gazze aylarca bombardımana tutuluyordu da, bu efendilerin elinden sadece Birleşmiş Milletler’e başvurmak geliyordu.
Kudüs sokaklarında kameralar önünde kurşuna dizilen kadınlar, sadece ve sadece izlenmekle yetiniliyordu.
Mescid-i Aksa Siyonist postallarıyla çiğnenirken, bu efendiler megafon diplomasisinden öteye gidemiyordu.
Mısır’ın darbeci generaliyle aynı masaya oturmamak övünç vesilesi olurken, aynı generalin finansörleriyle gayet samimi pozlar verilebiliyordu.
Üstelik bin yıldır bize etmediklerini bırakmayan Batılılar, nasıl olduysa şimdi yine kadim dostlarımız oluverdi.
Meydanlarda “üst akıl” diye anlatılan şer güçler gitti, “koalisyon güçleri” gibi süslü sözlerle gizlenen stratejik ortaklıklar yine geri geldi.
***
Demek koalisyon güçleri öyle mi
O koalisyon güçlerinin uçakları şimdiye kadar kaç milyon Müslüman’ın canını aldı acaba hiç hesapladınız mı
Acaba o koalisyon uçakları kaç çocuğumuzun beynini patlattı hiç saydınız mı
Acaba o koalisyon uçakları kaç yuvamızı yıktı
Kaç camimizi bombaladı
Kaç şehrimizi harabe haline getirdi
Acaba hiç aklınıza geliyor muydu
Doğrusunu isterseniz bizim hiç aklımızdan çıkmıyordu.
Üstelik hani koalisyon demek kriz demekti
Hani koalisyon demek istikrarsızlık demekti
CHP ya da MHP ile bile kurulamayan o koalisyon, söz konusu Amerika olunca nasıl oldu da şak diye kurulabildi
Bu sorulara verebilecek bir cevabınız var mıydı
DEDİK AMA...
Dört yıldır söyleye söyleye dilimizde tüy bitti.
“Esad rejiminin, Osmanlı’nın parçalanmasından sonra İslam ülkelerinin başına çöreklenen diğer zalim hükümdarlardan hiçbir farkı yoktur” dedik ama dinlemediniz.
“Bu zalim hükümdarların her biri, ülkelerinde başlatılan silahlı kalkışmalara karşı aynı tepkiyi verir” dedik ama duymazdan geldiniz.
“Amerika ve Rusya gibi aktörler, Esad rejiminin yıkılmasına asla izin vermez. Birbirleriyle çatışır gibi görünseler de, tek amaçları İslam coğrafyasında bitimsiz bir kaos başlatmaktır” dedik ama anlamak istemediniz.
“Eğit-donat-ölüme yolla projeleriyle, ancak iç savaşa ateş taşımış olursunuz” dedik ama yaftaladınız.
“Suriye’de iç savaşı durdurabilecek tek güç İslam Birliği’dir. Devlet imkânlarını sonuna kadar kullanmalısınız. Hiçbir ayrım gözetmeden tüm Müslüman ülkelerle diyalog kurmalısınız. Muhaliflerle rejim güçlerini mutlaka aynı masaya oturtmalısınız” dedik ama kulaklarınızı tıkadınız.
***
Suriye’de izlediğiniz politika kandan, ölümden ve zulümden başka bir şey getirmedi. Şehirlerimiz, yurtlarından edilmiş milyonlarca muhacirin yaşadığı açık hava hapishanelerine döndü.
Sizler Ensâr olduğunuzu iddia ederken, Akdeniz ve Ege sahillerimiz, yokluktan kaçmak için ölümü bile göze alan mazlumlara mezar oldu.
BU ÇIĞLIKLARA KULAK VERİN!
Allah aşkına artık aklınızı başınıza alın. Bu yolun sonu çıkmaz sokak, artık görün.
Madem bizi dinlemiyorsunuz, hiç olmazsa hem muhaliflerin ilk lideri olan, hem de geçmişte seçim otobüslerinin üzerinde birlikte el salladığınız, ama sonra nasıl olduysa unuttuğunuz Muaz El Hatib’in feryadına kulak verin.
Yetmedi, son yüzyılın en önemli Ehli Sünnet âlimlerinden merhum Ramazan El Bûtî’nin ahir ömründe attığı çığlıkları duyun.
O da yetmedi, size yıllarca emek veren, her şeyinizi borçlu olduğunuz Erbakan Hocanızın üzerine basa basa tekrarladığı uyarılarını hatırlayın.
Bin yıl önceki düşmanlarımızın da, yüz yıl önce ki düşmanlarımızın da, bugünkü düşmanlarımızın da aynı olduğunu artık görün.
Başta Amerika olmak üzere hiçbir Batılı gücün İslam coğrafyasına şerden başka bir şey getirmeyeceğini artık anlayın.
Türkiye’nin Amerika ile birlikte Suriye’ye düzenleyeceği askeri operasyonların, bölgeyi bir daha geri dönülemeyecek ve sonucu da kestirilemeyecek büyük felâketlere sürükleyeceğini artık bilin.
İşte yıllardır işlevsiz hale getirdiğiniz D-8 orada öylece duruyor.
Madem bu millete vatan millet sloganları atarak yeniden destek buldunuz;
Madem en kadim kavramlarımızı bile seçim propagandalarınızda kullanmaktan çekinmediniz;
Madem kendinizi İslâm davasının yılmaz savunucuları olarak gösterdiniz;
Öyleyse hiç olmazsa ülkemizi NATO toprağı ilan etmek yerine, bir kez olsun İslam Barış Gücü’nden bahsedin.
Kuruluş amacı İsrail’i korumak olan Birleşmiş Milletler’den medet ummak yerine, bir kez olsun İslam Birliği için adım atın.
Lafla peynir gemisi yürütmeyi artık bırakın da, bir kez olsun Batılı güçleri bu bölgeden kovmak için uğraşın.
Bir kez olsun bizi haksız çıkarın.
Bir kez olsun “aldatıldık” itiraflarına sığınmayın.
Bir kez olsun meydanlardaki iddialarınıza sahip çıkın.
Hani sizin sayenizde lider ülke olacaktık ya, biz de göğsümüzü gere gere sizinle övünelim.
Hani öleceksek de adam gibi ölecektik ya, biz de geçmişteki bütün hatalarınızı bir tarafa bırakıp sizin için ölelim!