Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Başbakan Yıldırım ile AK Parti sözcüleri her fırsatta seçimlerin 2019 Kasım’ında olacağını, erken seçimin söz konusu olmadığını açıklamalarının ardından MHP Genel Başkanı Bahçeli devreye girerek bu yaz aylarında seçim yapılması çağrısında bulundu, ardından da bir gün sonra Erdoğan ve Bahçeli bir araya gelerek yarım saatlik bir görüşmenin ardından seçim tarihini ilan ettiler. İlan edilen tarihe göre 66 günlük bir sürecin ardından seçimler yapılacak. Hemen belirteyim ki alınan karar yürüklükteki Anayasa ve yasalara uygun olduğu sürece söylenecek fazla bir söz olamaz. Ancak, bu demek değildir ki, iktidar kanadının aldığı kararlar eleştirilemez ve olduğu gibi kabul edilir değildir. Anayasa ve yasalara uygun her karar kabul edilir ama eleştirilebilir de. Eleştirilmeyecekse o zaman çok partili bir sisteme gerek yoktur. Böyle olunca da ortaya çıkan görüntü kesinlikle demokrasi olamaz.
Bu bakımdan alınan seçim kararını çok farklı nitelendirmek mümkün. Kimileri alınan kararı “jet seçim”, kimileri “son sürat sandığa”, genellikle de, “jet seçim”, “son sürat sandığa” ve “baskın seçim” olarak nitelendirirken aynı anlama gelecek bir nitelendirme olarak gazetemizde dünkü manşetinde bu olay “acil seçim” olarak verildi. Tüm bu nitelendirmeler aceleye getirilmiş bir seçim kararına vurgu yapıyordu. Buna karşılık iktidar kanadından ve ortağı MHP’den yapılan açıklamalarda “baskın seçim” nitelendirmesine karşı çıkılıyor, alınan kararı, “Kesinlikle bir baskın seçim değil” şeklinde savunuyorlar. Eğer 66 gün sonra bir erken seçim yapılacaksa böyle bir uygulamayı normal olarak nitelendirmek doğru olmaz. Çünkü Yüksek Seçim Kurulu bile “sıkıştırılmış seçim takvimi” hazırlanacağını ifade ediyor.
Hemen belirteyim ki baskın olarak nitelendirilebilecek bir seçim kararı eğer yürürlükteki Anayasa ve yasalara uygun ise eleştirilebilir ve tartışılabilir ama kabulü gerekir. Ancak ne var ki alınan kararın bir baskın seçim olarak nitelendirilmesine iktidar partisi ve ortağı MHP sözcülerinin tahammülü olmadığını görüyoruz. Israrlı bir şekilde 66 gün sonra bir seçim yapılacak olmasını, “Kesinlikle bir baskın seçim değil” şeklinde karşı çıkıyorlar. Böyle bir karşı çıkış karşısında eğer 66 gün sonra yapılacak bir seçim baskın değilse alınan kararın baskın seçim olabilmesi için aradaki sürenin ne kadar olması gerekir? Söz gelimi mevcut Anayasa ve yasalar 50 gün sonra seçim yapılmasına izin veriyor mu? Verilse bile bu süre içine sığdırılacak bir seçim takvimi makul olabilir mi? Bu bakımdan iktidar kanadının alınan kararı baskın seçim olarak kabul etmemesine rağmen bu bir baskın seçimdir. Ancak, ortada alınmış bir karar vardır ve bu karar Meclis’ten geçtikten sonra bu husus üzerinde fazlaca konuşmanın anlamı yoktur. Seçime girme hakkı olan partilerin kabulleri ne olursa olsun seçim yarışında yerlerini almaları gerekiyor. Bu noktada Saadet Partisi, aylar öncesinden bir erken seçimin gündeme geleceğini görmüş ve teşkilatlarını bu yönde harekete geçirmiştir. Seçim kararının ardından, Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu baskın seçime de hazır olduklarını belirtti.
İki günden beri yapılan açıklamalara bakıldığında özellikle AK Parti sözcülerinin bu seçim kampanyasını ellerinden geldiğince gerecekleri, bundan yararlanmaya çalışacakları görülüyor. Bu bakımdan baskın seçim tartışmalarına dalmadan, seçim çalışmalarına gün kaybetmeden başlamalıdırlar. Çünkü alınan baskın seçim kararı iktidarın giderek taban kaybetmekte olduğunu görmesinin bir sonucudur. Seçim normal süresini tamamlamaya kalktıklarında başarısızlıklarının iyice netleşeceği için bu baskın seçim kararı alınmıştır.