Kültür-Sanat

Kendimize yetmekten vazgeçtik!

Kendimize yetmekten vazgeçtik!

Abone Ol

Anlı şanlı ziraat fakültelerimizden her yıl "sığır görmeden ayağına tarla çamuru değmeden" binlerce mezun veriyoruz. 4 mevsim, 7 iklim, temiz su ve zengin floraya uygun hayvan nesli geliştirmeyi henüz beceremedik.

Aslında hepimiz bal gibi farkındayız; ülkenin et ve süt üretimini arttırmaya yönelik olmayan bütün tedbirler, "geçicidir" ve orta vadede işe yaramaz. Daha önce de denedik. Terör belasıyla boşaltılan köyler, güvenlik gerekçesiyle terk edilen meralar ve girdi fiyatlarındaki tırmanış nedeniyle besicilikten vazgeçilmesi, havyan varlığımızın sürekli azalmasına yol açtı. Misal sığır başına düşen nüfus, devamlı arttı ve spekülatif hareketlere uygun hale gelen piyasa, et fiyatlarını, "tırmanma şeridine" taşıdı. Rekabet Kurumu‘nun "yapısal sorunlar var, örgütlü, kartel türünden rekabet ihlali belirlemedik" açıklaması, palyatif tedbirlerin geçici çözümden öteye gidemeyeceğine işaret ediyor. Geçmişte de rekabet silahı ile hayvancılığı ıslah etmeyi denedik. Olan, cari açığa katkı ve onbinlerce tonluk deli dana etini sineye çekmek oldu. İthalatın başlamasıyla birlikte, şu anda "hayvan hastalıklarından arınmış dünyanın 5 ülkesinden biri olma" unvanımız da tehlikeye girecek.

Avrupa ve Amerika‘daki et dağları ülkemize getirilirse, neler olur, varın siz tahmin edin. Kilosu 3-5 $‘lık, kedi köpek maması kalitesindeki etleri yediğimizle kalırız. Soruna "yapısal" değil de "arızi" yaklaşma refleksimiz yüzünden son 25 yılda "kendine yeterli 5 ülkeden biri olma" özelliğimizi yitirmedik mi zaten... Tarım Bakanı "1 milyon 200 bin" rakamıyla ifade ettiği "besi materyalinin" yeterli olduğunu açıklıyor. Fakat iç talebin "sürdürülebilir" karşılanmasına yeterli "materyal" değil bu. Bakana göre üretici, "fiyatlar daha da artacak" beklentisi ile malını et pazarına sürmüyor. Spekülasyon dalgası elbette olabilir. Fakat her şeyi bu spekülatörlere bağlamak, yapısal dönüşümlerin göz ardı edilmesine yol açacak.

Devletin resmi ama gayri ciddi rakamlarına bakıyoruz; TÜİK, büyük baş hayvan sayısını 10.9 milyon veriyor. Bakanlık 12.7 milyon diyor. 42 ilde 79‘u ruhsatlı 75 faal hayvan pazarı, 10 hayvan borsası var. 81 vilayete yetersiz gelen bir tablo. Hayvansal gıdaların kalitesi kadar, yeterliliği ve erişilebilirliği sorunumuz var. Hayvan başına elde edilen verimin yükselmemesi, fiyat zammını körüklüyor. İşletmelerimiz küçük, ölçek ekonomisinden uzak ve teknolojiden mahrum.

Besiciliğin de süt sığırcılığında olduğu gibi teşviki gerekiyor. Anlı şanlı ziraat fakültelerimizden her yıl "sığır görmeden ayağına tarla çamuru değmeden" binlerce mezun veriyoruz. 4 mevsim, 7 iklim, temiz su ve zengin floraya uygun hayvan nesli geliştirmeyi henüz beceremedik. Milyon kişiye düşen ekonomist sayısında ileri düzeyimize rağmen, hayvancılıkta "tedarik ve değer zincirini" tanımayıp, kendi sosyo-ekonomik şartlarımızda iyileştirmeyi "henüz" akıl edemedik. Son 5 yıldır gözlediğim "hayvancılıktan vazgeçen" aile sayısındaki artışın sebebini araştırmak, hiç bir üniversitemizin merak kapsamına giremedi. Hayvancılığın "niceliğin" odaklı "akıl açığımız", bunun bir nitelik işi olduğunu elbette bir gün kavrayacak.