Çocuklarını kaybeden/ulaşamayan insanların aklına aynı soruyu getiriyor;
* “Acaba benim yavrum da bunların eline düşmüş olabilir mi?”
Peki, bunlar kim?
Gerçekte, depremlerde kaybolan çocuklar kimin kimlerin eline düştü?
Maaile Dergisi Nisan 2026 sayısında 'Kayıp Çocuklar'ı dosyalarına taşıdı.
Maaile Dergisi yazarı Hatice Kirkin Kaya, konuyu bakın hangi açılardan ele aldı;
"İster deprem enkazının karanlığında, isterse normal hayatın akışında isminin başına “kayıp” eklenmiş her çocuk, ailesi için sonsuz bir arafta kalma acısıdır. Yas bile tutamamanın yakıcı halidir. Yas ölümle başlar çünkü. Kaybolan çocuk sayısının TÜİK tarafından yayımlanmıyor oluşu iddiaları, milletvekilleri tarafından meclis gündemine taşınmıştır. Bu iddialar doğruysa ülkemizde kaybolan ve bulunamayan çocukların sayısını bilmiyoruz demektir.
Bir toplumun merhametini ve gücünü, en savunmasız fertlerini yani çocuklarını güvende tutma başarısı ile ölçebilirsiniz. Her bir çocuk dünyaya geldiğinde hayatta kalma ve sağlık hakkına sahiptir. Eğitime, nitelikli gıdaya erişime, beden, akıl ve ruh sağlığının korunması hakkına sahiptir.Aileye ait olma ve hiçbir şekilde istismara maruz kalmama hakkına sahiptir. Devletler bu hakların korunmasındaki sorumluluklarını yerine getirmekle yükümlüdür. Ne var ki bugün dünyanın birçok yerinde binlerce çocuk bu temel haklardan mahrum bırakılıyor. Avrupa ve Amerika’da binlerce çocuğun kayıp olduğu haberlerini okuyoruz mesela. Çoğu savaş ve afet bölgelerinden kaçırılan çocuk haberleri ise vicdan sahibi insanları dehşete düşürecek cinsten."
EPİSTEİN DOSYALARI İNTERNETE SIZDIRILDIĞINDAN BERİ HER TÜRLÜ DEHŞETİ UYGULADIKLARINI GÖRDÜK!
"Avrupa’da binlerce göçmen çocuğun kayıp olduğu hepimizin malumu. Bu çocuklar buhar olup uçmadıklarına göre neredeler? Epistein dosyaları internete sızdırıldığından beri her türlü dehşeti uyguladıklarını gördük insan kaçakçılığı yapan suç örgütlerinin. 6 Şubat depreminde çocuğu kaybolan ve ne ölüsüne ne dirisine ulaşamayan bir babanın “o videolara tek tek bakıyorum; acaba benim evladım da aralarında olabilir mi” sözleri ise çaresizliğin yürek yakan ifadesiolarak zihnimize kazınmıştır.
6 şubat2023 te on bir ilimizi birden etkileyen büyük felakette kayıp hiçbir çocuğun olmadığını söyleyen aile bakanının aksine, depremde kaybolan çocuklarını arayan ailelerin varlığı medyaya yansımıştır. İsimsiz defnedilen çocuklarla da herhangi bir DNA eşleşmesi olmayan birçok aile çocuklarına ulaşamamanın çaresizliğini yaşamaktadır.
“ACABA BENİM YAVRUM DA BUNLARIN ELİNE DÜŞMÜŞ OLABİLİR Mİ?”
"Deprem bölgesinde, organ kaçakçılığı suçu ile İnterpol tarafından kırmızı bültenle aranan Yahudi bir iş adamının sahra hastanesi kurmuş olduğu gerçeği, çocuklarını kaybeden/ulaşamayan insanların aklına aynı soruyu getirmiştir. “Acaba benim yavrum da bunların eline düşmüş olabilir mi?”
İnterpol tarafından kırmızı bültenle aranan bir suçlunun bizim ülkemizde gizlenerek kendine bir hayat kurabilmesine mi yanalım, organ kaçakçılığından aranan birinin afet bölgesinde, insanların savunmasız ve zor durumda olduğu bir alanda sahra hastanesi kurmasına izin verilmesine mi yanalım bilemedim.
Benzer faciaların 1999 depremi zamanında da yaşandığını öğreniyoruz. Epistein denilen adamın özel uçağının defalarca Türkiye’ye geldiğini ve “refakatsiz çocuklarla” birlikte ayrıldığını iddia eden haberler düşüyor ekranlarımıza. “İnsan ticareti” yapılan bir dünyada yaşadığımızı öğreniyoruz.Ülkemizin suçlulara yol geçen hanı olmaması için gereken önlemlerin alınmasını talep etmek en doğal hakkımız.
Buradan hareketle, hiçbir çocuk, denetimsiz yapıların veya karanlık odakların insafına bırakılmamalıdır. Çocuklara uzanan kirli eller, adaletin en sert yüzüyle karşılaşmalıdır.Kaybolan her çocuk, bizim ortak evladımızdır. Onların isimlerini unutmak, fotoğraflarına alışmak, bu trajediye ortak olmaktır."




