Cehalet yerinde saymıyor, her fırsatta kendini güncelliyor. Kötülüğün aktüelleşmesi diye bir şey de var. Modern hayat şer unsurlarını çağdaş insanın idrakine söyletmeye çalışırken hayra dair şeylerin güncel bir dille yeni kuşaklara aktarılması hâlâ kısık sesle dillendirilebiliyor. Bugünün putu da mabedi de dünden farklı. Milenyumun kendine özgü putları olduğu gibi mabetleri de mevcut. Mustafa Çağrıcı’nın satırlarını buraya alıyorum, dileyen altını çizebilir: “‘Büd’ kelimesi aynıyla Arapçaya, ‘put’ şekliyle Türkçeye geçmiştir. Klasik putperestlikteki somut putun yerini dijital dünyada soyut/sanal put almış bulunuyor. Her şeyin küreselleştiği çağımızda dijital putun yıkım etkisi de hızla yayılıyor. Bu durum şimdiden dünyayı tehdit eden ahlâk sorunları üretmeye başladı.” (Karar gazetesi- Mustafa Çağrıcı-15.03.2023) Yalanın kurgusu, dedikodunun senaryosu, iftiranın, bühtanın cümle içinde kullanımı çok değişti. Gıybet bile neredeyse kitle oyalama uğraşı haline gelmiş. Küfür kendini saklıyor. Küfür ile örtmek arasındaki ilişkiyi en iyi kâfirler (çiftçiler) bilir. Çiftçi tohumu toprakta örtüp sakladığı için Arap toplumunda kâfir olarak ünlenmiştir.

Aklın yolu birdir diye bir söz var. Akıllı insanların yolu da birliğe itaat eder. İnsan şu dünyada yolu çatallanan tek varlıktır. Çatallanan yolu istikamet üzere Bir’e indirgeyebilmek için aklı yerli yerince kullanmak gerek. “Ve ona iki sarp yol gösterdik” (Beled Suresi-10) Akıl yolun meşakkatini ortadan kaldırır. Fatiha Suresi’nde, “Bizi doğru yola ulaştır, nimet verdiklerinin yoluna…” ayeti aynı zamanda duanın aklın yolunu açan bir unsur olduğuna da işarettir. Bedir Acar da meseleye buna yakın bir zaviyeden yaklaşmış: “İnsan insandır; melekle şeytanı içine sığdırandır. Hakiki, kâmil bir Müslüman dayak atarak, şiddet kullanarak Kur'an öğretmez. Kâmil insan (dinle alâka şart değil) karıncayı incitmez. Cüppe dediğin her giyeni kâmil, sakal dediğin her uzatanı gerçek mümin yapmaz! Toplum içinde yaşayıp giden şiddet eğilimli bir barbar, içindeki canavar çıkana dek bir Kur'an kursuna kapağı atmış da olabilir. Böyle insan müsveddeleri hak ettiği cezayı elbette bulmalıdır.” (Bedir Acar-Akşam gazetesi-14.03.2023) “İnsan insandır, melekle şeytanı içine sığdıran” cümlesini paranteze alıyorum. Ne de olsa cümle içinde parantez koruma ifade eder. Hem bazı kelimelerin korumasız dolaşmaması gerekir, n’olur n’olmaz.

İnsan bilmeye kendinden başlarsa kendi dışındakileri de kavramakta güçlük çekmez. İçe dönük gözleri olmalı insanın. Dinin en büyük misyonu insanı kendi kendisinden korumasıdır. Şayet başkasına bir yanlış yapıyorsa insan aslında kendine yapıyordur. Kendine yapılmasını istemediği şeyi insan aklen başkasına yapmaz. Akıl insanı bu konuda hizaya sokar. Her kişi halden hâle geçiyorsa aklını kullanmaya yönelik manevralar yaptığından dolayıdır. Mahmut Toptaş hakikatin bu gevşeyip oynayan çivisini kuvvetli cümle sadmeleriyle adeta yerine oturtuyor: “Hazreti Adem’den son insana kadar insan insandır; değişmez. At üstünde süvari olsa da arabada şoför olsa da uçakta pilot olsa da uzay gemisinde astronot olsa da değişmez. Kur’an-ı Kerim’in açıklamasına göre dünyadaki tüm insanlar ya Müslüman’dırlar ya kâfirdirler veya iki tarafı da idare eden münafıktırlar. Kıyametin kopmasından önceki zamanın imkânlarının nasıl olacağını hayal bile edemeyiz ama insanların, bu üç guruptan biri olacakları kesindir.” (Mahmut Toptaş-Millî Gazete-14.03.2023)

Bir gün ansızın kütüphaneniz gözünüzden düşer, kitap dağlarınız yıkılır. Üstadın, “Yandı kitap dağlarım ne garip bir hâl oldu / Sonunda bana kalan yalnız ilmihal oldu” dediği noktaya gelirsiniz. Devlet-insan ilişkisi tartışılır, hangisi hangisi içindir diye. Sonuç hep insandan yana çıkar. Devlet millet içindir! Aynı şeyi kitap-insan ilişkisi için de düşünebiliriz. Kitapların insanlar kadar okunaklı olmadığını bir badireden geçtikten sonra anlıyor insan. Sözün bittiği yerde insan başlıyor. Malatya’da depremin korkunç yüzünü gören Dr. Mehmet Aslan’ın on binlerce kitabının enkaz altında kalması karşısında yaşadığı ruh durumunu anlatırken söyledikleri çok öğretici nitelikte: “Bu deprem bende büyük bir zihinsel dönüşüme yol açtı. Ben kitabı hayatının merkezine koyan biriydim. Her şeyi yeniden düşüneceğim hayata dair. Kitap da bundan payını alacak elbette.” Ömer Lekesiz’in köşesinde bu konuya dair kaleme aldığı yazının son satırlarını birlikte okuyalım:

“Aslan, ‘Bu deprem bende büyük bir zihinsel dönüşüme yol açtı. Ben kitabı hayatın merkezine koyan biriydim. Her şeyi yeniden düşüneceğim hayata dair. Kitap da bundan payını alacak elbette’ demiş. Farklı ve çarpıcı yorumlara açık bir beyan… Aslan’ı tanıyan biri olarak benim bu beyana karşı verdiğim ilk tepki: ‘Kullu men aleyhafân!’ oldu. Aslan’ın aklından da böyle geçtiğini sanıyorum, ama bunun açıklamasına bir köşe yazısı değil ciltler yetmez, ciltler!” (Ömer Lekesiz-Yeni Şafak-14.03.2023)