Evinizin herhangi bir yerinde, daha çocuk denebilecek

yaşta olan evladınızın, kendi canına kıydığı için cansız bedeniyle

karşılaştığınızı bir düşünün. Ya da herhangi bir sebepten dolayı kendini

dördüncü kattan aşağı bırakışına şahit olduğunuzu!..

Son günlerde bunu gözümüzün önüne getiren çok fazla haber

duyar olduk. En son gündeme düşenlerse TEOG dan beklediği puanı alamadığı için

banyoda bornoz kemeriyle kendini asarak intihar eden 13 yaşında bir kız ve

takdir belgesini kaçırdığı için ailesini üzdüğünü düşünerek evlerinin

balkonundan atlayıp canına kıyan 15 yaşındaki bir delikanlı oldu.

Elbette üzüldük, kanımız dondu. Fakat hepsinden de öte

şaşırdık. İnsanın canına kıyması ne zamandan beri bu kadar kolay oldu İntihar

dediğimiz eylem ne zaman çocuk yaşlara indi İnsan, nasıl oldu da ölüm vaktine

ve şekline kendisinin karar verebileceğini düşünür oldu ..

Sahi, küçücük çocukların daha karşılaştıkları ilk

zorlukta hemen ölmek istemesi, hemen her şeylerinden ve hayatlarından

vazgeçmesi çok garip bir durum değil mi

Burada elbette sadece eğitim sisteminin çarpıklığını

konuşmak ya da ailelerin çocuklara çok fazla sorumluluk yüklediğinin

edebiyatını yapmak yetersiz kalacaktır. Tabi ki ebeveynlerin üzerine düşen çok

fazla sorumluluk vardır ama bu vahim ve acınası durum, çok yönlü irdelenmesi

gereken ve herkesin payına düşeni almak zorunda olduğu bir tablodur.

O halde birkaç soru soralım nefsimize. İlk etapta biz

acaba anne babalar olarak çocuklarımıza, canlarımızın bize Rabbimiz tarafından

verilmiş birer emanet olduğu bilincini verdik mi Daha doğduğu günden itibaren

telkin etmeye başlayarak ve anlayabilecek seviyeye geldiği zaman da alıp

karşımıza konuşarak emanete sahip çıkması gerektiğini öğrettik mi Hayatı da

ölümü de yaratmanın sadece Allah ın elinde olduğunu ve bunda bizim hiçbir

tasarruf hakkımızın olmadığını aşıladık mı Onları gönderdiğimiz okullarda veya

birkaç aylığına emanet edildiği kurslarda her şeyden önce bu çocuklara amentüde

çift dikiş atılan ahiret inancı anlatıldı mı

Ahiret inancını kalbine yerleştirmiş ve bir gün tüm

yaptıklarının hesabını vereceğini bilen bir insan bu kadar kolay ölmeyi dileyebilir

mi

Peki ya imtihan Bir yerine zarar verip de küçücük yara

bereler oluştuğu için ağladıkları zaman, onlara sanki kocaman adamlarmış gibi

Allah ın kullarını bu dünyada çeşitli zorluklarla imtihan edeceğini ve zaman

zaman böyle acı çekebileceklerini izah ettik mi

Canımız bize emanettir, bu emanet üzerinden imtihan

edileceğiz ve ahiret diye bir şey vardır!.. İşte bizler, onların hayatlarını bu

temel taşların üzerine oturtamadığımız ve onları çürük bir zemin üzerinde zayıf

yetiştirdiğimiz için en ufak rüzgarda sallanıp ilk depremde yıkılıyorlar.

Sistem onları sınavdan sınava koşturdukça, büyük balığın küçük balığı yediği,

iyi not alanın diğerini diskalifiye ettiği bu acımasız düzende onlar

yoğruldukça daha da savunmasız hale gelip savrulmaya mahkum oluyorlar.

VİCDANSIZLAŞTIRAN

MAKİNELER

Bizim bu eksiğimizi kapatırcasına çalışan, 7/24 zihni

yıkayan televizyonlar, ölümü ve öldürmeyi basit bir işmiş gibi gösteren online

yayınlar var tabi! Kabadayı filmlerinde öldürmeyi ve öldüren adamların

karizmasını görüyorlar. Polisiye filmlerde öldürme yöntemlerini öğreniyorlar.

Dram ağırlıklı romantik film ve dizilerde canın sıkıldığında, birisi canını

yaktığında, hayat seni yıprattığında intihar edebilirsin mesajını alıyor ve

yetmezmiş gibi üstüne bu işi nasıl yapabileceğine dair ipuçları öğreniyorlar

Bütün bunların üstüne bir de elektronik ortamlarda

oynanan oyunlar ekleniyor. Cinayet oyunları, öldürme oyunları, savaş oyunları

Birbirini silahla öldüren, hayvanların başını ezen, kan görünce puan kazandım

diye sevinen çocuklar... İçeriğinden dolayı aslında bir canavarlaştırma

programı olan ve başına oturan çocuğu bir süre sonra en iyi ihtimalle anne

babasına rahatça tekme savurabilir hale getiren ama daha kötüsü gün geçtikçe

nesli vicdansızlaştıran makineler!...

Evet, el birliğiyle onları nasıl öldürüyoruz ve koskoca

bir nesli nasıl yok ediyoruz değil mi Anne babasına kıyan, kendi hayatına

değer vermeyen, yaşamı sevmeyen insanlar türetiyoruz. Oysa hepimiz mesulüz bu

gidişattan. Allah inancı ve korkusunun her türlü diplomadan daha kıymetli

olduğunu gösteremediğimiz ve her adımını ahiret inancıyla atması gerektiğini

öğretemediğimiz için mesulüz.

Gençler ellerimizden kayıp giderken dizi, film, oyun,

şarkı her ne varsa onları etkileyen yapımlara engel olmadığımız için suçluyuz

ve suçlu olduğumuz için hesaba çekileceğiz. Annesi, babası,

hocası, öğretmeni, vakıf abi/ablası, yöneticisi, medya

sorumlusu her kimin en ufak bir sorumsuzluğu, umarsızlığı varsa bu durumda

kendini büyük hesap gününe hazırlasın