MALATYA - Ayşe, Derya, Fatma ya da Seher... Her gün pek çok kadın fiziksel, cinsel, duygusal ya da ekonomik şiddete maruz kalıyor. Türü ne olursa olsun bütün şiddet türleri kadınların öz güvenlerini sarsıyor.
İnönü Üniversitesi Rektör Yardımcısı ve Kadın Sorunları Araştırma ve Uygulama Merkezi (İNUKSAM) Müdürü Psikiyatrist Prof. Dr. Süheyla Ünal, AA muhabirine yaptığı açıklamada, şiddetin her şeyden önce kadının kendisini aşağılanmış hissetmesine neden olduğunu söyledi.
İnsanların en temel ihtiyacının, birey olarak değer verilmek, saygı duyulmak, sevilmek, varlığının karşı taraftan da onaylanması olduğunu vurgulayan Ünal, ancak bu duyguların özellikle de fiziksel şiddetle somut olarak zarar gördüğünü belirtti.
Şiddetin ‘‘Sen bir hiçsin, değersizsin, suçlusun, kötüsün‘‘ gibi yankılarıyla kadının kendisine atfettiği değeri yok ettiğini dile getiren Ünal, şiddete uğrayan kadının öz güveninin sarsıldığını vurguladı.
Ünal, ‘‘Kadın şiddetle karşı tarafın değersizleştirmesini içselleştirdiğinde kendine güveniyle birlikte sorun çözme becerilerini de kaybetmeye başlıyor. Çünkü ‘ben kötüysem, akılsızsam, beceriksizsem önüme çıkan sorunları da çözemem‘... Kendine güveni sarsıldığında karşılaştığı sorunların hem şiddeti, hem türü de artmaya başlıyor ve giderek yaşam alanı daralıyor‘‘ diye konuştu.
Kadına yönelik şiddetin yarattığı etkinin ‘‘karşı tarafın sindirilmesi ve baskı altına alınması‘‘ olduğunu kaydeden Ünal, fiziksel, duygusal, cinsel ya da ekonomik şiddet türlerinin sonuçlarının bu açıdan da çok farklı olmadığına işaret etti. Şiddet uygulayan kişinin güçlü olduğunu, kadının ise güçsüz olduğunu hissettiren şiddetin her türlüsünün amacının da aynı olduğunu dile getiren Ünal, ‘‘Beynin algısında kadının acı çekmesi açısından bütün şiddet türlerinin etkisi hemen hemen aynı. Fiziksel şiddetten çok da farklı değil‘‘ dedi.
-Psikiyatrik hastalıklar kadınlarda daha fazla-
Psikiyatrik rahatsızlıkların erkeklere oranla kadınlarda 2 kat daha fazla görüldüğünü kaydeden Ünal, şiddete uğrayan kadının sosyal hayattaki yaşam alanının daralması, baskı altında olması, varlığını hissettirememesi, ancak hasta kimliğiyle değer bulması gibi nedenlerle kadınların farkında olmadan hasta rolünü benimsemeye başladığını söyledi. Ünal, ‘‘Çünkü kadın böyle durumlarda ancak hasta olduğunda fark ediliyor, yardım görüyor, onun dışında kadının adı da varlığı da yok‘‘ dedi.
-Şiddet yaşanan ailelerde çocuklar erken büyüyor-
Eşler arasında yaşanan şiddetin çocukları da derinden etkilediğine dikkati çeken Ünal, çocuklar için ailenin bütünlüğünün önemli olduğunu belirtti.
Süheyla Ünal, anne ve babanın birbirine zarar verme ya da ayrılma olasılığının çocuk için büyük bir tehdit olduğunu vurgulayarak, şiddetin yaşandığı ailelerde çocukların küçük yaştan itibaren aile bütünlüğü sarsılacağı endişesiyle yoğun bir kaygı yaşamaya başladığını söyledi.
Ebeveynleri arasında şiddet sahnelerine maruz kalan çocukların anne babalarını bir arada tutmak için çok farklı yollara başvurabildiğini, bazen çok haşarı ya da çok uslu bir çocuk olmaya çalıştığını anlatan Ünal, ‘‘Çocuk artık kendinden ödün vermeye başlıyor. Kendisi için değil, anne babası için var olmaya, onlar için bir şeyler yapmaya çalışıyor ve gereğinden çabuk büyüyor. Çocukluğunu yaşayamadan büyümek zorunda kalıyor. Onun da ikincil getirileceği sorunlar ortaya çıkıyor‘‘ şeklinde konuştu.
Bir ailede sorun çözme yöntemi olarak fiziksel şiddet kullanılmaya başlamasıyla çocukların da bunu öğrendiğini dile getiren Ünal, şiddetin aktarılan örnek alınarak öğrenildiğini ifade etti.