Kadının, bu ümmetin başına gelen en büyük fitnelerden birisi olduğuyla ilgili hadisi ilk duyduğumda, kadınların bu denli ortalıkta ve gündemde olmamasından dolayı belki de yadırgamış, “Bu nasıl olur?” şaşkınlığından epeyce kurtulamamıştım.

Fakat şimdi yıllar geçip de kadın yolunu yordamını şaşırdıkça, sadece anne olup evinde durmayı bir utanç vesilesi olarak görüp kendini meydanlara atarak her sahayı doldurdukça, emperyalizm, toplum üzerindeki çöküşü her taşın altına ustaca yerleştirdiği kadın sayesinde çoğalttıkça, kadın kendi cinsi için de erkekler için de bir imtihan sebebi oldukça, “Sen ne doğru sözlüsün ya Resulûllah!” demekten kendimi alamıyorum.

Çünkü yaşadığımız çağda, kadın ve kadın üzerinde oynanan oyunlar hakikaten de çok büyük bir fitne olarak karşımızda duruyor. Özellikle biz, kadının yerini sorgulamaya başladığımızdan beridir ne toplum nezdinde ne de yuvalarımız içinde huzur bulabilir olduk. “Kadın güçlüdür, kadın haklıdır, kadın hakkını alacaktır, kadınlar şöyledir böyledir” şeklinde söylemlerle kadına hakkını vermeye çalışırken kendimizi, onu itibarsızlaştırırken bulduk.

İlk başlarda kendini çağdaş olarak nitelendiren kuruluşlarca üstlenen bu üstün vazife sonradan siyasilerin propagandalarına, bankaların reklâmlarına, gazetecilerin köşe yazılarına, çizerlerin karikatürlerine, tartışma programlarına ve şehir bilbordlarına taşınarak ülkenin dört bir tarafına yayıldı. Herkes kadın hakkını savundu. Herkes kadınların ezilmişliğinden dem vurdu. Kadınların her sahaya atılıp her meslek dalına vakıf olabilmesine herkes  kendince ön ayak oldu. Kadınlar hiç olmadığı kadar ön plana atıldı. Tam da istendiği gibi kadınlar her yerdeydi!

Bu işin boyutu öyle büyüdü ki en sonunda İslamî camiadan da konuyla ilgili sesler yükselmeye başladı. İlk başlarda cılız çıkan bu sesler sonralardan îtikadî kuralları sorgulamaya, dini hükümleri eleştirmeye kadar vardı. Toplu taşıma araçlarında kadının yeri, evlerinde kadının yeri, meslek hayatında kadının yeri, şimdilerde de camilerde kadının yeri...

Hep en önde olmak istedik. Yerimizden hiç memnuniyet duymadık. Ne toplumun ve ne de İslam’ın bize biçtiği rolü benimsedik. Hep daha fazlasını istedik. Öyle ya bizim erkeklerden ne farkımız vardı? Yerine göre onlardan daha güçlü, daha tutumlu, daha azimli, daha fedakar, daha cefakar değil miydik?

Sonra garip durumlar ve garip gruplar çıktı ortalığa. Camilerde erkeklerle aynı yerde saf tutamamaları, sınıfta birlikte ders gördüğü, kantinde birlikte oturduğu arkadaşlarıyla camide ayrı yerlerde olmak zorunda bırakılmaları ve kadınlar olarak arkaya atılmalarından şikayetle camide gösteri yapanlar...

“İyi ki kadınım, herkese kadınların neler yapabileceğini kanıtlama şansım var” diyerek reklâmlara alet olanlar...

“Pembe otobüs değil pembe erkek” diyerek olayı başka mecralara çekmeye çalışanlar...

“Yolda sekerek yürümek istiyorum” deyip İslam’ı hedef tahtasına oturtanlar...

“İslam da kadına çok yükleniyor canım” hezeyanları yapanlar...

Kendi eksiklerini, “Bizim dinimiz kadın ve erkek arasında böyle adaletsizlik yapamaz” saçmalıklarıyla kapatmaya çalışanlar...

Olması gerekeni, dininin emrettiğini yaşayanlara acıyan gözlerle bakanlar...

(Hâşâ) hak dağıtılırken erkeğin kayırıldığını düşünen, dine ve dindarlara yobaz gözle bakanlar...

Kadını neredeyse tapınılacak bir varlık mertebesine koyanlar ve bundan son derece memnuniyet duyanlar!..

İyi ama ne istiyorsunuz? Neden mutsuz, neden huzursuzsunuz? Şımarık çocuklar gibi neden doyumsuzsunuz? Neden emperyalizmin ekmeğine yağ sürüyorsunuz? Neden şeytanın oyuncağı oluyorsunuz? Hem kadının ezildiğinden şikâyet edip hem de neden kadını daha da çok ezileceği meydanlara salıyorsunuz? Hem kadınların mutsuzluğunu gündem edip hem de neden onları mutlu olacakları evlerinden uzaklaştırıyorsunuz? Kadın nereye getirilirse memnun olacaksınız? Kadın nereye kadar yükseltilmeli sizi mutlu etmesi için? Başörtülü, taytlı, yüzlerce taraftarın ve oyuncularının karşısında arz-ı endam eden kadın hakemimiz bile var yetmez mi? Milli sporcularımız, siyasetçilerimiz, oyuncularımız, müftümüz, vaizemiz, öğretim görevlimiz, her şeyimiz var. Pazarlamacıların, reklâm panolarının, kasiyerlerin, fabrikaların tercihi hep erkekten önce kadından yana. Daha ne istiyorsunuz? Daha başka hangi alanlara yöneltilmeli kadın? Ne tür mesleklerde görülmeli yüzünüzün gülmesi için? Daha nasıl çağdaş olmalı? Nasıl İslam’la çelişmeli?

“Kadın hakkı, kadın hakkı” diye diye kadınlığımızı kaybettiğimizin farkında değil misiniz? Her alanda en az erkekler kadar önde olmak istememizin bizi nasıl zora soktuğunu anlamayacak mısınız artık? Önde olmanın zor olduğunu, sorumluluk gerektirdiğini görmeyecek misiniz? Yıllardır yaşadığımız değişimlerden, İslam’ı kırpıp, değiştirip, güncelleyerek toplumdan tabiri caizse kopardığımız -güya- haklarımızın bize asla yetmeyeceğini tecrübe etmediniz mi?

Şeytanın hep bir tık daha fazlasını isteyeceğini ve isteteceğini görmediniz mi?..

Evet, kadın üzerinden ve kadınlar eliyle oynanan bu oyun, İslamî camianın da katılmasıyla iyice mide bulandırır bir hale geldi. Bıktık artık kadınların yerini sorgulayan söylemlerinden. Bıktık artık erkeğin de kadının da kadın hakkını savunan üstelik bunu da İslam’a karşı yapan girişimlerinden. Bıktık artık toplumu yaralayan, düzeni bozan kadınların fitnesinden...