İsrail faktörü bir kez daha devrede. Arap Baharı
sürecinde ve Suriye krizinde mümkün mertebe aktif olarak gelişmelerin dışında
kalmaya çalışan ve bekle-gör siyaseti izleyen İsrail, son dönemde bu
politikasını değiştireceğine yönelik önemli sinyaller veriyor.
Büyük İsrail Projesi kapsamında güvenlik eksenli
politikalarını sahada bir kez daha etkin kılmayı hedefleyen ve bu doğrultuda
yeri geldiğinde sınır ötesi operasyonlarla bir takım hedefleri tekrar
vurabileceğini son Suriye hava operasyonu ile ortaya koyan İsrail, çıtayı her
geçen gün daha da yükseltiyor.
Burada, ABD yi ikna edebilmek ve daha öncesinde olduğu üzere
Büyük Stratejisi nin tamamlayıcı bir aktörü olarak onu tekrar yanına
çekebilmek oldukça önemli. Fakat bu eskisi kadar kolay görünmüyor, en azından
ABD nin hem iktisadi hem de siyasi olarak içine düştüğü kriz ve Çin i çevreleme
stratejisi ve Washington da oluşan yeni irade boyutuyla...
Dolayısıyla, ABD yi daha öncesinde olduğu gibi bir takım
oldu-bittilere dayalı emrivakilerle artık ikna edemeyeceğini anlamış bulunan
İsrail yönetimi ve Yahudi lobisi bu sefer Washington u Arap Baharı sürecinde
manipüle etmek suretiyle ikna etmeye çalışıyor.
Daha somut ifadeyle, Ortadoğu nun yeniden yapılan(dırıl)ması
sürecinde başta Libya, Mısır ve Suriye olmak üzere bölgede yaşanan krizleri
daha da derinleştirmek ve genişletmek suretiyle ABD yi bölgede tutmayı ve
İsrail i tekrar bir numaralı aktör haline getirmeyi hedefleyen Netanyahu
yönetimi bir kez daha harekete geçmiş durumda. Bunun için de makul gerekçeler
oluşturması gerekiyor ki, bu da bölgenin daha fazla istikrarsızlaştırılması ve
güvenlik bazlı sorunlarının zirve yap(tırıl)ması anlamına geliyor.
Kuşkusuz bu husus, ABD yönetiminin özellikle Türkiye ve
İslam dünyası ile başlatmaya çalıştığı, daha barışık ve sempatik bir yeni
Amerika görüntüsü bağlamında derin bir açmaza ve sıkıntıya itiyor. Bir diğer
ifadeyle ABD sakal-bıyık olarak adlandırılan ikilemi yaşıyor! ABD ya eskiden
olduğu gibi her şeye rağmen İsrail-Yahudi lobisi diyecek ya da yeni politikası
çerçevesinde İsrail e dur diyecek ve kendi çıkarlarını ön plana çıkartacak.
ABD, İsrail der ve ilk şıkkı seçerse, o zaman Türkiye nin
işi gerçekten çok zor olacak; hem de bir çok açıdan. Peki, ABD gerçekten böyle
bir şey yapabilir mi Her şeye rağmen bir kez daha İsrail diyebilir mi
Cevabı çok zor bir soru, en azından mevcut şartlar
itibarıyla. Daha öncesinden olsa, doğrudan ABD nin kararı bellidir diyebilirdik
ama şu an için bunu söyleyebilmek zannedildiği kadar kolay değil. Çünkü artık
bir çok değişken işin içinde ve en azından ABD yegane bir güç değil. Ayrıca,
bu durumu tüm çıplaklığıyla ortaya koyan ABD deki 16 istihbarat teşkilatının
analizi de ortada.
Hatırlanacağı üzere, Ekim 2012 tarihli İsrail-sonrası
Ortadoğu ya Hazırlık başlıklı analizde ABD nin bir milyardan fazla komşusunun
isteklerine karşı İsrail i desteklemeye devam etmek için askeri ve mali
kaynaklarının olmadığı ortaya konuluyor ve 57 İslam ülkesiyle ilişkileri
normalleştirmek için kendi ulusal çıkarlarını izlemesi ve İsrail in fişini çekmesi
öneriliyordu. Bunun dışında, Kissinger ın da kehanetini unutmamak gerekiyor. O
da, söz konusu analizin yayınlandığı tarihte, 10 yıl içinde İsrail olmayacak
diyordu...
Nitekim, ilk Obama dönemi de bu değişiklikle ilgili önemli
ipuçları veriyordu. Hatta bu hususta atılan bir takım adımlar da söz konusuydu.
Bu kapsamda ABD dış politikasında, özellikle Ortadoğu bağlamında önemli bir
varlık ve meşruiyet gerekçesi olan İsrail in durumu ciddi anlamda sorgulanmaya
başlanmıştı.
Görünürde de olsa, bu ülke ile aşamalı-kontrollü bir şekilde
ilişkileri yavaşlatma ve Türkiye üzerinden bir takım örtülü-açık mesajlar
verilmek suretiyle İsrail in Yeni Ortadoğu sürecinden dışlanması ve 67 sınırları
öncesine razı edilme girişimleri ön plana çıkmaktaydı.
Mavi Marmara krizi ve ardından Türkiye-İsrail arasında
yaşanan krizde Ankara nın Gazze noktasındaki ısrarı da bu kapsamda
değerlendirilmekteydi. Aynı şekilde, Başbakan Erdoğan ın tarihe One Minute
Krizi olarak geçen Davos taki çıkışı da bu noktada planlı bir kriz olarak
iddia edilmekteydi.
Başını Graham Fuller in çektiği Yeni Türkiye Cumhuriyeti
projesi de bu bağlamda adım adım uygulamaya geçilmişti...
Fakat, son dönemde Washington cephesinden farklı sesler
yükselmeye başlamış durumda. ABD nin
Ortadoğu merkezli İslam dünyası politikasında İsrail i bir adım geri,
Türkiye yi bir adım ileri süren yeni stratejisinde tekrar bir karar aşamasına
geldiği görünüyor. Bu hususu bir sonraki yazımızda irdelemeye devam edeceğiz...