İran sinemasının son dönemde yükünü omuzlayanların kadınlar olduğu görülüyor. İslam İnkılabı öncesi kadınla ilgili yargıları olumsuzlamaya yarayacak çok fazla etken vardı İran‘da.
Türkiye‘de de bir dönem etkili olan seks filmleri furyasından İran‘a düşen pay oldukça büyük oldu. Kadınlarla ilgili önyargıların tavan yaptığı sinemanın bu sancılı yılları şah döneminin utancını ortaya koyuyordu. İnkılap sonrası oluşan yeni dönem İran sineması en büyük desteği Humeyni‘den alınca gelişme de kaçınılmaz oldu. Ancak bir sorun vardı. İnkılap kadınla ilgili kısıtlamalar getirince sinema yeni bir ‘mesele‘yle daha baş başa kaldı. Meselenin teskin edici olan yeri ise, sinemada imajı zedelenmiş ‘kadın‘ için yeni bir başlangıç imkanı da olacaktı. İlk dönem öne erkek yönetmenlerin çıktığını, kadının perdede kendine çokça yer bulamadığını görüyoruz. Ancak gerek savaşın getirdiği yıkım, gerekse de toplumun kadim medeniyetle sahici bağlarının bulunması yeni bir döneme de işaret ediyordu. Kadınlar İran toplumunda özel bir konumda. Baskı olarak nitelendirilen sınırlamaların neredeyse kalktığı İran‘da, sesleri çıkmaz olan aydınların da fikirlerini açıklayabilecekleri ortamın oluşması, muhalifleriyle büyüyen bir İran‘ı ortaya çıkardı. Tahmine Milani Türkiye‘de de tanınan bir yönetmen. Uçan Süpürge Film Festivali kapsamında Türkiye‘ye gelen, filmleri gösterilen Milani, sıkı bir muhalif olmasına, belli sürelerle hapiste kalmasına karşın tavrını ülkesinde sürdürmeyi seçmiş bir yönetmen. Tabi, İran‘da alışık olduğumuz üzere -Türkiye‘deki laiklerin dışlayıcı ve öfkeli tutumuna benzer beklentiler içindeyken- farklı bir tutum beklerken, Milani‘nin kendi ülkesine bağlılığını en üst seviyeye oturttuğunu gördük. İktidara olan muhalefeti gözlerin kör etmiyordu, aksine mücadelesini sürdürürken inanç düşmanlığı yapmayı hedeflemiyordu. Filmi dört yıl yasaklı kalmasına rağmen mücadelesini sürdürüyor, gösterim iznini alıyordu. Milani‘nin söylediği ilginç bir şey var. Şah döneminde kızlarını üniversiteye göndermeyen aileler İnkılap sonrasının güvenli ortamında kızlarının okumasına destek oluyorlar. Minik bir gözlemle izlenim yazımı burada bitireyim ve sizi Abdülhamit Güler‘in Milani‘yle sohbetiyle baş başa bırakayım. İran‘da kadınlar otobüslerde arka kısımda, metrobüste ön kısımda kendilerine ayrılan yerlerde oturuyorlar. Metroda ise ön ve arka vagonlar kadınlara, orta vagonlar ise kadın erkek herkese açık. Sizce kim daha özgür?
Neyse siz şimdi Milani‘yi dinlerken sakın Türkiye‘yle karıştırmayın durumu. Milani‘nin komplekssiz hali ve muhalefet ederken ‘düşmanca‘ davranmayan davranışı not edilmesi gereken özellikleri. Ha unutmadan, geleneksel tutum içinde olanların dahi desteklediği Milani acaba Türkiye‘de olsa ne yapardı? İnkılap sonrası baskı ortamı nedeniyle hanımların sayısı sinemada artarken, devletin desteklediği ama sınırladığı tutumlara rağmen gelişme kaydederken Türkiye‘de okullarından örtülü oldukları için dışlanan kız öğrenciler ne yapabildi? Sevgili özgürlükçü devletimizin tesettürlü insanlara karşı tutumu nasıldı? Ya da daha açık sorayım. İran‘da örtü zorunluluğu ve ahlaka aykırı sahnelerin yasaklanması kadınları İran sineması içinde daha fazla yer tutmaya götürürken, Türkiye‘de başı örtülü olduğu için dışlanan kızlarımız için sinema sektöründe nefes alabilecekleri bir ortam oluşturulabildi mi?
Uzattık galiba!, Milani sizleri bekliyor...