İşgal ile bir ülkenin diktatörlerden kurtulup, demokratik
bir yönetime kavuşacağı iddialarının yalandan başka bir anlamı olmadığının son
örneği Irak’tır. ABD işgal ederek Irak’ı Saddam’dan kurtarmış, sadece
Saddam’dan kurtarmamış aynı zamanda eski yönetimden kökünü kazımış böylece bu
ülkede demokrasi ve insan haklarının yerleşeceği ileri sürülmüştür. Saddam ve
ekibinin kökünün kazınma aşaması gerçekleştirilmiş ama ikinci aşamaya
geçilmemiş/geçilememiştir. Zaten işgalcilerin amacıda Irak halkını özgürlüğüne
kavuşturmak değildi. Ne var ki yoğun propaganda sebebiyle Irak halkı gerçekten
Irak’a demokrasinin geleceğine inanmıştı. Irak’a demokrasi nasıl gelir, farklı
etnik ve dini grupların barış içinde bir arada yaşamaları nasıl sağlanır gibi
soruların cevabı nedense hiç düşünülmemiş/düşündürülmemiştir.
İşin bir başka acı yanı ise işgalciler her fırsatta Irak’ın
toprak bütünlüğünden yana olduklarını, kesinlikle parçalanmasına izin
vermeyeceklerini açıklamalarına karşılık Irak fiilen ikiye ayrılmış, yeni
parçalanmalar da gündemdedir. Ne acıdır ki bu bölünmüşlüğün bugünkü Irak
yönetimi hâlâ farkına varamamış ya da anlamak istemiyor. Bugün Kuzey Irak’ın
hâlâ Irak’n toprağı olduğunu sanan yöneticiler Kuzey Irak yönetiminin çeşitli
ülkelerle yaptığı anlaşmaları geçersiz saydıklarını, Irak merkezi yönetiminden
izinsiz Kuzey Irak yönetiminin üçüncü ülkelerle anlaşma yapamayacağını
söylüyorlar. Sadece söylemekle kalmıyor iki taraf çatışmanın eşiğine kadar
geliyor.
Irak’ta Kuzey Irak sürekli problem olmuştur. Bu durum
1900’lü yılların ilk çeyreğinden bu yana sürmektedir. Bunun çeşitli sebepleri
ve Kuzey Irak’taki Kürtlerin arkasında bir takım uluslararası güçler vardır.
Hatta, İngiltere bölgedeki Kürtleri içine alan devletin kurulacağı vadinde
bulunmuş, bu devletin Irak, Suriye, İran ve Türkiye’nin bazı yerlerini içine
alan bir haritasını bile bastırıp dağıtmışlardır. İşte, 1900’lü yılların
başında İngiltere’nin gündeme taşıdığı bu planın ilk adımı Irak’ın ABD
tarafından işgali ile atılmıştır. Bazıları kabul etse de etmese de Kuzey
Irak’ta bir devlet vardır. Hatta, bu devleti hayata geçirenler Irak
petrollerinden önemli bir pay bile ayırmışlardır. Ne var ki ayrılan pay şu anda
iki taraf arasında tartışma ve çatışma konusu olmaktadır. Belli ki İşgalcilerin
oluşturduğu bugünkü Irak yönetimi petrolün paylaşılmasını içine sindiremiyor.
Benden izinsiz bu petrolün pazarlamasını yapamazınız diyor. Kuzey Irak yönetimi
ise bunun kendine ait bir tasarruf olduğunu ileri sürerek Irak yönetimine
meydan okuyor. Hatta, askeri birliklerini Irak’a doğru harekete geçiriyor. Irak
yönetiminden bağımsız bir askeri güce sahip olan Kuzey Irak’ın hâlâ bağımsız
bir devlet olduğunu fark edemeyenler ise küplere biniyorlar. Geçmişte Saddam’ın
Kuzey Irak’a otonomi verdiğini, iç işlerinde tamamen serbest bir oluşumun
meydana geldiğini ancak, Barzani ve arkasındaki güçlerin bununla yetinmeyip
bağımsız bir devlet olmak peşinde koşmaları sebebiyle Saddam ile Kuzey
Irak’taki Peşmergeler karşı karşıya gelmiş, Saddam’a güçleri yetmeyince
ülkemize büyük bir göç dalgası yaşanmıştı. Yani bir asra yaklaşan bir süreden
beri Kuzey Irak Peşmergeleri bağımsız bir devletin peşindirler ve uluslararası
alanda destekçileri de vardır. İşgalci ABD ise bunu gerçekleştirmiştir. Ancak,
İngiltere’nin gündeme getirdiği hedefe daha ulaşılmış değildir. İsrail ve
ABD’nin İran’a yönelik tehditlerinin tek sebebi bu ülkenin nükleer çalışmaları
değildir. Bir diğer sebep ise Büyük Kürdistan projesinin bir adımını daha
gerçekleştirmektir. Bir diğer adım Suriye’deki gelişmelerle birlikte atılmaya
çalışılmaktadır. Planın Türkiye ayağına ise PKK terör örgütü yoluyla zemin
hazırlanmaya çalışılmaktadır.
Kuzey Irak’ta bağımsız bir Kürt devlet oluşturulmasına
Türkiye’yi yönetenler de tavır koyamamış, yıllar boyu söyledikleri Irak’ın
toprak bütünlüğünden yana ve Kuzey’de bir Kürt devleti kurulmasına karşı
olunduğuna dair sözlerin arkasında duramamışlardır. Bugün Irak’ta yaşananları
olayların geçmişini düşünerek değerlendirmek gerekiyor. Aksi halde Irak
yönetimi ne noktada olduğunun farkına varmadan kendine göre hamleler yapacak ama
sonuç alamayacaktır. Bu arada ikide bir Türkiye’ye kafa tutmakta içinde
bulunduğu durumu bilemeyişin bir başka boyutunu oluşturuyor.