Bismillahirrahmanirrahim;

Âlemlerin Rabbi, Rahman ve Rahim olan Allah’a (C.C.) hamd ederim. Salât ve selâm, Peygamberimize, âline ve sahabelerine olsun. Âlemlerin Rabbi, Rahman ve Rahim olan Allah’a (C.C.) hamd ederim. Salât ve selâm, Peygamberimize, âline ve sahabelerine olsun.

Bir önceki yazımızda imanın tanımı üzerinde durmuştuk. İman, türevleriyle birlikte Kur’an’da 873 yerde geçmektedir. Kur’an’ın onda birinden fazlasının imanla ilgili olması, konunun önemini göstermek için yeterlidir. Kur’an, peygamberlerin emin yani güvenilen kişiler olduğunu ifade eder. Peygamberlere vahyi ulaştıran Cebrail’in de emin olduğunu belirtir. Yine Kur’an, insanın büyük sorumluluğundan bahsederken onu, emaneti yüklenen varlık olarak tanıtır. Emanet, imanla aynı kökten gelen ve güvene tevdi edilmiş şey anlamındadır. Mümin; iman edendir, bir anlamı da emaneti taşıyan kişidir. Mümin, hem Allah’ın, hem de insanın sıfatıdır. “El Mümin” Allah’ın güzel isimlerinden birisidir. Allah’ın müminliği, güven verici, güven kaynağı olmasıdır. İnsanın müminliği de Allah’a “hak ilah” olarak güvenmesi ve din ve düzen olarak İslam’a bağlanmasıdır. Allah’a güven tam olmadan iman olmaz. Allah’a güvenin tam olması için, O’nun emir ve hükümlerini her şeye tercih etmek gerekir. Kurtulmak isteyen her insan, iman kapısından içeri girerek din ve düzen olarak İslam’ı hem şeklen; fıkıh ve düzen olarak, hem de ruhen; ahlak ve takva olarak yaşamak gayretinde olmalıdır. Burada insan; Hz. Âdem’den günümüze süre gelen iman ve küfür mücadelesinde sadece kendisinin olmadığını, bu kadim mücadelenin devamı olduğunu unutmamalıdır. Bunun için, son kitap Kur’an’a, bu kitabı bize tebliğ eden peygamberimiz Hz. Muhammed’e, önceden gönderilmiş kitaplara ve peygamberlere iman etmelidir. İnsan; bu iman ve küfür mücadelesindeki bütün çabalarını, hayatın ikinci ve ebedi bölümü olan ahiret için yapmış olacaktır. Eğer böyle yaparsa, tabi tutulduğu dünya imtihanını başaracak, kurtulanlardan olacaktır.

TESLİM OLMAK

İman; Allah’ın ilahlığına her bakımdan teslim olmaktır. Bu teslimiyet olmadan iman olmaz. İnandım demek, samimiyet ister. Samimiyet, ise sözü de özü de bir olmaktır. Akidesi ve ameli bozuk kimi kimselerin: “kalbimiz temiz, kimseye kötülük düşünmeyiz, herkesin iyiliğini isteriz” gibi sözleri bir aldanma ve aldatma beyanıdır. İman iyilik ve doğruluktur. BAKARA 177: “Yüzlerinizi Doğu ve Batı tarafına çevirmeniz iyilik değildir. İyilik ancak Allah’a, ahiret gününe, meleklere, kitaba, peygambere iman eden, malını O’nun sevgisiyle yakınlarına, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışlara, dilenenlere ve kölelerin hürriyetine kavuşması için veren, namaz kılan, zekât veren, söz verdiklerinde sözlerini yerine getiren, zor ve dar zamanlarda ve savaş anında sabredenlerin yaptığındır. İşte doğru olanlar onlardır. Ve işte Allah’tan sakınan da onlardır.” Burada geçen doğuyu Budistlerin itikadı ve medeniyeti, batıyı da Yahudi ve Hıristiyanların itikadı ve medeniyeti olarak okuyabiliriz. Bu iki akideye ve medeniyetine bağlanmayı iyilik ve doğruluk olarak tanımlamak mümkün olmaz. Gerçek iyilik, imanın ve İslam’ın iyiliğidir. İman ve İslam, insanı kopmaz, çürümez bir bağa kavuşturur ve boşluklara yuvarlanmasını önler. İman ve İslam bütün batıl itikatları, din ve düzenleri reddeder. İman ve İslam’ın zıddı küfür ve batıldır. Küfre ve batıla rıza göstermek ise küfürdür ve batıldır. Kim, İslam’ın aynı zamanda bir düzen olduğuna inanmıyor ve yolunda cihat etmiyorsa bu kimsenin hak nazarında samimi bir Müslüman olduğu iddia olunamaz.

İMANIN GEREĞİ

İman, insana dünyada çok büyük şeref, ahirette de ebedi saadet sağlar. Cennet bedava değildir. İman; bir imtihan, zorluk, çile ve meşakkat işidir. BAKARA 214: “(Ey müminler) yoksa sizden önce gelip geçenlerin başına gelenler sizin de başınıza gelmeden cennete gireceğinizi mi zannettiniz? Yoksulluk ve sıkıntı onlara öylesine dokunmuş ve öyle sarsılmışlardı ki, nihayet Peygamber ve beraberindeki müminler: ‘Allah’ın yardımı ne zaman?’ dediler. Bilesiniz ki Allah’ın yardımı yakındır.” İman sahibi kâmil müminin bir özelliği de, kınayanların kınamasına aldırmadan iman ve hakkı üstün tutan adil düzen davasında sebat etmektir. MAİDE 54: “Ey iman edenler, sizden kim dininden (din ve düzen olarak İslam’dan) dönerse, Allah (onların yerine başka) öyle bir topluluk getirir ki Allah onları sever, onlar da Allah’ı sever. Müminlere karşı alçak gönüllü, kâfirlere karşı güçlü ve onurludurlar. Allah yolunda cihat ederler ve kınayanın kınamasından korkmazlar. Bu, Allah’ın, dilediğine verdiği bir lütuftur. Allah’ın lütfu ve ilmi çok geniştir.” Gerçek müminlerin bir özelliği de birbirlerine sürekli hakkı ve sabrı tavsiye etmeleridir. İman ve İslam, insanı fiziğin dar sınırlarından kurtarıp, onu kendi dışındaki âlemlerle bütünleştiren muharrik güçtür, enerjidir, aksiyon ve eylemdir. Akıl, iman ve İslam’ın aracıdır. İmana araç olsun diye verilen akıl, kimi zaman haddini aşarak imanın koltuğuna oturur ve kendisi “amaç” olur. Aklın imana yoldaş değil de, rakip olarak çıkartıldığı bir yerde bütün dengeler bozulur. Akil iman için bir nimet, iman da akıl için en büyük servettir.

KİMLİK BUNALIMI

Günümüz Müslüman’ının önemli sorunlarından birisi de, kimlik bunalımıdır. Müslüman’ın kimlik bunalımı imanı ve İslam’ı iktidar edemeyişinden, Müslüman oluşuyla iftihar edebilecek bir imana sahip olamayışındandır. Bu durum; inkârcı Batı’yı sevmeyi ve onlara gıpta etmeyi getirmiştir. Olay, sadece inkârcı batıyı sevmekle kalmamış, Avrupa Medeniyetini üstün medeniyet sayma, faizci kapitalist nizama evrilme, materyalist eğitimi ve onların ahlak anlayışlarını benimsemeye kadar uzanmıştır. Ülkemizde bu kimlik bunalımına karşı ilk ciddi mücadele 1969 yılında Erbakan Hocamız tarafından Milli Görüş hareketi olarak Konya’dan başlatılmıştır. Milli Görüş “iman ve İslam” kimliğine yeniden dönüş hareketidir. Milli Görüşün tek temsilcisi Saadet Partisi’nin tek derdi de budur. Selam hidayete tabi olanlara…