KİTAP okuyucuları alınmasınlar. Sözüm onlara değil. Aksine
onlara tebrik ve teşekkürlerimi iletiyor, selam ve hürmetler ediyorum.
Yapılan araştırmalar okuma seviyemizin çok düşük olduğunu
ortaya koyuyor. DESAM, 2011’de Dünya Kitap Haftası münasebetiyle bir araştırma
yaptı. Buna göre; Japonya’da toplumun yüzde 14’ü, ABD’de yüzde 12’si,
Türkiye’de binde biri kitap okuyor. Yine, ortalama Japonya’da kişi başına yılda
25, İsviçre’de 10, Türkiye’de 10 yılda bir kitap okunuyor. Bu oran, Afrika
ülkelerinde bile bizden fazla.
Hatta, okumuş kesim ve akademisyenlerde bile yetersizlik
var. Üniversite sayısı 170’i geçti ama, birkaçı dışında üniversitelerde ilmi
araştırma dergileri yayınlanmıyor. Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Eğitim
Fakültesi Öğretim Görevlisi Prof. Dr. Selahattin Turan şunları anlatıyor:
“İnsan kendini ifade edebilmesi için kitap okumalı. Türkiye çok az kitap
okuyor. Öğretmen ve öğretim görevlileri gibi okumuş kesimin de kitap okuma
alışkanlığı yok. Sistemin ve kütüphanelerin kitap okutma stratejisi yok.” (10.
2. 2009 tarihli basın)
Halbuki, kitap okuyucusu yeni dünyalar keşfeder. Ufku
açılır. Kelime hazinesi zenginleşir. Olaylara farklı bakar, sağlıklı düşünür.
Kendimizi ifade edemeyişimiz ve problemlere yeterli ve
kalıcı çözümler sunamayışımızın sebepleri ortada değil mi Türkçe’de 50 binden
fazla kelime var. Bunun 5 binden fazlası günlük konuşma dilinde kullanılabilen
işleklikte. Dağarcığında 300-500 kelime bulunan bir kişinin olayları anlama,
kavrama, kendini ifade etme, problem çözme, ufkunun açılması ve buluşlar
yapmakta ne kadar yetersiz kalacağı ortada.
BİLGİ HAZİNELERİNİN SAHİBİYİZ
İslam gibi bir dine, hazine değerinde ilmi ve kültürel
mirasa sahip olan bir toplumun durumu böyle olmamalı. Bizi kitap okumaktan zevk
alamaz noktaya getiren sebepleri bulup çıkarmalıyız. Çünkü biz, okumaya
doymayan, ilimlerin kurucuları olan bir toplumken bu noktaya düştük. Öğrenmeye
olan ilgi ve merakımız, aşk ve hevesimiz niçin söndü İnsan ruhunu okşayan
muhteva ve problemlerimizi çözecek değerlerden mi uzaklaştık, dersiniz
İslam’ın kutsal kitabı Kur’an-ı Kerim’in Nur Dağı’ndaki Hira
mağarasından seslenen ilk 5 ayetinde (Alak, 5) “3 anahtar kelime” var:
1. “İkra”: Oku! Okuyan bilgi öğrenir, hakikatı görür.
Hayatını verimli bir hale getirir. Bilgi çok büyük bir güçtür.
2. “Alleme”: Öğret. İlmin zekatı onu bilmeyene öğretmektir.
Bilmeyene öğretmek sadakadır. Öğretmek ilmin yaygınlaşmasına yol açar.
3. “Bi’l kalem”: Kalemle yaz. Kalem ilmi geleceğe taşır.
Yazılı hale getirir. Bu yüzden Allah, kalem üzerine yemin eder. Kalıcı olan
yazılı kültürdür. Söz uçar, yazı kalır. Yazan, eser veren gelecekteki
insanlarla konuşma fırsatı bulur. Kur’an’ın yazılı bir metin halinde olması
buna örnektir.
Kur’an’ın ilk ayetleri gösteriyor ki, İslam, ilim üzerine
kurulmuştur. Baştan başa ilimden ibarettir. Allah’ın 99 güzel isminden biri
“el-Alim”, 14 sıfatından biri “ilim” olması, ilmin kaynağının Allahü Teala
olduğunu gösterir. Allah’ın ilmi geçmiş ve geleceği kuşatır. Allah’ın sözleri
Kur’an’dadır. Onun için Kur’an en sağlam delil, en doğru yol, en kopmaz iptir.
Onunla konuşanlar doğru konuşur, hayır ve iyiliklere kavuşurlar.
Bunun için, mümin “Ey Rabbim! Benim ilmimi artır.” (Taha,
114) diye dua eder.
Allah Rasülü (s.a.v) de “İlmin öğrenilmesi kadın ve erkek
her Müslümana farzdır.” (İbni Mace) “Kim ilim öğrenmek için yola çıkarsa, Allah
ona cennet yolunu kolaylaştırır.” (Müslim) buyurur.
Müslüman ecdadımız bize, hiçbir topluma nasip olmayan hazine
değerinde eserler bırakmıştır.
İLİM İNSANI KUŞATIR
Son iki asırdır eğitim ve sosyal hayatımızda Batılılaşma ve
yabancılaşma rüzgarları esmeye başladı. Batı’nın maddeci ve insan ruhunu
okşamayan hayat tarzı toplumumuza enjekte edilmeye çalışıldı. 1920’li yıllardan
itibaren eğitim programımıza ABD’li John Dewey’in metotları yön vermeye
başladı.
Batı etkisinde kalan Türkiye, din, tarih, kimlik, kültür
gibi pek çok değerlerimizden tavizler verdi. Batıdan aldıklarımız
problemlerimizi artırdı, huzur ve mutluluğumuza darbe vurdu. İnsanlar ilim,
irfan, okuma, öğrenme, araştırma, gibi güzelliklerden zevk alamaz duruma geldi.
Hem fert, hem de toplum olarak ilmi inkıraz dönemine girdik. Kültürel
zenginliklerimiz kaybolmaya yüz tuttu. Eskisi kadar uluslar arası düzeyde aydın
insan yetiştiremez duruma geldik. İstanbul Kültür Üniversitesi Fen-Edebiyat
Fak. Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü Öğretim Görevlisi Prof. Dr. Hayati Develi,
hayata derinliğine nüfuz edemeyişimizin sebeplerini şöyle anlatır:
“60 senelik geçmişi
bilmekle entelektüel olunmaz. Batılı entelektüel “Latince”yi kesinlikle bilir.
Önemli bir kısmı Grekçe’yi, Grek mitolojisini bilir. Batı Felsefe Tarihi’ni
bilir. Atalarımız hangi metinleri okuyarak bugünkü düşünce noktasına ulaştılar.
Söz sahibi olanların gazeteci olması enteresan değil mi Niye Cemil Meriç gibi
bir entellektüel yok. Onlar geçmişin de dilini biliyorlardı. Hem Doğu’yu, hem
Batı’yı anlayabiliyorlardı. O derinliğe sahiptiler. Bizler o derinliğe sahip
değiliz. Çünkü, 70-80 sene önceki metinlere vakıf değiliz. Cevdet Tarihi’ni
okumadıysanız Osmanlı’nın son dönemini nasıl anlayacaksınız ”
200 senedir okumayan, düşünmeyen, üretmeyen, tüketici
konumda, el ovuşturan bir nesil yetiştirilmeye çalışıldı. Kitaplar vitrinleri
süslemek için alınıyor.
Kaybettiklerimizi yeniden kazanır, dinimiz, tarihimiz, milli
kimliğimiz, hayat tarzımız, özümüz ve benliğimize yeniden dönersek kitap bizi
saracak, kuşatacak; okuyan, araştıran bir toplum haline geleceğiz.