Yazayım mı yazmayayım mı diye tereddüt etmedim. Yazmak zorundaydım diye düşündüm. Bayram geçeli epey oldu. Fakat geç de olsa paylaşmak istedim. Niyetim teşhir etmek değil, bir daha yapılmaması için ya da düzeltilmesi umuduyla paylaşmaktır.
Müslüman mahallesinde salyangoz satan medya mensuplarının yanı sıra, yine medyada hoca kılıklı bazı kişilerin "ene"lerini tatmin adına orucu, namazı, maddî ve mânevî hayırları rahatsız eden tutumlarına rağmen, güzel bir Ramazan süreci yaşadık.
Sahuruyla, iftarıyla, teravihleriyle ve de iş hayatına yansıyan mânevî atmosferiyle kendini daha da hissettiren bir Ramazan ayı idi bu oruç mevsimi...
Herkes kısmetini yer, kısmetine düşeni alır, bunlar ister maddî isterse mânevî olsun Birileri "hayat"ı farklı görüp farklı okuyarak eleştiri oklarını fırlatırken, bir başkası gönül dünyasının imarından söz eder. Birileri ısrarla kendini "evrim"e tâbi tutarken, birileri de insan olarak var edildiği için şükreder. Dünya işte böyle bir yer!
Ramazanın son teravihi, orucun bitmekte olduğunu haber verir, çünkü arefe günü teravih yoktur. Ramazanın arefesi bir güzelliğin bitişini bildirirken, ertesi gün başka bir güzelliğin yaşanacağını haber verir. Ertesi gün bayramdır. Ramazan boyunca yaşanan "sükûnet"in son bulduğu gündür bayram... Artık, bütün boyutlarıyla hayat başlar; kaynaşma, barış, sevinç günü olan bayram yaşanır.
Ramazan ayı boyunca tutulan oruçla yaşanan süreç "nefse" ağır gelmektedir. Daha önce hep nefsin ön planda olmasına karşın, oruç sürecinde nefis hep geri planda kalır, neredeyse o terkedilmiştir, itilmiştir bir kenara
İradenin egemenliği söz konusudur oruçta... İrade "Yeter artık on bir ay boyunca sana hizmet ettiğim, bir ay süresince benim dediğim olacak" diyerek tavrını ortaya koyar.
İradeli insan ne yaptığını, ne yediğini, ne içtiğini, ne söylediğini bilen insandır. Orucun hedefi de budur. İnsana "olur"u, olması gerekeni gösteren ve bunu tâlim eden bir ibadettir oruç İdeal insan oluşun, insân-ı kâmil oluşun talimi yapılır Ramazan ayı boyunca
Oruç tutan bir mümin için oruç, riyâzet ve uzlettir. Gizliliktir, kişinin kendisiyle baş başa kalmasıdır, gönlünün sesini dinlemesidir. Bu yüzden değil midir ki, yardımlaşma, paylaşma ön plana çıkar. Ramazan ayında insan verir, daha verir, daha çok verir. Diğer aylar biriktirdiğini Ramazan ayında verir. İnsan verdikçe hafifler, verdikçe gönül huzuru duyar.
Nefsin devrede olduğu diğer aylarda üç kuruş için sıkıntılar çekilip amansız mücadeleler verilirken, Ramazanda onların hiçbiri akla gelmez. Vermenin, paylaşmanın hazzı yaşanır.
Evet böyle bir ayın sonundaki bayram, tam donanımlı olarak "insan içine çıkma" günüdür. Bu yüzden ben de bayramı bulunduğum yerin dışında mânevî atmosferi olan ve güzel bir bayram vaazı dinlemek için İlâhiyat Fakültesi Camii ni tercih ettim.
İlâhiyat Fakültesi Camii nde böyle bir vaaz olmamalıydı!
Bayram sabahı erkenden kalkıp MÜ İlâhiyat Fakültesi Camii ne gittim. Sabah namazını cemaatle kıldık. Namazdan sonra bir hocaefendi kürsüye çıktı. Hamdele ve salveleden sonra, "Bayram namazına bir saat var, bu bir saat içinde ben sizi meşgul edeceğim" diyerek sözlerine başladı.
Bu cümleleri duyar duymaz içim cızz etti. "Bu hocaefendi vaazda bir şey söylemeyecek, sadece meşgul edecek. Belli ki vaazla ilgili hazırlık yapmamış" dedim içimden Dakikalar ilerledikçe esas konu bir türlü ortaya çıkmıyordu. Hatta bazan o kadar absürt şeyler söylüyordu ki, bir arkadaşımla göz göze geliyorduk "Olamaz böyle bir şey!" dercesine
Bir bayram namazında herhangi bir ücra kasabada, "kasaba hocası"nın dahi yapmayacağı / yapmayacağı vaaz İstanbul da, İstanbul un en mûtena camilerinden biri olan İlâhiyat Fakültesi Camii nde ve tahminimce yine orada "hoca" olan bir hocaefendi tarafından yapılıyordu.
Üzüldüm, hem de fena halde üzüldüm. Beklentilerin çok ama çok dûnunda bir vaazdı. Bir saat boyunca mideme kıramplar girdi, huzur bulacak yerde müthiş bir tedirginliği yaşadım bu bayram sabahında... Olmamalıydı böyle bir vaaz bu camide
Bu camideki bayram namazının ilginç bir yanı daha vardı. Daha semte girer girmez bir olağan dışılıkla karşılaşılıyordu. Arama üstüne arama yapılıyordu. Çünkü camiye bayram namazını kılmak üzere başbakan da gelmişti. Başbakan burada olunca diğer devlet erkânı da ister istemez burada yerini almışlardı. İstanbul Valisi, belediye başkanı, emniyet müdürü, milletvekilleri ve daha başkaları
Ayrıca bu caminin aslî cemaati buraya "İlâhiyat Fakültesi Camii" diyerek gelir Ezanından kıraatine, namazından duasına kadar her şeyin usulüne uygun olarak yapıldığını düşünür ve özellikle bayram vaazından da bir şeyler öğrenmek ister.
İslâm ın ruhuna uygun, yaşanan sorunlara mânevî çözümler sunan, insanların gönlüne huzur veren, yol gösteren, umut veren, gelecek vaat eden bir vaaz olmalıydı.
Burası örnek olma bakımından cami ve cami merkezli her türlü oluşumun en güzelinin, en seviyelisinin yaşanacağı ve yaşandığı bir mekân olmalıydı.
Vâizin kim olduğunu kimselere soramadım utancımdan... Tanıdık bir isimle karşılaşabilirim diye korktum. Yoksa böyle bir yazıyı da yazamazdım zaten...