Kültür-Sanat

"İkna odaları" ve çağdışı anlayış...

"İkna odaları" ve çağdışı anlayış...

Abone Ol

Bundan bir süre önce yazdığım birkaç yazıda CHP‘nin Kemal Kılıçdaroğlu eliyle bölünmek istendiğini bunun önemli olduğunu, CHP‘nin bütün tarihi boyunca birkaç defa yaşadığı gibi, bölünmeden büyüyemeyeceğini, dönüşemeyeceğini belirtmiştim. Geçen hafta ortaya çıkan türban tartışmaları bu öngörümün doğru olduğu kanısını uyandırdı bende...

Başörtüsü veya türban konusu son örnek. Kılıçdaroğlu, çok muhtemeledir ki, Avrupa gezisinde aldığı derslerin, işittiklerinin ve kampanya süresince sürdürdüğü anlamsız tutumunyüzüne vurulması sonucunda ve önümüzdeki seçimlerde AK Parti‘nin gene sandıktan ezici bir üstünlükle çıkacağını kavramasından sonra dönüp daha demoktratik bir tavır alma gerekliliğini hissetti. Önüne derhal ikili bir engel çıktı.

"İkna odaları" gibi çağdışı bir anlayışın mimarı Nur Sertel ve şerikleri sesini yükseltmeye başladı. İlhan Kesici gibi her dönemde kendisine bir başka parti aramış ve hiçbir inandırıcılık kazandırmadan CHP‘ye yama olmayı kabul etmiş bir politikacı istifa etti. 28 Şubat kalıntısı diğerleri de istifa ederse hiçbir sorun olmaz. Eğer onları ekranlarda bar bar bağıran neo-Kemalist ekip izlerse daha da iyi olur. CHP biraz (daha değil, sadece biraz) çağdaşlaşır. Çağdaşlaşmak da demokratikleşmek anlamına gelir.

İkincisi, eminim içinde Kılıçdaroğlu‘nun da bulunduğu ekip, daha demokratik bir tutum alması halinde kendisine oy veren % 42‘nin ne yapacağından endişe ediyor. Haklı ve aynen öyle olacak. Biliyorum. Eğer Kılıçdaroğlu bir liderlik sergilerse CHP ilk seçimlerde elindeki oyların önemli bir bölümü kaybeder. 1965 ve 69‘da CHP "Ortanın Solu" tartışmalarıyla çalkalanırken böyle oldu. Oy kaybetti. Ama direnen Ecevit 1973 seçimlerini de 1977 seçimlerini de kazandı. Kılıçdaroğlu‘nun Ecevit gibi bir zihinsel, ideolojik geçmişi, hazırlığı ve birikimi yok. Gündelik davranıyor. Siyasal sezgileriyle hareket ediyor. Böyle olunca da bir eliyle koyduğunu diğeriyle kaldırmaya çalışıyor...

H. Bülent Kahraman SABAH

ABD‘nin yeni stratejisi

Türkiye ile İsrail arasındaki ilişkilerde gereken yumuşamanın görülmemesi, özellikle de Ankara‘nın tutumunda belirgin bir değişiklik yapmaması, Washington‘da ve daha da önemlisi ABD Kongresi ile etkili bazı Sivil Toplum Örgütlerindeki tepkileri arttırıyor. Türkiye, kendi kafasına göre takılmakla suçlanıyor...

Manzara şöyle: Washington, giderek Ankara‘nın tutumuna kızıyor. Kızgınlığın temelinde İsrail‘e yaklaşım yatıyor. İran konusu ikinci derecede görülüyor. Hayati değil, mide bulandıran sorun, olarak niteleniyor. Türkiye‘nin İsrail‘e yönelik her olumsuz adımı ise, direkt olarak, Türk-Amerikan ilişkilerini etkiliyor. Herkesi rahatsız ediyor, geriyor ve ülkenin imajını bozuyor. Kızanların büyük bölümü, Amerikan Kongresi‘nde, Amerikan basınında ve bazı Sivil Toplum Örgütlerinde seslerini yükseltiyorlar. Yahudi lobisi, uzun yıllar boyunca destek verdikleri Türkiye‘nin şimdi yaklaşım değiştirmesini ne anlayabiliyor, ne de anlamak istiyor. Bu ortamda, güç durumda kalan ise, Obama Yönetimi. Beyaz Saray ve Dışişleri Bakanlığı,  Türkiye ile ilişkilere yeni bir yön vermeye çalışıyor.

Henüz kırılma noktasına gelinmedi. Zaten ABD ile kolay kolay kırılma olmaz. İlişkilerin gidişi, transatlantik gibi, ağır ağır ilerler. Bir defa kırıldı mı da, düzeltilmesi güçtür. Şu sıralarda, tehlikeli sulara girilme aşamasındayız.

Son gelişmelere bakarsak, gidişin pek parlak olmadığını söyleyebiliriz. Örneğin, Cumhurbaşkanı Gül ile Peres arasındaki görüşmenin yapılamaması, dış dünyaya, Türkiye "koşul koydu" diye yansıdı. Oysa Yönetim, bu buluşmanın gerçekleşmesini çok istiyordu. İsrail‘in Azerbaycan‘dan satın aldığı cephanenin, Türkiye üzerinden İsrail‘e geçmesi reddedildi. Başbakan, son basın toplantısında "Bizim üzerimizden İsrail‘e hiçbir silah- cephane artık geçmeyecek" derken, bu ilişkilerin nereye gittiğini açıkça göstermiş oldu...

M. Ali Birand POSTA

‘Değişim‘i isteyenler, istemeyenler...

Yaşanmakta olan değişim süreci elbette sancılıdır, güçtür. Kendi yapısında birçok ‘çelişki‘yi barındırdığı için de kafaları karıştırabilmektir. Dikkatli analiz edilmezse, sapla samanın birbirine girdiği olaylar zinciri karşısında insan bazen afallayabiliyor. Örneğin, Kürt sorunu ve PKK konusunda Türkiye bugün barışa çok daha yakın bir noktada. Ama bir yandan da şaşkınlık yaşanıyor. Artık İmralı‘dan, Öcalan‘dan gelecek haberlerin Ankara‘da da, medyada da merakla beklendiği bir döneme girdik. Bu da kimi kafaları karıştırıyor. Ya da bir zamanlar kendisi Fethullahçı diye damgalanmış ünlü bir polis şefi, Hanefi Avcı, bir kitap yazarak devletin Cemaat tarafından ele geçirilmekte olduğunu iddia edebiliyor.

Hem bazı gerçeklere dokunuyor, hem bazı soru işaretleri uyandırıyor kafalarda... Bir Genelkurmay Başkanı, İlker Başbuğ Paşa, Balyoz dosyasındaki cami bombalama iddialarını, "Allah Allah diye taarruza eden Mehmetçik, hiç böyle bir şey yapar mı?" diyerek şiddetle reddederken, Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği de yapmış bir başka emekli orgeneral, Sabri Yirmibeşoğlu Paşa da kalkıp, Kıbrıs‘ta Türkleri Rumlara karşı harekete geçirmek için ‘derin devlet‘in cami bombaladığını ağzından kaçırıveriyor.

Öte yandan,1990‘ların başında bir uçak kazasında ölen eski Jandarma Genel Komutanı Eşref Bitlis Paşa‘nın JİTEM ya da derin devlet tarafından gerçekleştirilen bir suikasta kurban gittiğini, bunun gibi ölümden kıl payı kurtulan Başbakan Özal‘ın da aynı odaklarca yapılan bir suikast girişimine hedef olduğunu, kendisini JİTEM‘in kurucusu olarak ilan eden ve halen Ergenekon sanığı olan bir albay tarafından itiraf niteliğinde açıklanıyor.

Bütün bunlar ne mi? ‘Değişim‘in sonuçları denebilir. Bütün bunlar, değişim sürecindeki ‘temizlenme‘nin belirtileri denebilir. Günlük deyişle: Sifon çekiliyor! Böyle bir değişim sürecinden tüm kurumlar nasibini alacak. Siyaset de alacak, ordu da alacak, yargı da alacak, emniyet de alacak. Süreç ne kadar sancılı ve kafa karıştırıcı olsa da değişimden kaçış yok!

Hukuk devleti bu ülkede de yerli yerine oturacak, hukuk herkesi bağlayacak! Şu sıralar kafalarımız karışabilir. Çünkü yaşanan değişim süreci kendi içinde çelişik bir bütün... Ama ‘baş çelişki‘ değişimi isteyenlerle istemeyenler arasında, demokrasi ve hukuk devletini isteyenlerle istemeyenler arasında, barışı isteyenlerle istemeyenler arasında, siyasette diyalog ve uzlaşmayı isteyenlerle istemeyenler arasında..

Hasan Cemal MİLLİYET

Yeni anayasa ertelenmemeli

Referandumda "evet"ler sadece bu değişiklik paketine değil, yeni bir anayasa vaadine de verildi. CHP de bunu gördü ve yeni bir anayasa çalışmasına katılma kararını açıkladı. Hükümet kanadında ana eğilim, yeni anayasa çalışmasının seçim sonrasına bırakılması yönünde. CHP ise yeni anayasa çalışmasının bu dönemde gerçekleştirilmesi gerektiği görüşünde. Seçime daha yaklaşık dokuz ay var. Bu süre içinde terörün sona erdirilmesi için yoğun olarak çalışılması birinci öncelik olarak ortaya çıkıyor. Yeni anayasa da aslında bu yönde önemli bir dayanak olacaktır; Türkiye‘nin Kürt vatandaşları, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı ve "Türklük" kavramıyla ilgili olarak anayasada değişiklik taleplerini de uzun süredir ortaya koyuyor. Anayasanın ilgili maddelerinde "ırk" vurgusunun giderilmesi makul bir istektir. Ancak "ana dil" ve "ana dil dışındaki diller" konuları hâlâ tartışılıyor...    (OKAY GÖNENSİN / VATAN)

Siyasilerin bitmeyen mesaisi

Siyasete birçok özellik lâzım ama en mühimi çalışkanlık... O yoksa, çabuk tökezlersiniz. Bugünkü iktidar kadrolarını hiç sevmeseniz bile çalışkanlıklarına bir itirazınız var mı? Belediyeler dahil, fark ortada. Yeni bir anayasa için hangi partilerin hazırlığı var? Yeni bir siyasi partiler kanunu için, yeni bir seçim kanunu için hangi partiler birer model çalışması yaptı acaba? Buyurun masaya dendiğinde, eteklerindeki taşlar hazır mı? Dahası... İktidara geldiklerinde nasıl bir ekonomi? Nasıl bir Dış Politika? Nasıl bir Kıbrıs? Mesela nasıl bir Güneydoğu?.. Kılıçdaroğlu‘na ne sorsan, diyor ki: - Arkadaşlar çalışıyorlar. Nedir çalıştıkları? Problemlerimiz bir günde doğup gökten zembille inmedi. Yıllardır tartıştığımız ve çare aradığımız konular bunlar. Artık elimizde hazır birer şablon olmalıydı. - Arkadaşlar çalışıyorlar. Neyi çalışıyorlar? Baraj 7‘ye mi insin, 5‘e mi? - Çalışıyorlar. Neyi çalışıyorlar. Türban bağlama modellerini. Kaç gün sürer ki? Bu ne bitmez mesai?       (RAUF TAMER / POSTA)