Hak ve batıl mücadelesi, Hz. Âdem den bu yana sürüp
gelmektedir. İnsanlık tarihi kadar eski olan bu mücadele süreci, hak ve batılın
mücadele yöntemleri açısından büyük bir tarihi birikimi de beraberinde
getirmiştir.
Bu mücadelede bâtıl, hedefe ulaşmak için mücadelenin
ahlakiliğine bakmadan her türlü yönteme başvurur ve kendisinden başkasına asla
tahammül etmez. Ancak tarih boyunca hak taraftarlarının mücadele metotları hep
hakka uygun ve mutedil metotlar olmuştur. Kur an ımız bu metotları üstünlük
sigası olan ahsen kelimesi ile ifade etmiştir. Onlarla en güzel biçimde
mücadele et. (Nahl,16/125) Kullarıma
söyle, sözün en güzelini söylesinler. Sonra şeytan aralarını bozar.
(İsra,17/53) Bu ayette dikkatle okunması gereken Sonra şeytan aralarını bozar
bölümü oldukça mühim bir konuya işaret etmektedir. O da mücadelenin Kur an ın
koyduğu ölçüler gözetilerek yapılmadığı zamanlarda işe şeytanın müdahil
olacağını ve istenilen hedefle alakası olmayan bir noktaya varılacağı
gerçeğidir.
Kur an, hak uğrunda mücadele yapılması kadar yapılan bu
mücadelenin ahlaklı olmasına da büyük önem verir. Ahlaksız bir mücadele ve
aşırılık, belki kısa bir müddetliğine başarıymış gibi görülebilir ancak o
başarının sürekliliği açısından uzun vadede kesinlikle istenilen hedeflere
ulaşılması mümkün olmayacaktır. İslam, hedefe ulaşmak için her yöntemi meşru
gören ahlaksız ve insafsız Yahudi mantığını asla kabul etmez.
Kur an, İslam ümmetini vasat ümmet olarak tanımlar. Vasat
ümmet, hem dengeli, hem de denge unsuru bir ümmet, orta bir ümmettir. İşte
böylece sizi insanlığa şahitler olmanız, Rasul ün de sizlere şahit olması için,
sizi mutedil bir ümmet kıldık... (Bakara, 2/143) Vasat Ümmet , bütün insanlığa şahit olan,
insanların arasında hakkı ikame eden, insanlık için ölçü ve değerler koyan,
mutedil bir ümmettir.
Bu ümmetin batılla mücadele metotları da vasat ümmet
olmanın bir gereği olarak dengeli, ölçülü ve mutedildir. Bu dengeyi belirleyen
temel ölçü, Kur an ve Sünnettir. Müslümanlar için en büyük tehlike, mutedilliği
kaybedip ifrat ve tefrit arasında savrulmaktır. İfrat, Kur an ve Sünnetin
koyduğu ölçüleri aşmak, tefrit ise bu ölçülere bağlılıkta gevşeklik
göstermektir.
Mutedillik, hem bir dengeyi hem de çağın gerektirdiği
gerçekçi ve pratik mücadele metotlarını uygulayabilmeyi gerektirir. Batılın
günümüzdeki en büyük hedefi, kendisine karşı mücadele eden İslami hareketleri
mutedillikten ayırıp, ifrat ve tefrit zeminine çekebilmektir. Çünkü ifrat ve
tefrite savrulanların arzu edilen hedeflere varması imkânsızdır.
Batıl, baskı, şiddet, zulüm ve işgallerle hak
taraftarlarını ifrat metotlar kullanmaya, uzlaşı ve işbirliği teklifleri,
çeşitli dünyalık vaatlerle de tefrit metotları benimsemeye zorlamaktadır.
Dengeyi kaybetmiş hareketlerin ifrat zemininde Kur an ve
Sünnetin koyduğu ölçüleri aşıp merhametten ve ahlakilikten uzak, aşırı şiddet
içeren metotlarla Işid ve benzeri yapılanmalara dönüşmesi kaçınılmazdır.
Tefrit zemininde ise Kur an ve sünnete bağlılıkta
gevşeklikten kaynaklanan ılımlı İslam, diyalogçuluk ve muhafazakâr demokrasi
gibi ciddi tavizler içeren melez yapılanmaların zuhuru mecburidir. Bu nedenle
hak ve batıl mücadelesi esnasında hak taraftarlarının mutedilliği kaybetmeden
zamanın gerektirdiği mücadele fıkhını ve öncelikler fıkhını dikkate alan
yapılanmalar oluşturmaları günümüz Müslümanları için farzdır.