Her gün medyaya yansıyan, cinayetlerde hayatını kaybedenlerin günlük sayısı sanki savaş halindeki Ukrayna ve Rusya’nın günlük can kayıplarını geçme noktasına doğru hızla ilerliyor. Bu gidişatın sonunun iyi olmayacağını söylemek yanlış olmayacaktır. Çünkü bu çatışma haline gelene kadar toplum çeşitli devrelerden geçmiş bulunuyor. Öncelikli olarak insanlar birbirleri ile konuşamaz hale geldiler. Çünkü herkes kendinin haklı olduğunu düşünüyor, böyle olunca da karşısındakini dinlemeye gerek duymuyor. Sonuç olarak, konuşmak için yan yana gelmiş iki kişinin daha ilk cümlelerinin ardından sesler yükseliyor, konuşma, konuşma olmaktan çıkıp kavgaya dönüşüyor. O noktadan sonra zaten yapacak bir şey kalmıyor. Çünkü konuşmak için yan yana gelmiş olanlar kavgaya başlıyorlar. Bunun içindir ki, hemen her gün 8-10 cinayet haberi medyaya yansıyor. Rusya-Ukrayna Savaşı’nda her gün verilen can kaybının ülkemizde insanlar arasındaki ilişkilerin sonucu olarak ortaya çıktığını söylemek yanlış olmayacaktır.

Her ne kadar ülkemizde kavgaların ve şiddetin ağırlıklı olarak kadına dönük olduğu söylense de aynı cinslerin de karşılıklı konuşamadıklarını, birbirlerini dinleyemediklerini görüyoruz. Hâlbuki insanlar aralarındaki sorunları konuşarak çözüme kavuşturabilirler. Konuşmak unutulunca ister istemez ya boşanmak isteyen bir kadın cinayete kurban gidiyor ya da yine konuşmayı beceremediğimiz için eşini ve kayınpederini katleden bir kişi ile karşı karşıya kalıyoruz. Ya da, yine konuşmayı unutmuş olmanın sonucu iş kavgaya varıyor ve gerilen sinirler sonunda ya bir eş yaralanıyor ve sonunda yaralayan da intihar ediyor. Ya da yine gelin kaynana arasındaki kavga, “Bizde boşanmak yok, ölmek var” sözleri ile sonuçlanıyor. Bir başka olayda da konuşarak anlaşma imkânı olsa bile tartışma bir babanın çocuğunun yanında eşini öldürmesi ile sonuçlanıyor. Ya da otel odasında bir doktorun katledildiği ya da husumetlisinin başını otomobiliyle ezdi başlığı altından bir haber ile karşılaşıyoruz. Tüm bunlar insanların sanki giderek patlama noktasına doğru hızla ilerlediğini gösteriyor. Çünkü karşılıklı konuşmayı unutup daha ilk cümlede konuşmayı kavgaya dönüştüren insanlar arasındaki ilişkilerin anlaşmaya dönüşmesini beklemek belki mümkün olmaz ama konuşmayı unutmuş toplumlarda bunu sağlamak hiç de kolay değil.

Hâlbuki dilimizde, “İnsanlar konuşa konuşa, hayvanlar koklaşa koklaşa anlaşır” diye bir söz vardır ama bu söz giderek ya anlamını yitirdi ya da unutuldu. Yani, konuşmayı unutunca geriye tartışma ve kavga kaldı. Bunun sunucu ise iki taraf da kendi üstünlüğünü kabule uğraşıyor, çoğu zamanda bu uğraştan istenen sonuç alınamıyor ve iş ülkemizde sanki bir iç savaş varmış havasına dönüyor. Bu noktada siyasilerin de kamplaşmayı ısrarlı bir şekilde körükleyince toplumda farklı siyasi görüşlerdeki kişiler arasında diyalog hiç mümkün olamıyor. Düne kadar insanlar oturup farklı görüşlerini ortaya koyabilirlerken şimdilerde özellikle siyasi görüşlerin ortaya konulmasının tek sonucu var. O da, iki taraf da kendi söylediğinin doğruluğunu bir şeklide karşı tarafın kendi görüşünü tasdik etmesini bekliyor. Hâlbuki böyle bir yaklaşımdan sonuç almanın mümkün olmadığı ortada. Eğer, fertler arasında sevgi ve saygı da kalmamış ise o ortamda huzurun hâkim olması mümkün olabilir mi?