Referandum öncesi "vesayetçilerin kalemşörleri" olarak ellerinden gelen bütün maharetlerini milleti kandırmak için sarfettiler, olmadı. Milletin iradesi % 58‘le "vesayete hayır" demesine rağmen, gözlere âma, kulakları sağır olan malum çevreler formatlamayı unuttukları kendilerinden menkul bilgilerini "hazuruncu millet" yaftasıyla izaha çabalıyorlar. Açıkçası kuduruyorlar!.. Huzuru "huzursuzluk"ta arayanlardan Can Dündar diyor ki:
KİMİLERİ "Bu kadar güvenme hiç kendine/ bu devirde kimse şah değil, padişah değil" şarkısını söylüyor, birçokları da Başbakan‘ın referandum sonrası yaptığı açıklamadaki üslubuna bakarak Başkan olabilmek için bundan böyle herkesi kucaklayan bir tavır sergileyeceğini tahmin ediyor; ama ortada bir de "huzura kabul" için can atan "padişahçıdan çok padişahçılar" var.
"Bu devirde" onların izini, "hazır ezmişken bastıralım" diyen akıl hocalarından, evrensel hukuka değil, bakanın gözüne bakan yargı erbabından, lafını sakınan işadamlarından, değiştirilen tabelalardan, kısılan hoparlörlerden, kimi gazetelerde eksilen muhalif köşelerin methiye sütunlarıyla doldurulmasından takip etmek mümkün olacak. Şayet "güçler dengesi", hiç olmazsa örnek alınan Amerika Birleşik Devletleri‘ndekine benzer güvencelere kavuşturulmazsa ve muhalefet şu ya da bu yöntemle susturulursa, "Bay Başkan" murat ederken "Ulu Padişah" yaratmamız hiç de zor değil.
Ömrünün çoğunu, "askerin ışıkları yanıyor mu" kaygısıyla çıkmış gazeteleri okuyarak geçirmiş bizler için askeri vesayetin gemlenmiş oluşu "huzur verici..." Şimdi tek korkumuz, kalan ömrümüzü de bunun yerini alacak "Başkan‘ın ışıkları yanıyor mu" kaygısı ve yeni vesayet sahiplerinin baskısı ile geçirmek... Biz huzura erme derdindeyiz. Huzura çıkma değil...