Son yıllarda Ortadoğu’da yaşanan gelişmeler, yalnızca bölgesel bir güç mücadelesi olmanın ötesine geçerek küresel dengeleri doğrudan etkileyen bir sürece dönüşmüştür. İran ile ABD/İsrail hattında tırmanan gerilim de bu çerçevede değerlendirilmesi gereken en kritik başlıklardan biri olarak öne çıkmaktadır. Enerji güvenliği, jeopolitik kontrol alanları ve askeri stratejilerin iç içe geçtiği bu süreçte özellikle Hürmüz Boğazı, çatışmanın seyrini belirleyen temel düğüm noktası haline gelmiştir.

İstinye Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Fahri Erenel’in kaleme aldığı bu çalışma, söz konusu gerilimi sadece askeri bir çatışma perspektifinden değil, aynı zamanda stratejik doktrinler, küresel ekonomi ve bölgesel güç dengeleri açısından çok boyutlu bir analizle ele almaktadır.

İşte İstinye Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Fahri Erenel'in "Hürmüz Boğazı'nda düğümlenen savaş" başlıklı makalesi:

İran ile ABD/İsrail arasında başlayan savaşın ana nedeninin İran’ın nükleersizleştirilmesi olduğu belirtilmiş olsa da, savaşa düğümün Hürmüz Boğazında atıldığı görülmektedir. Savaşın başında gündeme gelmeyen Hürmüz Boğazı küresel ölçekte yaratmış olduğu etkilerle ateşkes görüşmelerinin de ilk maddesini oluşturmaktadır.

ABD/İsrail ikilisinin siyasi hedef olarak yönetim değişikliğini seçerek başlattıkları ve harekat konsepti olarak, askeri stratejide düşman sistemlerini felç etmek için kullanılan John Warden'ın Stratejik Harekat Konsepti (Warden'ın Halkaları)’ni kullandıkları harekat, başlangıçta bu konsepte uygun olarak ilerlemiş olsa da, teslimiyet için esas olan İran’ın savaşma azim ve iradesi kırılamamıştır.

İçiçe geçen 5 halkadan oluşan bu konseptin sahada her bir halkasının merkezden başlayarak uygulanmış olduğu görülmektedir. Merkez halka olan liderlik kapsamında, İran’ın karar alma mekanizmasını (komuta kontrol) felç etmek maksadı ile karargahlar, liderlerin bulunduğu sığınaklar, iletişim merkezleri, içten ikinci halka kapsamında İran’ın hayati fonksiyonlarını durdurmak üzere elektrik şebekeleri, yakıt depoları, lojistik merkezler, orta halka ile İran’ın hareketliliğini kısıtlamak maksadı ile ulaşım hatları (köprüler, demiryolları), havaalanları, haberleşme ağları, dördüncü halka ile yönetim ile halkın bağını koparmak /İran Devletinin savaşma azim ve iradesini kırmak üzere, halkın moralini etkileyen unsurlar, 5’nci halka ile İran’ın fiziksel gücünün (asker/silah) etkisiz hale getirmek hedeflenmiştir.

ABD/İsrail ikilisinin konsepti uçak ve füze sistemlerini kullanarak iç halkadan başlayarak dışarıya doğru bir felç etme stratejisi uygulamak olarak belirlenmiştir. Bu stratejide başlangıç olarak kısa sürede sonuç elde edilebileceği öngörülmüşse de İran’ın savunma ekosistemi ve Hürmüz Boğazı’nı kullanma kartının çok iyi analiz edilmemesi savaşı bugünlere taşımıştır. Ayrıca, halkın topraklarına yönelik saldırıda bütünleşmesi öngörülememiştir.

Savaş, Hürmüz Boğazı üzerinde adeta düğümlenmiştir. Ateşkes görüşmeleri, ABD’nin uyguladığı abluka, arabulucular, baskılar düğümü çözmeye yetmemektedir. Trump’ın Çin ziyaretinde, Çin’in İran üzerinde baskı kurması konusunda arzu edilen sonucun alınmamış olması savaşı yeniden gündeme taşımaktadır. Trump’ın konuşmalarına, tweetlerine, ABD ve İsrail medyasına göre özellikle Netanyahu’nun isteği doğrultusunda savaşın tekrar başlaması ihtimal dahilinde görünmektedir.

İran,Ramazan ayında başlayan savaşı dini açıdan da kullanabilmek için Ramazan Savaşı olarak adlandırmıştır. Bu durumu dikkate alan Suudi Arabistan’ın Müslüman dünya için büyük anlam taşıyan hac ibadetini yerine getirilmek üzere milyonlarca Müslümanın bölgede bulunacağı dikkate alınarak savaşa başlanmaması için ABD ile görüşme yaptığı bildirilmiştir. Bu görüşmede; Hacıların ülkelerine özellikle dönüşlerinde ciddi sorunlar yaşayabilecekleri, bununda Müslüman ülkelerde ABD’ye karşı duyulacak tepkinin giderek artabileceği ve İslam dünyasının İran’dan yana tavır koyabileceğinin ABD’ye aktarılmış olması nedeni ile şimdilik savaşa ara verildiği söyleyebiliriz. Haç sonrasında da muhtemelen ABD’de yapılacak Dünya Kupası nedeni ile ateşkes devam edebilecektir. Bu durumlar, İran’a eksikliklerini tamamlama konusunda ciddi zaman kazandırabilecektir. Tabi, İsrail’in bir oldu bittisine karşı dikkatli olmak koşulu ile. İran’a zaman kazandıran bu durum ABD için iyi sonuçlar üretmemektedir. Yükselen enflasyon, gıda, tarım ve taşımacılıkta artan fiyatlar, GSYİH’nın 2026 ‘da azalma ihtimali, savaşın artmakta olan maliyeti ve dış borçlar, yaklaşan seçim Trump için zamanı kısıtlamaktadır.

ABD ve İsrail’in, İran’ın stratejik derinliğinin Suriye ve Lübnan’da başladığını, bu bölgelerdeki direniş güçlerinin etkisiz hale getirilmesi sonrası İran’ın kolayca teslim alınacağı varsayımına dayanarak yaptıkları planlama sonucu başlatılan harekât İran topraklarında ciddi zararlar vermiş olsa da her iki gücün adeta bir duvara çarptığını izliyoruz. Güçlerini birleştirerek İran’a saldıran iki terörist devlet İran’ın gerçek stratejik derinliğinin İran sınırları içinde olduğu öngöremediler. B planları yoktu. Stoklar kritik seviyeye düşene kadar saldırdılar. Üstelik ciddi zararda gördüler. Anlayamadıkları İran’ın gerçek stratejik derinliğinin kendi sınırları içinde olduğudur. İran jeopolitik konumunu güçlendiren coğrafyası, devlet yönetiminin tarihsel kalıpları, Hürmüz Boğazını kontrol imkânı, direniş ve fedakârlık kültürü, kendine özgü savunma ekosistemi yaratması, mozaik yapılanma, güçlü medeniyet direnci, vatan söz konusu olduğunda devlet ve toplumun birlikteliği, uzun süreli yaptırımlardan alınan kendi kendine yeterlilik dersi, savunma stratejisinin önleyici ve asimetrik eksende tesisi bir bütün halinde İran’ın direnme gücün artmasında önemli rol oynamıştır.

Etrafı dağlarla çevrili İran platosu yüzyıllar boyu işgallere karşı doğal bir kale işlevi görmüş, İran’a derinlikte savunma imkânı vererek hasmın yıpranmasına neden olmuştur. Dağlar aşılsa bile iç kesimlerdeki geniş çöller işgal ve istilayı zorlaştırmıştır. Bu durum ABD/İsrail ikilisinin muhtemel bir kara harekâtını da engellemektedir. Bugüne kadar yaptıkları saldırılar gerek Devrim Muhafızları ve gerekse İran Ordusunun kara unsurlarında bir zaiyata yol açmamıştır. Yedekleri ile birlikte 1 milyona yakın bir kara gücü hazır beklemektedir.

Ateşkes konusunda çabalar devam ederken İran, Hürmüz Boğazında yakaladığı etkiyi daha üst boyutlara taşımaya devam etmektedir. “Hürmüz Boğazı Su Yolu Yönetimi” tesis etme ve boğaz geçişini ücrete bağlama çalışmaları sorunu daha da karmaşık hale getirebilecektir. İran’ın bu hamlesi uluslararası kamuoyunda da tepki ile karşılanabilecektir.

Bu arada arabulucu Pakistan’ın savunma anlaşması yaptığı Suudi Arabistan’a 8 bin askeri personel,16 savaş uçağından oluşan bir filo,2 İHA filosu ve hava savunma sistemi göndermesi de sürecin farklı bir boyutunu da oluşturmaktadır. Bir taraftan arabuluculuk diğer taraftan caydırıcılık. Bu tür bir tutumun İran üzerinde arzu edilen sonucu yaratmaması nedeni ile Katar’ın devreye girdiği anlaşılmaktadır. Pakistan Genelkurmay Başkanı’nın Trump’ın saha da ki ön arabulucusu gibi hareket etmesi de İran’da güvensizlik algısının artışında rol oynamakta olduğu düşünülmektedir. Pakistan’ın en büyük avantajı İran ile yakın iş birliği içinde bulunan Çin ile İran göre artan iş birliğidir. Bu iş birliği Çin mesajlarının İran’a taşınmasında etkili olduğu söylenebilir.

Bundan sonra ne olabilir? sorusuna net bir cevap verebilmek zor olsa da, zafer ihtiyacı olan Trump’ın bu zafere ulaşabilmek için savaş öncesi ağırlıklı olarak İran’ı nükleersizleştirme gibi tek bir hedefi varken, bu hedefe bir de Hürmüz Boğazı eklenmiş durumdadır. Ulaşılması gereken hedef sayısı artmıştır. İran her ikisinden birden taviz vermeyecektir. Hürmüz Boğazını, nükleersizleşme konusunda alacağı tavizler için kullanabilecektir. Nükleersizleşme; ABD, İsrail ve bazı Avrupa Ülkeleri için öncelikli bir konu iken Hürmüz Boğazı hemen bütün ülkeler için etkisi hissedilen ve 2-3 ay içinde de çözülemez ise kış mevsiminin yaklaşması ile etkisi daha çok hissedilecek bir konudur. Görüşmelerin bu istikamette sürmesi beklenmektedir. Diğer taraftan Netenyahu üzerinde de iki baskı etkisi arttırarak hissettirmeye başlamıştır. Yargılama ve seçim.

İran’ın abluka nedeni ile petrol satamaması zaten zor durumda olan İran ekonomisini çok daha fazla zorlayabilecektir. Kış mevsimi ile birlikte yönetime tepkiler artabilecektir. Diğer taraftan İran’ın görüşmeler için ileri sürdüğü konulardan tavizler vermeye başlaması, topraklarına ve değerlerine olan saldırı nedeni ile şimdilik seslerini kesmiş olan muhalif grupların seslerinin artmasına yol açabilecek, ABD ve İsrail için elverişli şartlar oluşabilecektir.

Şartlar savaşın başladığı tarihe göre daha karmaşık hale gelmektedir. ABD/İsrail Liderleri üzerinde zaman baskısı İran göre çok daha fazladır. Her geçen zaman ABD’nin hegemonyasına zarar vermekte, hegemonyanın maliyetini arttırmaktadır.

İran’ın, nükleersizleşme ve Hürmüz konusunda geri adım atmaması halinde, ABD/İsrail ikilisinin hac mevsimi, dünya kupası gibi gerekçeleri bir tarafa bırakarak ani ve çok yoğun bir saldırı yapması, bu saldırılarla birlikte Hürmüz Boğazını kontrol eden noktalara kara harekatı düzenlemesi, bu saldırıda Birleşik Arap Emirlikleri’nin yer alması ihtimali giderek güçlenebilecektir.

Kaynak: Haber Merkezi