Vatan gazetesi yazarı Ruşen Çakır son günlerde Hizbullah ve PKK arasında yaşanan gerginliği şöyle özetliyor: "Provokasyona son derece elverişli bir gerginlik yaşanıyor iki örgüt arasında ve sanılacağının aksine böylesi bir savaş sadece PKK ile Hizbullah‘ın güç kaybetmesine neden olmaz, tüm Türkiye‘ye çok ciddi zararlar verir."
Hizbullah ile PKK arasında yeniden gerginlik yaşıyor. Ve yıllar sonra iki grup arasına yeniden kan girdi. 5 Mayıs günü Hakkari Yüksekova‘da gösteri düzenleyen PKK yanlısı bir grup Mustazaf-Der binasına saldırıp yaktı; derneğin başkan yardımcısı Ubeydullah Durna, grup içinden açıldığı ileri sürülen ateş sonucu hayatını kaybetti. Yüksekova‘da yaşananlar bir dizi soruyu beraberinde getiriyor. Bunlardan bazılarını yanıtlamaya çalışalım:
Tıpkı geçmişteki çatışmada olduğu gibi, bu seferki gerilimde de ilk kıvılcımı PKK tarafı çaktı. Daha önce de Güneydoğu‘nun değişik yerleşim birimlerinde, Adana ve Mersin‘de Hizbullah‘a yakın olduğu söylenen bazı yasal kuruluşlara ve buralarda faaliyet yürüten bazı kişilere saldırılar olmuş, ama bunların hiçbiri son olayda olduğu gibi büyümemişti.
PKK öteden beri Kürtler arasında kendisi dışındaki herhangi bir siyasi gücün varlığından hoşlanmaz, hele kendisine rakip olma potansiyeli taşıyan yapılar söz konusu olduğunda bunları şiddet yoluyla tasfiye etmeye gider ki bu konuda sadece Hizbullah örneğinde başarısız olmuştur. PKK‘nın günümüzde yine Hizbullah‘ı hedef seçmesi, bu grubun yediği bütün darbelere rağmen güçlü bir şekilde ayakta kalması ve son yıllarda bütün enerjisini yasal faaliyetlere vermesidir. Tabii PKK‘nın, geçmişteki çatışma ortamı nedeniyle Hizbullah‘a kin güdüyor olduğunun da akılda tutmak lazım.
Hizbullah Yüksekova olayından sonra çok sert bir açıklama yaptı ve PKK‘yı olayı aydınlığa kavuşturmaya ve failini ortaya çıkarıp cezalandırmaya çağırdı. Hizbullah yöneticileri ardından şu uyarıda bulundu: "Eğer gerçekten yaptıkları açıklamada samimi iseler, bunu yapar ve sonuçlarını hem bizimle ve hem de kamuoyu ile paylaşırlar. Bunu yapmadıkları takdirde, bizim yapma güç ve imkanlarımız vardır. Biz bu olayı tüm yönleriyle deşifre edeceğimiz gibi, bunun neticesinde misillemede bulunma hakkımızı saklı tutuyoruz."...
Normal şartlarda PKK ile Hizbullah‘ın çatışma ne kelime, birçok konuda işbirliği ve ittifaka girmesi beklenirdi. Çünkü geçmişte birbirlerine taban tabana zıt olan bu örgüt son 10 yılda iyice yakınlaştılar. Örneğin PKK o eski kaba materyalist ve dini (İslamiyeti) dışlayan, karşısına alan dilini çoktan terk etti ve dindarlara çok açık ve pozitif mesajlar vermeye başladı. Buna paralel olarak Hizbullah da "tüm Türkiye‘ye hitap etme" ısrarından vazgeçip bir Kürt hareketi olduğunu kabul etti, söyleminde Kürt sorununu iyice ön plana çıkartır oldu. Eğer bu iki güçlü örgüt geçmişte olduğu gibi amansız bir çatışmaya girerse, bu seferki daha kanlı ve tahripkâr olur. Örneğin Hizbullah‘ın son açıklanmasında şöyle deniyor: "Özellikle yaşanan son şehadet olayı ile haddin aşıldığı, sabır ve tahammül sınırının çokça zorlandığı bir noktaya gelinmiştir. Bu durumda biz de tabanı ve gençleri kontrolde zorlandığımızı belirtmek isteriz. Böyle durumlarda istenmeyen ve arzulanmayan bazı olayların yaşanabileceği endişesi taşımaktayız. Ayrıca bu gelişmeleri ve ortamı fırsat bilen kimi provokatörler tarafından da bazı eylemler sergilenebilir."