O meşum kalkışma gecesi maşeri şuur müşterek bir refleksle ayağa kalktı.

Daha ‘ne oluyor?’ bile demeden kendini sokağa attı halk. Evlere sığmadı, sokaklardan taştı.

Üzerine doğru gelen uykuyu teselli ederek geldiği yere geri gönderdi. 

Gün uyuma değil uyanma günüydü.

‘Hani bir daha olmayacaktı darbe?’ sorusuna takılıp kalmadı.

Olmaması için, kaynağını kurutmaya ahdetti. 

İşçi, emekli, esnaf, memur gerçek işine avdet etti. Artık herkesin gerçek işi mabedi korumaktı. 

İstiklal marşının tarih tekerrür etmesin için bugünleri gören ihtimamına eşlik etti halk: ‘Değmesin mabedimin üstüne namahrem eli’

Şehit kanlarıyla sulanmış memleketin her yanı mabetti artık.

Terzi Hamza, çamurlukçu İsmet, camcı zeki, marangoz Tahir Usta, overlokçu Hilmi, servis şoförü Sabahattin… Hepsi sokağa inmişti.

Sokakların tarihinde sokak ilk kez üzerine kapaklanan halktan vefa görüyordu. 

Halk devrim yapar, ama bunun devrim olduğunu sonradan haber alır.

Çünkü o devrimi kitaplardan öğrenmemiştir. Hele hele sloganların ayartmasına hiç gelmemiştir o. 

Ortada yalın bir hakikat vardır: Zemin ayaklarımızın altından çekilmek isteniyor, kendi gök kubbemiz işgal altında, bunu püskürtmek için canımı ortaya koymalıyım.

Canını çok sevenler zulmeder, halkı kurşunlar, ortalığı ateşe verir; canından geçenlerdir zulme rıza göstermeyen, karanlığa dur diyen.

Aynı soruya birlikte kulak kabartır halk ve gereğini yapar: ‘Olup bitenlerin olup bitmemiş olması için ne yapıyorsun?’ (Sezai Karakoç)

Kalkışma gecesi memleketini seven yediden yetmişe herkes aynı endişeyi yaşadı ve aynı tepkiyi gösterdi. 

Bu şu demektir: Eğer tepkiler ve endişeler aynı ise, bu millet bütün farklılığına rağmen ortak bir hedef ve ideal içerisindedir. 

İktidar ve muhalefet topyekûn darbecilere karşı güçlerini birleştirmiştir. 

O gece Saadet Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Mustafa Kamalak’ı arkadaşlarıyla birlikte bombardıman altındaki Meclis’e götüren şey budur.

Partilerin part (parça) olmaktan ortak bir güç, kolektif bir irade haline gelmesi böyle bir ruhun tezahürüdür.

Türkiye Yazarlar Birliği İstanbul şubesi 1000 yazarın imzaladığı ‘Darbeye Karşı Şahitlik Bildirisi’ ile bu ruh ve kararlılığı bir muştu gibi milletimize ilan etmiştir. 

Kamyoncular kışlaların kapısına tankları hareketsiz kılmak için bu yüreklilikle kamyonlarını barikat yapmışlardır.

Her sokak başında bir Şerife Bacı, bir Sütçü İmam öyküsü duyuyorsak yine bu milletin özünde var olan kimliğine müracaat etmesi sayesindedir. 

Millet uyanmış ve gün ışımıştır.

Uyku geldiği yere geri gitmiştir. 

Şimdi tüm şairler şiirlerine davranacak, kaleminden başka silahı olmayan yazarlar halkın yazdığı bu destanı zamanın tutanaklarına, yani temize geçeceklerdir.

Olup bitenler oldubittiye getirilmeyecek, olup bitmiş olmaması için bu memleketin talihine ve de tarihine müdahale edilecektir. 

Bu şimdi kahraman halkın tankın önüne yatmasıyla tecelli etti, yarın halka, hakka ve hakikate kalkan yumruğu tank gibi ezerek gerçekleşecektir.

Hilal görünmüştür.