"Katsayı uygulamasının gerçek amacının ne meslek liselerinin tanzimi ne de eğitimde belli bir seviyeyi gözetmekle ilgisi olmadığını herkes biliyor. Uygulamanın aynen devam etmesini isteyenler hangi gerekçeyi veya hangi argümanı ileri sürerlerse sürsünler, kafalarının arkaplanında İmam-Hatip liselerinden başka bir mücadele alanı yok. (...)
Yine de katsayı uygulamasından maksadın sadece İHL‘lerin önünü kapatmak olduğu, diğer meslek liselerinin de arada kaynayan kurbanlar olduğu düşüncesi, sistem toplamda irdelendiğinde pek doğru görünmüyor. Aksine sistemin en az İHL‘ler kadar bütün meslek liselerini birinci dereceden hedeflediği çok daha net anlaşılıyor. Hatta ortaöğretim başarı puanının da ÖSS puan hesaplamasında devreye sokulmasıyla sadece meslek liselerinin değil aynı zamanda taşra veya çevre okullarından mezun olanların da hedef alındığı görülüyor. (...)
Meslek liselerinin eşit şartlarda yarıştıkları düz liselilerden, mesleki eğitimlerinden dolayı daha avantajlı bir duruma geldikleri iddiası sıkça dillendiriliyor ve bu ilave avantajın ancak meslek liselerinin karşısına katsayı engeli çıkarılmasıyla aşılabileceği de iddia ediliyor. Bunu dillendirenlerin katsayı sisteminin detaylarını bilmedikleri çok açıktır. Bir defa lisede alınan meslek eğitimi (orta öğretimle desteklenmemiş olduğu için) piyasada hiçbir işe yaramıyor (bunu anlamak için sadece sanayi sitelerindeki bir iki usta-başını dinlemek yetiyor).
Ayrıca meslek liselerinden mezun olanlar kendi sahalarında bir mühendislik tercih ederek ilerleyemiyorlar. Yani meslek liseli, meslek lisesi okumanın bedelini "bu senin neyine yetmez!" denilerek ödemek zorunda bırakılıyor.
Diğer yandan bu mevzu belli ki eğitim kaynağının çok kıt olduğu varsayımıyla bu kaynağın mümkün mertebe kendi ideolojik taraftarlarına tahsis edilmesi "ötekilerinse" bundan dışlanması mantığına dayanıyor.
(...)Gürüz‘lü ve Teziç‘li YÖK yönetimlerinde katsayı uygulamasındaki inatçı ısrarın yanı sıra en önemli duyarlılıklardan birisi de yeni üniversitelerin açılmasına karşı sergileniyordu. Yeni açılan üniversitelerde kaliteyi bahane ederek üniversite kapılarında yığılan umutları görmezden geldiler. Tıp alanında hoca başına sadece 3.8 öğrencinin düştüğü süper lüks seviyelere ulaşmasına rağmen kontenjanların artırılmasına karşı anlamsızca direndiler.(...)
Geçtiğimiz yıl YÖK basit bir çalışma ile üniversite kontenjanlarının hiçbir ek yapılanmaya gerek olmaksızın yüzde 25 artırılabildiğini gördü ve artırdı. Arkasından yeni uygulamalarla, açılan yeni üniversitelerle birlikte şu anda üniversite okumak isteyip de okuyamayan hiç kimsenin bırakılmayacağı bir düzey hedefi ufukta görülmeye başlamış durumda. (...)
Bugün meslek liseleri kazandığında düz liseleri kaybetmiyor. Aksine açıkça görüldü ki, bir tarafı mahrum bırakmak üzere geliştirilen sistem, herkesi mağdur ediyor. Hâlbuki herkesi kucaklayan bir yaklaşımla toplumun her kesimimin kazandığı bir sistemi geliştirmek pekâlâ mümkündür."