Vakti zamanında bir ülkenin çok sert mizaçlı bir kralı varmış. Kral‘ın oğulları var güçleriyle çalışır ve babaya yardımcı olurlarmış.
Ama oğullardan biri nedense çok içe kapanık biriymiş. Abileri sabah erkenden işlerinin başına giderken o odasına kapanır ve akşama kadar boşluğa bakarmış. Kral oğlunu hekim hekim gezdirmiş ama bir çare bulamamış. Bir gün ötelerde yaşayan bir bilgeden söz etmişler. Kralın gözleri parlamış " hemen getirin o bilgeyi bana" demiş. Kralın adamları bilgeyi saraya getirmişler. Kral bilgeyle tanışmış ve ona "benim bir oğlum var, kimseyle konuşmuyor, akşama kadar odasında boşluğa bakıyor, senden onu iyileştirmeni istiyorum aksi takdirde boynunu vururum" demiş.
Bilge o gün dalgın bir vaziyette evine gitmiş. Uzun uzun düşünmüş. Kralın oğlunu iyileştiremediği takdirde ölüme gideceğini bildiğinden "en iyisi ben hiç bilinmeyen bir dağa kaçayım da canımı kurtarayım" demiş. Uzunca bir yolculuğa çıkmış. Büyükçe bir dağdan geçerken karşıda genç bir çoban görmüş. Hemen yanına gitmiş ve onunla tanışmış. Çoban "bugün azık almayı unutmuşum, ben gelinceye kadar şu keçilere bakıverin de ben hemen azığımı alıp geleyim" demiş. Bilge sürünün başına geçmiş ve düşünmeye başlamış. Tam bu sıradan keçilerden biri aşağı doğru yuvarlanmaya başlamış. Bilge "keçiyi kurtarmalıyım, genç bana güvendi sürüsünü emanet etti, ne yapıp edip onu yukarı almalıyım" demiş ve hemen kuşağını çıkarmış aşağı doğru inmiş. Kuşağı keçinin beline bağlamış ve onu güçlükle yukarı çıkarmış. Uzunca bir mücadelenin ardından keçiyi kurtarmış ve kendini çok mutlu hissetmiş. O an aklına iyi bir fikir gelmiş. Ben en iyisi gideyim kralın oğluna sürekli meşgul olacağı bir şeyler bulmasını söyleyeyim, meşguliyeti çok olursa ve bir şeyler başarırsa mutlu olacak bu şekilde boşluğa bakmaya ve üzülmeye fırsat bulamayacak demiş. Geri dönmüş ve bu fikrini krala söylemiş. Bilgenin de yardımıyla gence severek yapabileceği işler bulmuşlar ve "sen bu işin üstesinden gelebilirsin" demişler. Genç bir süre çalıştıktan sonra bir şeyler ürettiğini ve insanlara faydalı olduğunu görmüş ve gerçekten mutlu olmuş. Kral oğluna sevdiği şeyleri yapması ve hayata bir şeyler katması için yardımcı olmuş ve onu kazanmış.
İnsan, kendine ve çevresindeki insanlara bir şeyler verdiğinde ve ürettiğini hissettiğinde mutlu olur. Bu kimseler, kaygı ve stres gibi sorunların üstesinden daha rahat gelirler. Çünkü bunlara ayıracak vakitleri yoktur. Hayata bir şeyler katmaları gerektiğine inanırlar ve bunun için çaba sarf ederler.
Anneler babalar! lütfen çocuklarınıza küçük yaştan itibaren yetenekleri doğrultusunda hedefler seçmesi ve bu hedeflere doğru yürümesi için destek veriniz. Unutmayın, yapacak çok şeyi olan insanın kendini dinlemeye hiç vakti olmaz.
Zaman altından daha değerlidir
Geçenlerde on yıldır görüşemediğim eski komşum beni aradı. Bir süre sohbet ettik. Sonra bana hayatında yaptığı bazı değişimlerden söz etti. Saliha Hanım o kısa konuşmalarımızın arasında şunları anlattı: "Sabah erken kalkmayı alışkanlık haline getirdim, namazdan sonra uyumuyorum, her gün beş sayfa Kur‘an okuyorum. Saat ona kadar evi toparlıyorum ve bir saat yürüyüşe çıkıyorum. Sonra eve dönüyorum ve kendimi çok dinç hissediyorum. Akşam erken yatıyorum ama gece kalkıyorum ve bir saat ilimle meşgul oluyorum. Bana bu alışkanlığı kazandıran hocamdan Allah razı olsun. Meğer ben en değerli vakitlerimi uyuyarak geçirmişim ..." Günümüz insanının en büyük sorunu her şeyde aşırıya kaçması ve kanaatkarlığını yitirmesidir. Uyumakta, yemekte, alış verişte ve hayatının bütün alanlarında israfa varan bir aşırılık var. Böylece vaktin en değerli kısmı ya uykuyla ya da hiç işimize yaramayacak şeylerle geçiyor. Oysa zaman altından çok daha değerlidir ve içi faydalı işlerle doldurulmalıdır.