Kızılay Başkanı Kerem Kınık'ı, sanıyorum 13-14 yıl önce Yeryüzü Doktorları Derneği başkanlığı sırasında bir vesileyle ziyaret etmiştim. Mütevazı dernek binasının sade makam odasında Türkiye ve dünya Müslümanlarının sıkıntıları, Millî Görüş hareketinin seyri, Saadet Partisi'nin tarihsel anlamı gibi pek çok meseleyi konuşmuştuk.

Kerem Bey, o günlerde de AKP'liydi. Ama Millî Görüş hareketinin taşıdığı anlamın da farkında gibiydi. Türkiye toplumu ve siyasetinin bu kadim hareketinin mutlaka muhafaza edilmesi gerektiğini, AKP'nin tarihe gömülmesinin kaçınılmaz olduğunu, Millî Görüş hareketinin ise sayılardan bağımsız olarak Türkiye ve hatta dünya siyasetini inşa etmeye devam edeceğini söylemişti. 

Odasında yalnızdık, dernek binasında da başka kimse yoktu. Uzunca sayılabilecek bir vakit sohbet etmiştik. Bilemiyorum, belki beni idare edip hoşuma gidecek cevaplar vermiş olabilir. Fakat bende mâkul bir Müslüman, ahlâklı bir insan izlenimi uyandırmıştı.

Kerem Bey'in özgeçmişini incelerseniz, Türkiye'nin en iyi tıp fakültelerinden biri olan İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni bitirdiğini, afet tıbbı alanında doktora yaptığını, Arapça ve İngilizce bildiğini görürsünüz. Yeryüzü Doktorları Derneği’ndeki çalışmalarına da bir göz atarsanız, Kerem Bey'in sözgelimi Kızılay başkanlığı için gayet ehliyetli, liyakatli, tam da aranılan özelliklere sahip bir isim olduğunu görürsünüz.

Görüşmemizden birkaç yıl sonra Kerem Bey Kızılay başkanı olduğunda, tam da bu hislere kapılarak sevinmiş, AKP'nin bozuk saat misali günde iki kez doğruyu gösterebildiğini düşünmüş idim.

Gel gelelim Kerem Bey, beni dumura uğratmakta çok fazla gecikmedi. Önce uluslararası bir fuarda İsrail bayrağı altında gayet lâkayıt pozlar verdi, sonra da Kızılay'ın holdingleştiği, Kızılay bünyesinde anonim şirketler kurulduğu ve Kerem Bey'in başka pek çoklarıyla birlikte bu şirketlerin her birinden inanılmaz ücretler aldığı iddiaları ortalığa saçıldı.

Son olarak, büyük deprem felâketinde yüz binlerce insanımız soğuktan donarken, Kızılay depolarında saklanan çadırların bir başka yardım kuruluşuna satılabildiğine de şahit olduk. O depolarda hâlâ satılmayı bekleyen kaç çadır olduğunu ise bilemiyoruz. Mâlumunuz, AKP'nin aleyhine olabilecek her haber bu ülkede artık "devlet sırrı". En azından istifayı akla getiren bu büyük skandalın dahi bizzat Kerem Bey tarafından pişkinlikle savunulabildiğini de hayretle ve esefle izledik.

Bunları sizinle paylaşmamın sebebini, benim için bütün bu hikâyenin trajik ana fikrini de söyleyeyim...

Kerem Bey, AKP'nin yirmi yıllık serüveninde maalesef heder edilenlerin ne ilki ne de sonuncusu olacak. Çünkü AKP, bu ümmeti ifsâd etti. Başka türlü olması da pek mümkün değildi. AKP'ye dokunanın yanması kaçınılmazdı. Çünkü AKP,

Erbakan Hocamızın tabirleriyle ta en başından itibaren İslam coğrafyasına ateş taşımak, yetimin hakkını da yağmalamak için kurgulanmış bir Siyonist projesiydi. AKP'nin ilk günden itibaren mâhiyeti ve mayası bozuktu. Büyük Ortadoğu’nun pazarlık masalarında şekillenen, baştan aşağı bir ihanet hareketiydi.

Siz AKP'yi gidin, yirmi yıl evvel Bağdat'ta ve Kâbil'de bombalar altında kolunu bacağını kaybeden çocuklara, Ebu Gureyb'de canlarından çok daha fazlasını feda eden kadınlara sorun. Şimdilerde yerli ve milli pozları takınmalarına aldanmayın. O çocuklar ve o kadınlar size bu ifsâd hareketinin yirmi yıl önce yola nasıl başladığını, en hazin sahneleriyle anlatacaklardır.