Kültür-Sanat

Harun gibi gelip Karun gibi gitmeyeceğim...

?Harun gibi gelip Karun gibi gitmeyeceğim...'

Abone Ol

Saadet Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Numan Kurtulmuş, medyanın ilgi odağı olmayı sürdürüyor. Hürriyet‘ten Gülden Aydın‘ın İstanbul Çağlayan‘daki muhteşem miting sonrası Prof. Kurtulmuş‘la yaptığı ve Hürriyet Pazar‘da yayınlanan röportajın bazı bölümlerini sunuyoruz:

Necmettin Erbakan‘la ne zaman tanıştınız, en çok hangi sözü etkilemişti sizi?

Rahmetli babam, Erbakan Hoca‘dan birkaç yaş büyüktü. Babama ağabey, diyordu Erbakan Hoca. Onu ilk dinlediğimde 9-10 yaşındaydım. Milli Nizam Partisi‘nin kuruluş çalışmalarıydı. Herkesi ayağa kaldırdı, zafer inananlarındır, dedi. Koca İstanbul‘da bir avuç insan ve zafere adanmışlık, beni çok etkiledi.

Babanız Milli Nizam Partisi‘nin kuruluşunda yer almadı mı?

Özellikle kenarda kaldı. 1977 seçimlerinde MSP‘den milletvekili adayı olması için çok zorladılar, kaçamadı. Kazanamayacağı bir yer olması şartıyla aday oldu. Ordu‘dan senatör adayı oldu, iki üç ay çalıştı, kazanamadı.

Aktif siyasete katılmanız babanız gibi kararlı davranamadığınız için mi?

Birçok kere teklif gelmişti, kabul etmemiştim. Ama 28 Şubat sonrası oluşan antidemokratik durum seyredilemezdi. Siyasete bolluk ve yükseliş zamanlarında değil, daralma ve düşüş zamanlarında girdim. 1998‘de, partinin en zor ve çalkantılı zamanında.

Peki o günden beri nasıl bir dönüşüm yaşadınız, değiştiniz mi?

En sert konuyu bile karşımdakini kırmadan anlatabilmeyi gençliğimden beri başarıyorum. Geçmişimde şunu yapmasaydım, şöyle bir taassubum vardı, değişti, dediğim bir şey yok.

Saadet Partisi‘ne Genel Başkan seçildiğiniz 26 Ekim‘de söylediğiniz gibi Milli Görüş‘ün şahlandığı gün mü oldu? SP‘nin statükosunda ne değişti?

Hiçbir kongremizde görmediğimiz bir susamışlık vardı. Yeniden doğuş, ateşteki közün üflendiği bir kongre. 13 merkezde Saadet Türkiye Buluşmaları‘na başladık. Geçen hafta Karadeniz‘deydik. Salonlar sadece tıklım tıklım değil, çok büyük coşku var. (...)

Muhafazar kesimde sevilmeniz SP‘ye yetecek mi? Hangi yenilikleriniz var?

Türkiye‘nin en büyük sıkıntısı, siyasi geleneklerin zor sürdürülmesi. 12 Eylül‘ün Türkiye‘ye yaptığı en büyük kötülük budur. Bizim Milli Görüş geleneğimizin üç temel koordinatı var: Medeniyetimizi, inançlarımızı önemsemek. İkincisi yeniden büyük Türkiye. Üçüncüsü de yeni ve adil bir düzen için mücadele etmek. Bu üç temel koordinattan asla vazgeçmeyiz. (...)

AKP şimdi merkeze oturdu...

Bu fikre katılmıyorum. 28 Şubat‘tan sonra şartlar olağanüstüydü. 3 Kasım 2002 seçimleri eski siyasi partileri tasfiye etti. Millet AKP‘ye üç gerekçeyle oy verdi: Ekonomik pastadan millet lehine pay ver, statükoyu millet lehine değiştir, özgürlük alanlarını genişlet. Bu aslında, yeni merkezin ne olması gerektiğinin tanımıydı. Özal daha zor şartlarda merkeze oynamıştı. Demirel, Ecevit, Türkeş ve Erbakan gibi karizmatik liderlerin nefesini ensesinde hissetmişti. Ama Erdoğan, tamamen temizlenmiş bir alanda oy aldı. Yine de milletin verdiği talimatı yerine getiremedi. AKP, siyasi merkezi yeniden kurmak yerine kendisine gösterilen yerde durmayı tercih etti.

Ama son seçimlerde oyların yüzde 47‘sini aldı?

Yüzde 47 oy, muktedir parti olması anlamına gelmiyor. Konjonktürün kendisine sağladığı imkanları başarıyla kullandı ama fikri müdiri yani siyasi paradigması olmadığı için kendisine verilen ödevler, karşılanamamış bir biçimde duruyor.

İslami vurgu hep ağır basacak değil mi SP‘de?

Bu ülkenin medeniyeti, asırlardır getirdiği birikim, ülkemizin kendi kültürü. Bunun en büyük payı da Müslümanlık kültürü.

Din üzerinden siyaset mi yapacaksınız?

Dini asla siyasete alet etmeyeceğiz. Bizim devlet anlayışımızda devletin din empoze etmesi asla kabul edilemez. Bu zaten İslam‘ın temel öğretisine aykırı. Bizim anlayışımızda devlet insanları özgürleştirir ve adalet sağlar.

Erdoğan‘dan, AKP‘nin önder kadrolarındaki eski arkadaşlarınızdan ne farkınız var?

Mesela ekonomide Kemal Derviş‘in bıraktığı programa harfiyen uyuyorlar. Erdoğan, AB bizim için vazgeçilmez medeniyet programı, dedi. Bize ait olmayan bir medeniyet olan AB‘nin terbiye salonunda Türkiye‘nin bekletilmesine razı olmak, onların bizden farklılaştığı ikinci nokta.

Büyük Ortadoğu Projesi‘nin bölgede halkları bölerek küresel hakimiyeti pekiştirme tezi olduğuna inanıyoruz. Ama ne yazık ki AKP‘li arkadaşlar bunu bir demokrasi projesi olarak gördüler. Şimdi anlıyorlar ama Üsküdar‘da akşam oldu. (...)

Rachel Corrie için...

Rachel Corrie‘nin hikayesini okuduğumda çok etkilendim. Gencecik bir kız. Kendisine ait olmayan topraklarda, başka bir kültüre sahip insanların zulme uğramasına karşı çıkmak için canından vazgeçiyor. Bu, insanlığın zirvesi. Partimizin Gazze mitinginde konuşmaya başladığımda ön sırada bir genç, Rachel Corrie‘nin fotoğrafını tutuyordu. Gözüme çarptı. Siz Rachel Corrie‘yi mi tercih edersiniz yoksa zalimler bizi koltuklarımızdan etmesin diye önlerinde secde eden sözde Müslüman ülkelerin liderlerini mi, dedim. Konuşmamın bir yerinde de, "Bizim için herhangi bir ırk, din, mezhep mensubuna kategorik olarak düşmanlık yapmak yoktur", dedim. İki yıl önce televizyonda seyretmiştim. Bir milyon topraksız Meksika köylüsü, papazlarıyla birlikte yürüyordu. O köylülerin arasında keşke ben de yürüseydim.