Bir asker, komutanının sesine değil de, cemaatteki üstünün dediğine kulak verirse... Bir polis, amirinin talimatına göre değil de, cemaatin telkinine göre hareket ederse... Bir savcı yasaların değil de, cemaatin buyruklarını uygularsa... O zaman suç işlemiş olur. Bu açıdan Hanefi Avcı‘nın Haliç Yaşayan Simonlar isimli kitabında yazdıklarıyla bildiklerinin ciddiye alınması gerekir.
Hanefi Avcı, 1990‘lı yıllarda Susurluk‘u, devlet adına çalışan çeteleri ve 28 Şubat post-modern darbesini yerli yerine oturtmuş ve bunlarla yürekli biçimde mücadele etmiş bir polis şefi olarak biliniyor. Aklıma takılan bir soru var.
Susurluk‘u, çeteleri, dolayısıyla faili meçhul cinayetleri, 28 Şubat‘ı, yani ‘askeri vesayet‘i bilen bir kişi, örneğin bir Sarıkız‘ı, bir Ergenekon‘u, bir Balyoz‘u ıskalayabilir mi?.. Çünkü Susurluk‘tan, 28 Şubat‘tan ve 28 Şubat sonrasının, -tabii Ak Parti‘nin tek başına seçimleri kazanmasının- askerde yarattığı hayal kırıklıklarından çekilen çizgidir, bizi Veli Küçük‘lere, Özden Örnek günlüklerine, Mustafa Balbay günlüklerine getiren...
Öyle değil mi?.. Çok iyi bir polis şefi olarak Susurluk‘u bilen, 28 Şubat‘ın özündeki askerciliği hapse düşerek yaşamış olan bir Hanefi Avcı, bu günlüklerden yansıyan ‘darbe tertipleri‘ni veyahut bir Ergenekon‘un, bir Balyoz‘un, bir Kafes‘in özünü es geçebilir mi? Ya da bütün bunları bir komplo, ‘Fethullahçı bir komplo‘nun ürünü olarak görebilir mi? İhtimal veremiyorum. O zaman?..
Hasan Cemal MİLLİYET





