Hakikati gören gözün aşka yolculuğu: "Söğüt Ağacı"
‘Fıtrat diliyle‘ yapılacak filmlerin bütün insanlığın gönüllerini fethedeceğini söyleyen İranlı yönetmen Mecid Mecidi, The Willow Tree (Söğüt Ağacı) filmiyle fıtrat dilinden varoluş sancısını, insanın hakikatle yüzleşmesiyle düşeceği boşlukta ontolojik hiyerarşik yapısını incelemesi bakımından önemli imgeler bulunduran, müthiş açılımlar barındıran şiirsel bir yapıt.
YUNUS EMRE TOZAL - tenkafesi@gmail.com
Çıplak göz kördür.
Ernst Gombrich
Özgürlük, insanın hayal gücünün sınırlarını zorladığı cennete götürebilir mi insanı ya da hayal kurmanın sonsuz özgürlüğünü tattırabilir mi? Her şeyden önce yargılayanların, yönetenlerin, adaleti temin ettiklerini söyleyip insanı düşünsel planda tutsak bırakanların dayattığı bir hiyerarşiye bağlıdır cennet tasavvuru.
‘Fıtrat diliyle‘ yapılacak filmlerin bütün insanlığın gönüllerini fethedeceğini söyleyen İranlı yönetmen Mecid Mecidi, The Willow Tree (Söğüt Ağacı) filmiyle fıtrat dilinden varoluş sancısını, insanın hakikatle yüzleşmesiyle düşeceği boşlukta ontolojik hiyerarşik yapısını incelemesi bakımından önemli imgeler bulunduran, müthiş açılımlar barındıran şiirsel bir yapıt. İranlıların medeniyete dair ürettiklerini ele alacak olursak, her kesimden insanının Hafız‘ın, Firdevsi‘nin, Mevlana‘nın şiirlerinden ezbere okuyabildiklerini düşünürsek eğer, İran sinemasının da kullandığı şiirsel sembol ve metaforların zenginliğini daha iyi kavrayabiliriz. Söğüt Ağacı İbn Arabî‘nin "iyilik varlıktadır, kötülük yokluktadır" sözünü akıllara getiriyor, insanın Rabbiyle ve kâinatla olan ilişkisini, varlığın vücut bulabilmesi için gerekli olan bağı, Yusuf Kaplan‘ın da üzerinde durduğu medeniyetin inşa edilmesinde varlık-vücut-vecd ilişkisinin boyutunu sorguluyor. Kuran‘da geçen "Onların gözleri vardır, onunla görmezler. Onların kulakları vardır, onunla işitmezler" ayetinden yola çıkarak, görmenin gerçek organının göz olup olmadığını; ya da gözün tek başına görmek için yeterli olup olmadığı üzerine düşündüren bir film Söğüt Ağacı.
Aşk gözle görülebilen bir şey midir?
‘Konuş benimle! Hiç kimseye söylemeden buna ne kadar daha katlanabilirim?
Bir gün? Bir hafta? Bir ay?
Kendim için mi üzüleyim, yoksa onlar için mi?‘
Böyle başlıyor Söğüt Ağacı.
Yusuf gözleri görmeyen, çocukluğundan itibaren söğüt fidanı ile büyüyen edebiyat profesörü. Şöyle dua ediyor: "En büyük hatam senin büyüklüğünü yeterince bilememekti, mademki elimden tuttun, yolumu aydınlat Rabbim." Küçük kızı, eşi, annesi, dostları, öğrencileriyle birlikte, kendisine çok bağlı eşiyle mutlu denebilecek yaşamı var. Eşi eli-ayağı olmuş, okuma ve yazmalarında ona yardımcı oluyor. Çocukken gözlerini kaybeden Yusuf sürekli Allah ile konuşuyor, hakikati arıyor, yüreğinde inşa ettiği cennetinde her gün Allah‘a, Mevlana‘nın Mesnevi kitabı içinde sakladığı dua ile yalvarmakta: "Allah‘ım bir kez görmek şansını lütfedersen bir daha hep Sen‘in yolunda olacağım."
Paris‘teki bir göz kliniğinde, doktorların kornea nakliyle görebilme olasılığının küçük de olsa olabildiğini duyan Yusuf, tedavi olduktan sonra gerçekten de Allah‘ın lütfüyle görmeye başlar. Cemil Meriç‘in Paris‘ gidişini hatırlayalım, çabalarını, yeniden görme isteğini, hakikat arayışını, okumak ve anlamak için sancı çektiğini...
Yusuf modern dünyayı gördükçe, saflığını kaybettikçe Rabbine verdiği sözü unutur ve bunca yıldır kaçırdığını düşündüğü dünya nimetleri için isyan eder hâle gelir. İnsanın şükür ile isyan arasında gidip gelen karmaşık yapısı karşısında nefsinin tetiklemelerine karşı kontrol edilmesi, hakikat nazarıyla ancak gerçekleşecektir. Vicdanın tesis edilmediği için varlığın vücuda gelemediğini, medeniyet aşaması olan ‘vecd‘ aşamasına çıkamadığını görüyoruz. Asıl görme eyleminin ne olduğu konusunda tefekkür ediyoruz.
Mecidi insanın iç dünyasında yolculuk ederken, hayatla hakikat arasındaki köprüden geçerek hakikate nasıl ulaşılır sorusunun cevabına yoğunlaşmış. Cennetin bir yanılsaması olan dünyanın gölge hayatında Yusuf, aklını kaybedecek düzeye gelmiştir, bir otobüs yolculuğunda gördüğü hırsızlık karşısında dilini yutacak kadar şaşıran Yusuf, kütüphanesindeki tüm kitapları bahçeye havuza fırlatır, hepsini yakar. Şu sözü yürekleri acıtır: "Ben cenneti bu dört ağaç ve evden ibaret sanıyordum."
Şems‘in Mevlana‘ya attırdığı kitaplar, Mevlana‘nın kalp gözünü cilalamayı ve o gözü perdelerinden arındırmayı amaçlarken Yusuf‘un havuza attığı kitapları da kalp gözünün cilasını yitirip yerine nefsin geçmesinin hezeyanları olarak okunabilir. Mecidi‘nin hakikatin ne olduğuna dair kullandığı bu imge Ferideddin-i Attar‘ın şu sözündeki imgeyi hatırlatıyor:
"Ay‘a sordular:
Neyi isterdin en çok?
Ay cevap verdi:
Güneşin kaybolmasını ve ebediyen bulutlarla örtülü kalmasını."
Modern dünyanın çocuksuluğu kirlettiği, üretim-tüketim çabası içinde kendisini gittikçe tüketen; saflığını kaybeden insan, hakikati ancak taklit ederek yaşar. Gözleri körken hakikati idrak edebilen Yusuf, hayatı taklit ederek yaşadıkça yaşayamayacağını anlamıştır, o yüzden bunalımdadır, üstelik ilk attığı kitabın da Mesnevi olması ilginçtir. Yusuf gözlerini kazandığı gün aslında sahip olduğu her şeyi kaybettiğini nihayet idrak etmiştir. Yaktığı kitaplarının yanına gelen Yusuf, yana yana yaktığı kitapları arar. Yeniden bir hakikat bilinciyle aradığı kitaplarından, yanmadan suya düşen kitabı bulur, bulduğu kitapsa Mesnevidir. Çünkü Mesnevi Allah‘tan ikinci şansın istenmesi için havuz içinde aranacak tek kitaptır aynı zamanda: "Allah‘ım bir şans daha verir misin?" Ve tam bu sırada bir karınca yüklenebildiği kadar yükle yüklenmiş bir halde; sırtında ekmek kırıntısıyla Mesnevi‘nin üzerinden geçer. Karınca‘nın ekmek kırıntısını taşıma sahnesiyle Mecidi, hayatı; insanın hakikat karşısında acziyetini özetlemiştir.
Söğüt Ağacı sinematografik olarak oldukça başarılı, yalın, saf... Kuş sesleri, tavuk sesleri, ilkbaharın gelişiyle kâinatın dirilişi, Yusuf‘un kızının ‘renkli kelebek geri döneceksin‘ şiiri okuması, yine kızının balıkların nasıl su içtiğini anlatması, kızıyla kartopu oynaması, hatta kartopu oynarken kızın babasını babanın da kızını çok içten bir şekilde kartopu ile vurması o kadar doğal ki... Söğüt Ağacı Yusuf‘un kâinatın dilini anlamaya çalışmasıyla gerçekle hayal arasındaki ince çizginin tüm "gören gözlere" bir ibret olarak varoluş sancısının ne olduğunu bulmakta ipuçları sunuyor. Gören gözlere sahip olmak dileklerimle...