Hatice Çay

Tamı tamına 78 yıl süren ve Cezayir’in bağımsızlığı ile sonlanan bir işgal… Şiir on yaşındaki bir çocuğun dilinden konuşur bizimle: “Ben siz belki bilmezsiniz on yaşındayım”. Benim düşünceme göre bu çocuk bir kız çocuğudur. Çünkü kendi ellerinden bahsettiği mısra şöyledir: “Bilgili fakat ince ve uzun değil/ Sizin bayanınızınki gibi ince ve uzun değil”. Ayrıca: “Kardeşim Ali gömleğinizi mutlaka giyecektir/ Hâlbuki ben Bay Fransız sizin gömleğinizi/ Hatta Matmazel Nikol’un o kırmızı ipekli gömleğini/ Hani etekleri şöyle kıvrım kıvrımdır ya/ Bile giymek istemem istemeyeceğim” dizeleri ile, “Ben karayım beni de amcamın oğlu seviyor/ Sizin o kadını sevmiyor Süleyman/ Süleyman benden başka kimseyi sevmiyor” dizeleri veriyor bize bu ipucunu. Bu dizelerde bir bayan gömleğinden bahsediliyor ve bayan ile çocuk karşılaştırılıyor zira. İşgalin içinde olan ama çocuk ruhuyla umudunu yitirmeyen ve başkaldıran bir kız. Tunuslu kızın gözü karadır ve yerinde çıkışlar yapar işgalcilere: “Sizin defolup gitmenizi istiyorum işte o kadar/ Ali de istiyor ama söylemekten çekiniyor/ Hâlbuki siz insanı öldürmezsiniz değil mi?/ Gidiniz ve öteki yabancıları da beraber götürünüz/ Tuhaf ve acaip şapkalarınızı da beraber götürünüz emi”. “Kirli çamaşırları tahta döşemelerin/ Üzerinde bırakmamanızı yalvararak isteyeceğim/ Yalvararak isteyeceğim diyorum Medeni Adam/ Siz bilmezsiniz size anlatmak da istemem”.

Melekler bir demir parçasının üzerine oturmuşlar

Şiirde Tunuslularla Fransız işgalciler sık sık karşılaştırılır: “Tepesi demir askerleriniz babamı alıp götürmeseler/ O zaman siz görürsünüz Bay Yabancı/ Ağaçların tepesine çıkabileceğimizi”, “Ben yağmuru çok seviyorum Bay Yabancı/ Sizin ıslak saçlarınızı hiç sevmiyorum/ Tunusluların saçlarına benzemiyor sizin saçlarınız/ Bizim saçlarımıza benzemiyor sizin saçlarınız”, bayanları karşılaştırdığı bir mısrada da: “Kabul ediyorum sizinki bizimkinden daha güzel/ Ama bizimki sizinkinden daha efendi daha utangaç”. Şu mısrada da yine bir karşılaştırma vardır: “Ayrıca matmazelin üzerine/ Bir akrep atabileceğimi de düşünün/ Tam karnının beyaz yerinden tutarsanız bir şey yapmaz/ Ama onu Matmazel bilmez ki o tam kuyruğundan tutar/ Sizin Matmazel bir ölse siz onu bir daha göremezsiniz/ Halbuki bizim ölülerimizi teyzem görüyor”. Şiirde Tunuslu ailenin yaşadığı evin yapısından da bahsedilir: “Evimizin tahtadan olduğunu biliyorsunuz/ Kibrit gibi iç içe sıkışmış tahtadan” Tunuslu kızın yağmuru anlatışı da şiire ayrı bir boyut kazandırır: “Yağmur yağıyor ve bazı tahtalar vardır/ Suyun içinde gürül gürül yanan/”, “Ve yağmur yağıyor ben bir şeyler olacağını biliyorum”, “Melekler bir demir parçasının üzerine oturmuşlar/ Her biri bir damla atıyor aşağıya/ İşte yağmur bunun için yağıyor/ Ben bunun için yağmuru seviyorum/ Yağmur bizim için yağıyor/ Çalılar için Süleyman’ın tabancası için”.

Şiirin ironisi güçlüdür

“Medeni Adam” seslenişi de bu ironinin bir parçasıdır. Şiirde bahsedilen Fransız, matmazelini başka bir bayanla aldatıyor bu da yine çocuk sorgulayışı ile ulaşıyor bize “Siz ötekini Bay Yabancı gizli gizli öpüyordunuz”, “Annem böyle konuşmak ayıptır dedi/ Annem o kadına şeytan diyor”, “Siz şeytanı çok seviyorsunuz galiba Bay Yabancı”. Bu dizelerden sonra Süleyman’dan bahseder ve “Süleyman benden başka kimseyi sevmiyor” diyerek sadakatini anlatır Tunusluların. “Ötesini Söylemeyeceğim” sahneleri canlanan,  film tadında bir şiiridir Sezai Karakoç’un. Okuyanda diğer şiirlerinde olduğu gibi derin bir etki bırakır.

Muhabir: Haber Merkezi