Reklamı Kapat

Akademisyenler de işsizlikle karşı karşıya: İşsiz bırakan kanun

Dört yıl önce yürürlüğe giren 50/D kapsamında üniversitelerde görevlendirilen araştırma görevlileri işsiz kalma korkusu yaşıyor.

Mehmet Fahri Özkan
Mehmet Fahri Özkan Tüm Haberleri
Büyütmek için resme tıklayın

Birçok alanda atama sorunları sık sık gündeme geliyor. Şimdi ise 50/D kapsamında işsizlik ile karşı karşıya kalan araştırma görevlileri gündemde. Sayıları 40 bini bulan ve lisans eğitiminden sonra üniversitede kadrolu olarak çalışıp hem yüksek lisanslarını hem de doktoralarını yapan araştırma görevlileri kanunda ki “iş garantisi yoktur” ifadesinden dolayı doktora eğitimlerini tamamladıktan sonra işsiz kalmak ile karşı karşıya.

İKİ MADDENİN BİRİSİ İŞ GARANTİLİ DİĞERİ DEĞİL

Araştırma görevlilerinin istihdam sürecini kanunda iki madde düzenliyor. Bu maddelerden biri 50’nci maddenin d bendi, diğeri ise 33’ncü maddenin a bendi. 2547 sayılı kanunun 50/D maddesi, “lisansüstü öğretim yapan öğrenciler, kendilerine tahsis edilebilecek burslardan yararlanabilecekleri gibi, her defasında bir yıl için olmak üzere araştırma görevlisi kadrosuna da atanabilirler” ifadeleri yer alırken, 50/D'de araştırma görevliliği için öğrenci olma şartı bulunuyor ama iş garantisi yok. Aynı kanunun 33/A maddesinde ise araştırma görevlisine iş garantisi tanınıyor.

Akademide yaşanan 50/D problemi ile sayıları 35 bini bulan mağdur akademisyen varken, konu ile ilgili en kapsamlı rapor Eğitim-Bir-Sen tarafından hazırlanan “Güvencesiz meslek belirsiz gelecek: 50/D” başlığı ile yayınlanırken raporda, 50/D mağduriyetine ilişkin çözüm ve öneriler yer aldı. Açıklanan raporun içerisinde geçen ve bin 122 araştırma görevlisi ile yapılan anket neticesinde çoğunluğun mevcut özlük haklarından memnun olmadığı, geleceklerinin ise bir kişinin iki ağzının arasından çıkacak birkaç kelimeye bağlı olmasından da memnun olmadıkları ifade edildi. Raporda, araştırma görevlilerinin özgür çalışma ve özlük haklarının daha iyi olması sebebiyle yurtdışına gitmeye daha meyilli olduğunun altı çizilirken, raporda 50/D kapsamında çalışan araştırma görevlilerinin yüzde 91,8 gibi büyük bir oranının gelecek kaygısı ile mücadele ettiği vurgulandı. 50/D’li araştırma görevlilerinin çalıştıkları kurumlarında mobbing ile de karşılaştığı belirtilen raporda, “araştırma görevlilerinin yüzde 44,7’lik bir kısmı mobbing ile karşı karşıya kaldığını belirtti” ifadeleri kullanıldı.

AKADEMİK KARİYERE İLİŞKİN BİR PLAN VE PROGRAM YOK

Türkiye’de ki akademik kadrolar ile ilgili gazetemize değerlendirmelerde bulunan Bursa Uludağ Üniversitesi Eğitim Fakültesi, Eğitim Bilimleri Öğretim Üyesi Prof. Dr. Selahattin Turan, Türkiye’de yaşanan asıl sorunun plansızlık ve programsızlık olduğunun altını çizerek, “Akademik kariyer konusunda Türkiye’nin tek problemi 50/D değil, Akademik kadroların yetiştirilmesi ile ilgili bir plan ve programa sahip değiliz. Plansızlık ise kayırma, kişiye özel alım ilanı açma gibi problemlerin önünü açıyor. 50/D kapsamında birçok akademisyen yetiştirilmek için alındı ancak iş kadroya alınmaya gelince kadro yok denilerek bu kişiler açıkta bırakılıyor. Bu tamamen plansız ve programsız ilerlemeden kaynaklı. 50/D kapsamında yetiştirilen akademisyenlerin bir an önce kadro sorunlarına çözüm bulunarak, açık ve net alım ilanları vasıtası ile en iyi akademisyenlerin kadroya alınması gerekir” dedi.

50/D KAPSAMINDA GÖREV YAPAN AKADEMİK PERSONEL KALICI ÇÖZÜM BEKLİYOR

50/D ile ilgili sorunları gazetemize değerlendiren Araştırma Görevlileri Dayanışma Platformu (AGDAP) Kurucusu Arş. Gör. Ömer Orbay Çetin, 50/D kapsamında çalışan akademik personelin en çok gelecek kaygısı ile karşı karşıya kaldığını belirterek, “33/A kapsamında görevini icra eden meslektaşları ile tamamen aynı görevleri üstlenen ve akademik anlamda bağlı olduğu üniversiteye ve ülkesine katkıda bulunmak isteyen 50/D kadrolu araştırma görevlileri, artık bu sorun hakkında kalıcı bir çözüm beklemekte. 50/D kapsamında görev yapan araştırma görevlilerinin neredeyse tamamı bu konu hakkında mağduriyet yaşamaktadır. 50/D sorununun yarattığı işsizlik sebebiyle, doktora süresini dahi azami süre olan 6 seneye kadar uzatan 50/D’li araştırma görevlileri hem maddi hem de manevi olarak hiçbir plan yapamamaktadır. Ülkemize her konuda daha verimli şekilde katma değer sağlayabilmek, bilimin daha da kaliteli şekilde gelişimi için gelecek kaygısı gütmeden çalışabilmek ve 33/A kadrolu meslektaşlarımızla aramızda doğan adaletsizliğin sona ermesi için; 50/D Sorunu hakkında yetkililerin aksiyon almasını, söz konusu mağduriyetin giderilmesini ve aramızda hiçbir fark olmayan meslektaşlarımız gibi 33/A kadrolu olmayı talep ediyoruz” ifadelerini kullandı.

ÜLKEMİZDE AKADEMİSYEN AÇIĞI AB ÜLKELERİNE GÖRE OLDUKÇA FAZLA

Yine gazetemize değerlendirmelerde bulunan Araştırma Görevlileri Dayanışma Platformu (AGDAP) Kurucusu Arş. Gör. Muhammet Kotan, Ülkemizde var olan akademisyen açığının ülkeler bazında kıyaslandığında istatiksel olarak gözler önüne serildiğini belirterek, “2018 EuroStat verilerine göre, ülkemizde bir akademisyen başına düşen öğrenci sayısı yaklaşık 25 iken, bu rakam Avrupa Birliği’ne dahil olan ülkeler ile kıyaslandığında çok geride kalmaktadır. Üniversite sayısının fazlalığı ile bu konuyu bağdaştıracak olursak, üniversite sayısı Türkiye’den yaklaşık 5 kat fazla olan Fransa’da bir akademisyen başına düşen öğrenci sayısı 16,2 iken, üniversite sayısı 7 kat fazla olan İspanya’da bu rakam 12,3 olarak göze çarpmaktadır. Buradan da anlaşılacağı üzere ülkemizdeki akademisyen açığı, diğer ülkeler ile kıyaslandığında oldukça fazladır. Mevcut dönemde, akademisyen açığının bu kadar fazla olması gündemde iken 50/D kadrolu araştırma görevlilerini doktora sonrası işsizliğe mahkum etmek tamamen toplum vicdanına ters düşmektedir. Ülkemizin 5-10-20 sene sonrasının potansiyel doktor, öğretim üyesi, doçent ve profesör adayları olan 50/D kadrolu araştırma görevlilerini bu sorunla baş başa bırakmak, kulakları tıkamak ve söz konusu mağduriyeti yaşatmak neresinden tutulursa tutulsun adaletsizliğe sebep olmaktadır” diye konuştu.

“DOKTOR UNVANI ALINCA GÖREVİMİZE DEVAM ETMEK İSTİYORUZ”

İki sene önce araştırma görevlisi olarak ataması yapılan Araştırma Görevlisi Hakan Balcı, 50/D kapsamında göreve başladığını belirterek atama mutluluğunu kısa bir süre yaşadığını kaydetti. Balcı, görev süresi boyunca doktor unvanını kazandıktan sonra ne olacağını düşündüğünü vurgulayarak, “4 yıllık bir sürem mevcut. Doktora eğitiminin verdiği stres üzerine 50/D’nin geleceğimize dönük dayattığı motivasyon kaybı da eklendiğinde durumumuz oldukça vahim. İşsiz bilim insanı olabilir mi? 50/D’ye göre ne yazık ki oluyor ve bizler beyin göçüne maruz bırakılıyoruz. Bu adaletsizlik yaşamımızın tamamını etkisi altına almış durumda. Çocuk sahibi olmayı bile erteliyor, yaşamı sekteye uğratıyoruz. Bunun yanı sıra 2018 yılı öncesi atanıp, aynı işi yaptığımız, aynı maaşı aldığımız, görev ve sorumluluklarımızın aynı olduğu 33/A’lı araştırma görevlileri de mevcut. Elbette onların doktora bittiği gün Araştırma Görevlisi Doktor olarak görevlerine devam etme olasılığı var. Olasılıktan da ziyade, görev süreleri hiçbir engel olmaksızın otomatikman yenilenmektedir. Adaletsizliğin ne denli yoğun olduğu buradan da anlaşılmakta. Bizim tek arzumuz var. Doktor ünvanı aldığımızda da görevimize devam edip bilimle, teknolojiyle ve sanatla iştigal olmaya devam etmek. Yetkililerden ricamız, şu anda 35 bin kişiyi kapsayan, aileleri ile birlikte 200 binleri bulan ve her yıl binlerce kişinin etkilendiği 50/D kadrosunun 33/A’ya geçirilmesidir” ifadelerini kullandı.

TEZ YAZDIRMAMAK İÇİN HER TÜRLÜ ANGARYA İŞİ YAPTIRIYORLAR

50/D kadrosunda çalışan araştırma görevlilerinin sözleşme durumu ile ilgili mobbinge maruz kaldıklarını ifade eden 50/D kadrolu araştırma görevlisi Ayşe Aslan, “Hizmetlisi olan fakülte de çay dağıtmadan tutunda fakültede ki çıktı, fotokopi makinesi, kağıt, makas gibi birçok yararlanmam gereken malzemeden mahrum bırakılıyorum yada zorluklarla ulaşılmam sağlanıyor. Bir ders programı 35 kez çıktısı alınıp tekrar tekrar düzeltme ile doğru sonuca varıyor. Bir Araştırma görevlisinin asil önceliğinin tez yazmak olduğunu söyleyip akabinde dalga geçen bir üslupla tez yazdırmamak için bir sürü angarya iş yükünün altında bırakılmak, Aralık- Haziran senede iki kez olan tik aylarında yılda 2 kez aynı bu aylarda çıkan dergilerin tüm işleri öncelikli olduğu söylenip üzerine yine aynı aylara denk getirilen sempozyum, kongrelerin düzenleme ekibi içerisine dahil edilmelerden söz etmiyorum bile. Bu tarz organizasyonlara telefon numaralarımızı yazdırıp gece yarısı sabah çok erken saatlerde arayanlara cevap vermemenin bedeli olduğu ile tehdit edilmeleri yine saymıyorum bile” dedi.

# Fransa

18 Şub 2022 - 04:30 - Gündem

Muhabir  Mehmet Fahri Özkan


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.