Muhamed Emin Yıldırım Hoca “Müslümanlar neden birlik olamıyor?” sorusuna cevap verdi. Yıldırım "Haniyye'nin "meydanlara çıkın" çağrısında bile birleşemedik" diyerek acı bir gerçeği de ortaya koydu.
Filistinli Müslümanların üzerine bombalar yağarken Müslüman aleminin liderlerinin birlik ve berberlik içinde hareket edememesi vicdanları yaralıyor. İşte Siyer Vakfı Kurucusu, Araştırmacı, Yazar Muhammed Emin Yıldırım Hoca da “Müslümanlar neden birlik olamıyor?” sorusuna cevap verdi.
Yıldırım, haksızlık ve zulüm karşısında Müslümanların birlik içinde olmamasının nedenlerini 5 maddede sıraladı:
- Haset: İyiliğe düşmanız
- Baş olma sevdası: "Hep önde olalım" istiyoruz
- Aidiyet/Tabela saplantısı: Haniyye'nin "meydanlara çıkın" çağrısında bile birleşemedik
- Sorunlarla yüzleşemiyoruz
- İstişare yok
MÜSLÜMANLAR NEDEN BİRLİK OLAMIYOR
Siyer TV Youtube kanalında yayınlanan "Gazze Bu Hâldeyken Neden Ümmet Birleşemiyor?" başlıklı videoda konuşan Muhamed Emin Yıldırım Hoca Gazze'de yaşanan soykırıma karşı Müslümanların 327 gündür neden birleşemediğini şu sözlerle anlattı:
Niye birleşemiyoruz biliyor musunuz? Birincisi; İnanılmaz bir haset hastalığına düşmüşüz. Asla iyiyi, güzeli takdir etmiyoruz. Bizden daha iyi birisi bir şey yaptığı zaman yüreklerimizi inanılmaz bir haset kaplıyor. Eğer bizim grubumuz yaptıysa tamam ama bizim dışımızda biri yaptıysa yaptığı iş ne kadar doğru olursa olsun öyle bir haset var ki ister topluluğa ister cemaate karşı olsun bizi bir türlü iyilerin çoğalmasına sebebiyet vermiyor. Haset bizi iyiliğe ve iyiliğe düşman ediyor. İkincisi; Baş olma sevdası. Herkes kendisinin ya da kendi sevdiğinin baş olmasını istiyor. Efendimiz defalarca itaat ahlakına dair bize mesajlar verdi, "Başınızda Habeşli bir köle olsa dahi ona itaat edin" dedi, "Eğer Kur'an ve sünnete göre hareket ediyorsa adamın kimliği, kişiliği, aidiyeti ne önem arz eder?" dememiz gerekirken "hep biz önde olalım, ben alkışlanayım, ben takdir göreyim, eğer bir yerlerde birileri başa çıkacaksa baş olacaksa ben olayım" diye bir hastalığa saplandığımız için bir türlü birleşemiyoruz. Üçüncüsü; Aidiyet saplantısı. Acayip bir aidiyet saplantımız var: Mezhep olarak, meşreb olarak, mektep olarak, coğrafya olarak, dil olarak, renk olarak bir sürü asabiyetimiz var. Tabelalara saplanmışız: Bir yere gidiyorsunuz Gazze için herkes kendi tabelasını öne çıkarma sevdasında. Biliyorsunuz İsmail Haniyye, şehadetinden bir müddet önce bizi bir Cumartesi günü meydanlara çağırmıştı: Biz bir şehidin arkasından vasiyetini yerine getirmek için bile tek bir ses ve görüntü vermemiz gerekirken, İstanbul'da bile 5-6 yerde aynı saatte farklı farklı etkinlik oldu, herkes kendi başına kendi tabelasının altında yaptı. Bu nedir Allah aşkına? Biz ne zaman bunlardan kendimizi kurtaracağız? Dördüncüsü; Sorunlarla yüzleşememe. Ümmet-i Muhammed'in sorunları var ve bu sorunlar deride değil derinde. Bu sorunlarla yüzleşmek zorundayız. Beşincisi; İstişare eksikliklerimiz var. Ne güç sahiplerinin içinde istişare kurumu hakkıyla ortaya konuyor ne de ulemanın içerisinde. Bunları yapamadığımız için olmuyor.





