İran‘da statükocu güçler değişim yanlısı kesimlere karşı zafer kazanmıştır.

OTUZ yıl önce yirminci yüzyılın en sürpriz halk devrimlerinden birini yaşayan ve uluslararası sistemin değişim dinamiklerinden büyük ölçüde kopan İran, geçen hafta yapılan Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ardından gelişen olaylar nedeniyle dünya gündemini yeniden işgal etmeye başladı...

İran‘da statükocu güçler değişim yanlısı kesimlere karşı zafer kazanmıştır. Batılı ülkeler ve İran‘daki şehirli seçmenlerin beklentileri gerçekleşmemiştir. Bu nedenle protestolar anlaşılabilir bir durumdur. Ancak bunları liberal demokrasiye yönelik devrimci unsurlar olarak okumak yanlıştır. Zira İran‘da siyasi rejimin meşruluk temeli hala güçlüdür; talepler daha çok araçsaldır, rejime yönelik değildir. Bu nedenle kısa sürede İran siyasi rejiminde ve dış politikasında köklü bir değişiklik beklenmemelidir. Tersine Ahmedinecad, muhafazakâr güçlerle işbirliğini sıkılaştırıp, siyasi yozlaşmaya karşı geliştireceği retoriği de kullanarak içeride ve dışarıda izlediği sertlik yanlısı politikalarını sürdürme olasılığı hayli yüksektir.

ABD ile ciddi bir açılımın olabilmesi için ise Obama‘nın salt diyalog söylemi Tahranı ikna etmek için yeterli olmayacaktır. Ahmedinecad döneminde stratejik bir açılım yapılabilmesi için Batı dünyasının İran‘ı mevcut rejimiyle "normal" bir bölge ülkesi olarak tanımaya hazır olması gerekir. Böyle bir açılıma ise Amerikan kamuoyu ve İsrail lobisi nedeniyle Obama yönetimi cesaret edemeyecektir. Sonuçta, İran ve ABD‘nin Irak konusunda sergiledikleri pragmatik işbirliği dışında, daha ileri bir siyasi işbirliği evresine geçmeleri kısa sürede mümkün olmadığı gibi; ABD‘nin İran‘daki reformistlere açıktan bir destek vermesi ise Tahran yönetimini sertleştirmekten başka bir işe yaramayacaktır.

Muhabir: Haber Merkezi