Faslı üniversite öğrencilerinin bazı sorularının ardından küresel medyanın toplumları etkileme ve bilgilendirme konusunda ne kadar büyük bir rol oynadığını bir kez daha görünce, gençlere, Türk halkının gerçek düşüncelerini öğrenmeleri için internet üzerinden Millî Gazete‘yi okumalarını tavsiye ettim.
Tabii bu arada, öğrenciler, küresel medyanın tesirinde kalarak kendilerine verilen bilgiler ışığında yanlış değerlendirmede bulunmadı değiller. Sempozyumun birinci günü sorulara ve eleştirilere geçilince yapılan değerlendirmeler karşısında bazı yanlış bilgilerin olduğunu görünce, söz isteyerek müdahale etmek zorunda kaldım ve bilgilerini düzeltmeleri için şöyle dedim: Genç arkadaşlar, gerçekten çok diri, kendilerine aşırı bir güvene sahipler. Dolayısıyla kendilerini kutluyorum. Fakat şu noktaya dikkat çekmek istiyorum. Hükümetin attığı yanlış adımlara yönelik eleştirileri cevaplayacak olanlar bizler değiliz. Bizler, hükümetlerimizin atmak istediği yanlış adımların önlenmesi için mücadele vermekteyiz. Türk halkına yapılan tenkit, gerçekçi değil. Türk hükümetinin izlediği politikalar halkın düşüncelerin yansıtmamaktadır. Dolayısıyla, Türk halkı ile hükümetleri ayırmak lazım. Türk halkı, hükümete rağmen 1 Mart tezkeresinin geçmesini engelleyen halktır. Hükümetler, halkın düşüncelerini yansıtmamaktadır. Bu manada Türk halkı, ABD ile de İsrail ile de işbirliğine karşı çıkmaktadır. Avrupa Birliği politikasından da rahatsızlık duymaktadır. Dolayısıyla halkımızın gerçek düşüncesi; " Bizim gibi ülkelerde elbette reformlara ihtiyaç var. Ancak bize bunu dayatacak olan ve insanlık dersi verecek olan güç, tüm insanlığı yok edecek kadar silahlara sahip bir kovboy ve onun yandaşları olamaz" şeklindedir. Bu nedenle haber kaynaklarımızı doğru seçmeliyiz. Türk halkının ne düşündüğünü öğrenmek istiyorsanız, Millî Gazete‘yi okuyun!"
Millî Gazete‘yi okuyun çağrısı
Üniversite öğrencilerinin alkışlarından -belki de kendileriyle aynı düşünceleri paylaşmamdan kaynaklanıyor olabilir- bu sözlerim dolayısıyla mutlu olduklarını gözlemledim. Ertesi gün, üniversitenin Rektörü ile yaptığımız kısa bir toplantının ardından konuşma yapacağımız salona döndük. Gençlerin birinci günkü soruları ve yaklaşımları üzerine konuşma metnini değiştirdim. Ve sempozyumun ikinci gününde tebliğimi şu şekilde sundum:
"Dünkü bazı soruların ardından medyanın toplumları etkileme ve bilgilendirme konusunda ne kadar büyük bir rol oynadığını bir kez daha gördüm. Öğrenci arkadaşlar, kendilerine verilen bilgiler ışığında gerçekten çok güzel, çok anlamlı, çok mantıklı sorular sordular. Dünya meselelerine çok ilgili olduklarını gösterdiler.
Burada şunu ilave etmek gerekir. Dünyada gelişen olayları ve uluslararası medyayı yakından takip eden bir medya mensubu olarak, arkadaşların bazı eksik bilgilere sahip olduklarını gözlemledim. Bu durumda küresel medyanın çok önemli rol oynadığında hiç şüphe yok. Ve bu durum dolayısıyla gerçek ve doğru bilgi vermek için çok çaba göstermemiz gerektiğine bir kez daha şahit oldum. Günümüzde, medya yoluyla kitlelerde kanaat oluşturma tehlikesi bulunduğuna dikkat çekmek istiyorum. Haber kaynaklarının seçimini iyi yapmalıyız. Aksi halde çok yanlış yönlere çekilebiliriz.
Bugün toplumlar, bilgi bombardımanı altında. Dolayısıyla insanlar hangi haberin doğru, hangi haberin yanlış olduğunu ayırt edememektedir. Böylece çoğu zaman aklıselimle düşünemiyoruz. Ve tabii olarak, farkında olmadan onların etki alanına giriyor, kendi gerçeklerimizin dışına çıkıyoruz. Bazen de kendi ihtiyaçlarımızı unutup, onların yönlendirmesiyle ve mantığıyla düşünmek zorunda kalıyoruz. Bir başka tehlikeye de dikkat çekmek istiyorum: Dünya halklarını devasa bir propaganda dalgasıyla kutuplara ayırmakta ve kendi adaletsiz, sistemlerini bu yolla halklar nezdinde meşrulaştırmaktadırlar. Bu nedenle dünyadaki büyük medya kuruluşlarının kahir ekseriyeti, ultra haber ajansları ve strateji üretim merkezlerinin hangi yönde odaklandığına ve hangi yönde yayın yaptığına dikkat etmeliyiz.
Günümüzde, haber akışını sağlayan ajanslara bakıldığında, ulusal yayınlarda düşük düzeyde olsa da, uluslararası düzeyde haber tekelinin başta ABD olmak üzere batılı ülkelerin elinde bulunduğu görülür. Dünyadaki haber dolaşımı büyük ölçüde Amerikan AP, UPİ, İngiliz Reuters, Fransız AFP ya da Rusya‘nın TASS ajansı tarafından yürütülüyor. Görüntülü uluslararası habercilikte ise, CNN, İngiliz İTN ve Reuters motor rolü üstlenmiş durumda. Aslında, dünyadaki kitle iletişim araçlarının dış haberlerin yüzde 80‘nin bu ajanslardan alması gerçeği, dünyanın bilgilenme kaynağı hakkında çok çarpıcı bir vakayı ortaya koyuyor. Yani üçüncü dünya ülkeleri dünya haberlerini ancak başka ülkelerin gözü ve tercihi ile izleyebiliyor.
Haber ajanslarını tekellerinde toplayan tüm ülkelerin batılı ülkeler olması, doğal olarak özellikle İslam ülkelerinin dünyadaki sorunlu imajının da gerekçesi sayılabilir. İslam ülkelerinde cereyan eden çok önemli meseleleri, savaşları, ekonomik gidişatı, velhasıl irili ufaklı her tür gelişmeyi batılılardan öğrenmek zorunda olduğumuzu düşünün. İşte tam da bu noktada çok yakıcı bir gerçek ortaya çıkıyor.
O gerçek de, ailemiz hakkında, başkalarınca bilgilendirildiğimiz gerçeğidir. Bu durum aslında günümüzde İslam ülkelerinin niçin ciddi bir birliktelik kuramadıklarını, bırakın birlik kurmayı, çok basit meselelerde bile bir müşterek görüş ve ortak refleks geliştiremediklerini açıklıyor. Bunun yanısıra, herhangi bir Müslüman ülkedeki bir halkın bir başka ülkedeki halk ile ilgili bu kadar çok önyargı ve yanlış kanıya sahip olmasının altında da maalesef işte yine bu gerçek yatmaktadır. Ayrıca kendi coğrafyamızda Batılı değerler tarafından şekillenmiş, kimliğini kaybetmiş ne batılı ne de doğulu olmayı başarmış bir toplum ortaya çıkmaktadır.
"Peki, bunu önlemek, bu gidişata dur demek için ne yapmalıyız?" diye soracaksınız. Bunun için haber kaynaklarımızı ve mantığımızı başkalarına bırakmamak amacıyla "ortak bir ajans" kurmalıyız. Böylece, sağlıklı, doğru ve güvenilir haber kaynağına sahip oluruz. Fas ve Türkiye yakınlaşması için de, iki ülke halklarının birbirlerini tanıması, ilgi ve alakalarının artması amacıyla karşılıklı olarak haber verilmesi noktasında ortak bir zemin hazırlamalıyız. Belgeseller ve ortak televizyon filmleri çekmeliyiz. Bu amaçla; doğru haberler verildiğinde kısa bir zaman içerisinde önemli mesafeler kat edildiğini göreceğiz. Örneğin bunu Yunanlılarla yaşıyoruz. Marmara depremini fırsat bilen Yunan ve Türk medyası, iki ülkeyi yakınlaştırmak için her yolu denedi. Yunanistan‘ın yaptığı yardımlara geniş yer verdi. Yunanistan‘da deprem oldu yine Türkiye‘nin yardımlarına geniş yer verildi. Yunanlıları ve Yunanistan‘ı sempatik gösteren dizi filmler ve sinema filmleri çekilerek yakınlaşma artırıldı.
Halklar arasında önyargıların kaldırılması için atılan adımlar sonuç verdi. Türk halkı, Yunanlıları bugün geçmişte değerlendirdiği gibi değerlendirmemektedir. Türkiye ile 1974 yılında Kıbrıs‘ta savaşan Yunanistan ile bu gerçekleşebildiyse; birçok ortak yönü olan Türkiye ile Fas arasındaki yakınlaşmanın nasıl olabileceği ortadadır. Bir tek dizi filmin bile Türk halkının Fas‘a olan ilgisini artırdığını biliyor musunuz?
Fas‘ta, Türk sanatçılar tarafından çekilen Sahra adlı bir dizi film dolayısıyla; Türk halkının bu ülkeye olan ilgisi müthiş bir biçimde artmıştır. Artık çok sayıda Türk, Fas‘a turistik ziyaret yapmaktadır. Gelemeyenlerin de bu ülkeyi görme özlemi çektiğini biliyoruz. Bir dizi film bu kadar ilgi uyandırabiliyorsa, atılacak bir kaç adımla arzu edilen sonuca ulaşacağımızda şüphe yoktur. Sonuç olarak; eğer doğru, gerçek ve sağlıklı bilgi almak istiyorsanız Arapça olarak da internette yayın yapan Millî Gazete‘yi okuyun!...
Hukuk Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Abdusselam Benhaddou Doyen:
Türkiye günümüzde de öncü rol oynayabilir
Türk üniversiteleri ile karşılıklı olarak öğrenci gönderme ya da benzeri konularda işbirliği yapıyor musunuz?
Türk ve Fas üniversiteleri arasında doğrudan bir işbirliği yok. Ancak bazı öğrencilerin nadiren de olsa okumak için Türkiye‘ye gittiklerini duyuyoruz.
İki ülke arasında gerek öğrencilerin tahsil hayatı gerekse kültür açısından bir kaynaşma ve yakınlaşmanın gerçekleşebilmesi için neler yapılmalı?
Fas ile Türkiye‘yi birbirine bağlayan çok güçlü bağlar var. Tarihi, dini ve medeniyet bakımından ortak bir geçmişe sahibiz. Arşiv açısından Türkiye‘nin çok değerli bir hazine olduğunu biliyoruz. Faslılar bu arşivleri araştırmanın ve incelemenin özlemini duymaktadır. Sanırım Türkiye ile Fas arasında kültür ve tarih alanında işbirliği yapmak için sağlam bir zemin halihazırda mevcut bulunmaktadır.
Son olarak Türk halkına gazetemizin aracılığıyla bir mesaj göndermek ister misiniz?
Biz Türkiye hakkındaki her şeyi okuyoruz ve onunla ilgili siyaset dahil olmak üzere bütün yazılanları takip ediyoruz. Türk halkının sadece geçmişteki tarihi rolü değil şimdiki tarihi rolünün de bilincinde olmasını temenni ediyoruz.
Türkiye güçlü bir devlet, bir yandan ABD ile ilişkilerinde diğer yandan Ortadoğu ülkeleri ile ilişkilerinde de her ne kadar orta bir yol aramaya çalışsa da bunun ötesinde öncü bir rol oynayabilir. Bütün dünya, bu bölgenin istikrara kavuşmasını istemektedir. Türkiye‘nin bu durumda dengeli bir politika izleyerek ana bir rol üstleneceğini umuyoruz.
FAS‘ın iç problemi
Fas‘ın ikinci bir iç meselesi Berberi meselesidir. Berberi meselesi de Fransız sömürgecilerin bir mirasıdır. Fransız sömürgeciler Fas‘ı işgal ettikten sonra bu ülkenin halkını Araplar ve Berberiler diye ikiye ayırdılar ve bunları birbirine düşman etmek için çeşitli yollara başvurdular. Fransızlar Berberilerin tarih boyunca Araplar tarafından mağdur edildikleri, kendi gerçek kimliklerinden uzaklaştırıldıkları iddiasını ortaya atarak onları yeniden İslâm öncesi hayatlarına döndürme çabası içine girdiler. Bu amaçla Berberilerin yaşadıkları bölgeleri diğer bölgelerden ayırarak buralara kısmi özerklik verdiler. Buna ek olarak kendi yetiştirdikleri adamları vasıtasıyla bir Berberi kavmiyetçiliği akımı ortaya çıkardılar. Bugünkü Berberi meselesi de Fransız işgalcilerin gözetiminde ortaya çıkan Berberi kavmiyetçiliği akımının sebep olduğu bir meseledir. Aslında Berberi halkın büyük çoğunluğu İslâmi kimliğine sahip çıkmakta ve Berberi kavmiyetçiliği akımını desteklememektedir. Ancak okumuş ve özellikle Fransız kültürü almış kesimden olan bazı Berberiler hâlâ bu akımı ayakta tutma çabası içindedirler.
"Türkiye‘yi İslam dünyasından uzaklaştırmak isteyenler var"
Türkiye ve Osmanlı hakkında neler düşündüğünü ve ABD‘nin izlediği siyaset hakkındaki görüşlerini sorduğumuz Hukuk Fakültesi 3. Sınıf öğrencisi Suad Ahmed, "Osmanlıların eski Arap ve Mısır medeniyetlerini yok ettiğine yönelik iddialar bulunuyor. Ancak bu iddialar incelendiğinde, iddiaların kesinlikle doğru olmadığı hatta Osmanlıların İslam medeniyetine katkıları olduğunu, geliştirdiğini görüyoruz. Avrupa‘nın Türkiye‘den çok şey istediğini ancak Türk halkının bu taleplere tepki gösterdiğini ve Türkiye‘yi İslam dünyasından uzaklaştırmak isteyenlerin var olduğunu biliyoruz. Birileri bu duruma karşı çıkmalıdır. Türkiye, gerçekten çok güçlü ve gelişmiş bir ülke.





