Nefret kusuyorlar. Ama kelimeleri yok. Merhaba demek istiyorlar. Ama kelimeleri yok. Canları sıkılıyor.

Hem de fena halde. Ama kelimeleri yok. Şiddeti, bir merhamet dileme biçimi olarak kullanmak istiyorlar. Çıkmak, yırtmak istiyorlar. Ama kelimeleri yok. Alfabeleri yok. Babaları, ağabeyleri onları terk etti. Tembel yalaklarında bireysel kurtuluşun şehvetiyle yandı yıkıldı önderleri. Delirdiler. Ama kelimeleri yok. Ellerinde avuçlarında küçücük, yalan değerleri vardı. Küçücük, sahte, kaypak. İdealleri, şizofrenlerin oy birliğiyle alınmış bir karara benziyordu. Medya tanrısı onları "ham" yaptı. Oradan buradan kotardıkları yarı-hurafe "değerleri" Neo-liberal dalganın altında kaldı. Ama kelimeleri yok. Bağıracak, hıçkıracak kelimeleri yok. Ayaklarının üstünde "güç" kamyonunun çift dingil lastikleri duruyor. Ama kelimeleri yok.

Neşeyle el sallarmış gibi yapıyorlar. Ama kelimeleri yok. Aslında boğuluyorlar. Ama kelimeleri yok. Kahkahaları yükseliyor. Aslında ağlıyorlar. Ama kelimeleri yok. Sevmek istiyorlar. Ama kelimeleri yok. Sevilmek istiyorlar. Ama kelimeleri yok. İlgi görmek istiyorlar. Ama kelimeleri yok. Nezakete, terbiyeye, insanlığa ayıracak vakitleri yok. Mahallelerinin kapıları ilk defa açıldı. Küçük akıl tutarlılıkları ilk defa temiz havayla sınanmak üzere. Apışıp kalmış vaziyetteler...

İlgi istiyorlardı. Tehlikeli biçimde ezilmişlerdi. Tehlikeli biçimde alıngandılar. İlgi sorusu soruyordu bakışları. Ama soru henüz çiğnenmiş ceset kokan ağızlarındayken bile elleri silahlarına gidiyordu. Tek silahları vardı: Kelimeleri yoktu. Cevabın katîliğine kendilerini o kadar inandırmışlardı ki, hayat onları buna o kadar inandırmıştı ki, mucizevî bir gülümseme dengelerini bozardı. Olumsuz cevap daha tahammül edilebilir bir şeydi. Alışılmış kâbusun sivilce kökleriyle dolu güvenliğini; temiz bir rüyanın tehlikeli güzelliğiyle değişmeye canları dayanmazdı.

Arkasından seslenildiğinde, Resulallah (S.A.V) vücudunun tamamıyla dönerdi.

Bunlar yengeçler gibi yürüyorlar...

Muhabir: Haber Merkezi